YÜKLENİYOR ...

























ÇİVİ YAZISINDAN SANATA : KALEMİŞİ
2002 / OCAK

Kâğıdın icadından önceki zamanlarda insanoğlu, meramını taşa ve pişmiş tabletlere madeni çubuklarla yazarak anlatırdı. Kâğıdın icadı ile yazı yazmada kullanılan ve sonraları kalem diye adlandırılan gerecin pek çok şekli ortaya çıktı. Ancak, madenden yapılan ilk kalem asla terk edilmedi ve geliştirilerek çeşitli alanlarda kullanıldı. Böylece kalem hangi malzeme için kullanılacaksa, onun özelliğine uygun biçimde üretildi.
Çelik kalemlerle düz zemin üzeri oyularak yapılan işler ise bir sanat dalı oluşturdu ve adı 'kalemişi' oldu. Gümüş, altın ve bakır gibi yumuşak madenler üzerine ucu sivriltilmiş çelikten kalemlerle desen ve şekiller oyan ustalara da 'kalmkâr' denildi.

Sayfa 1/5


























ÇİVİ YAZISINDAN SANATA : KALEMİŞİ
2002 / OCAK

Beş bin yıllık Türk Maden Sanatı tarihi boyunca madeni en mükemmel şekilde işleyenler Büyük Selçuklular oldu. Büyük Selçuklular, Kirman Selçukluları, Anadolu Selçukluları, Suriye Selçukluları ve Irak Selçukluları'ndan sonra Mısır Türk Memlûkleri (Kölemenler) de bu sanatı en iyi şekilde icra etti. Büyük Selçuklularla başlayan ve İran, Irak, Yukarı Azerbaycan, Mısır, Suriye ve Anadolu'da yaşayan ve gelişen bu incelikli sanat dalı Osmanlılarla birlikte yok oldu.
Selçuk kalemi tarzının ne çeşit kalemlerle yapıldığı tam olarak bilinmese de eserler son derece ince işçilikleriyle dikkat çeker. Büyük Selçukluların uyguladığı rumî, hatayi, hayvan ve insan figürleri sonraları tüm İslam âleminin ortak sanatı haline geldi. Zeminleri sık ve paralel çizgili veya çapraz taramalıdır. Eserlerde kullanılan yazı çeşidi ise sülüs, kûfi ve taliktir. Yazı ve figürler zeminden yüksekte bulunur.

Sayfa 2/5


























ÇİVİ YAZISINDAN SANATA : KALEMİŞİ
2002 / OCAK

Kök itibariyle Türk sayılan Memlûklerin sanatları da Selçuklular ile büyük benzerlik gösterir. Ancak Memlûk kalemi, Selçuk kalemine göre daha sade ve daha az işçilik içerir. Selçuklu ve Memlûk kaleminde eserler kalemin çekiçlenmesi (kaleme çekiç vurarak) ile meydana getirilirdi. Osmanlı hâkimiyeti sırasında Osmanlı'nın sınırları dahilinde kalem tavırları; İstanbul, Van, Kafkas ve Bosna olarak dörde ayrılır. İstanbul kaleminde en belirgin özellik fırçanın ahengindeki tavrın maden üzerine incelikli, kalınlıklı aktarılmasıdır. Bu uygulama hakkâklık olarak anılan mühürcülükte kullanılan kamış kalemin ahengi ile yapılırdı. Van kalemi ise kendine has bir tavır gösterir ve savat olarak ayrı bir ad alır. Sanatkâr tıpkı gravür sanatındaki soğuk kalem tekniğinde olduğu gibi eserini ince çelik kalemlerle oyar ve sonunda da o açılmış kanalların içine 'sevad' denilen bir karışımı çamur veya toz haline getirdikten sonra doldurur. Sevad ateşte ısıtılarak boşluklara dolması sağlanır.

Sayfa 3/5


























ÇİVİ YAZISINDAN SANATA : KALEMİŞİ
2002 / OCAK

İş soğuduktan sonra zımparalanır, keçeye tutulur, cilalanır. Tütün tabakası, kamçı sapı, kılıç, hançer kınları, kaşık sapları ve akla gelebilecek her türlü gümüş eşyaya uygulanır.
Kafkas kaleminin özelliği ise derinliği ve kısmî savatlı olmasıdır. Selçuklu sanatının tüm özelliklerini içerir. Geniş bir bölgeyi içine alan Kafkasya'da bu sanat özellikle Dağıstan bölgesinde gelişmiştir. Kılıç ve hançer kınları, at koşumları, kemerlerin gümüş aksamları üzerindeki işçilikler dünyada büyük şöhret kazanmıştır. Bugün birçok müzede çok sayıda Kafkas kalemli eser yer alır. Kafkas eserlerinde cıvalı altın da kullanılırdı, bu nedenle Kafkas işlerinde sarı, siyah ve beyazın ahenkli uyumu dikkat çeker.
Saraybosna ve çevresinde yapılan eserlerde ise Bosna kalemi kullanılmıştır. Yöreye has özellikler içeren işlemelerle bezelidir.

Sayfa 4/5


























ÇİVİ YAZISINDAN SANATA : KALEMİŞİ
2002 / OCAK

Bu kalemin en belirgin özelliği kalem derinliğinin aynı olması ve figürlerin sadeliğidir. En çok kullanılan figürler servi ağaçları, ibrik, sürahi, beyzi biçimler ve rumi yapraklardır.
Bu kalem çeşilerinin dışında yine Anadolu'da yöresel kalmış olmasına karşın özellikle bakır eşyalar üzerine Erzincan, Kayseri ve Kastamonu'da farklı özellikli kalemişleri yapılmıştı.

* Prof. Dr. M. Zeki Kuşoğlu, Marmara Üniversitesi öğretim üyesi.


Sayfa 5/5
 


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı