|
Ama, şimdi beni ancak sıcak, dumanı tüten koca
bir fincan kahve ısıtabilir. Wenders'in 'Berlin
Üzerinde Gökyüzü' adlı filmindeki gibi: Yeryüzüne
inen melek Damiel, ölümlü olmadığı için yaşamı
da bilmez, renkleri, tadları, kokuları ve hatta
sevgiyi de. Ama, yalnızca uzaktan bakmak, yaşamın
içine girememek yeterli değildir onun için,
insan olmak ister. Çok istediğinden bu dileği
gerçekleşir de. İnsana dönüştüğünde, ilk satın
aldığı şey bir fincan kahvedir... Artık, yüzüme
çarpan soğuk havayı hissetmekten hoşnut, elimde
harita, Oranienburger Caddesi'ne giden labirentimsi
sokaklara dalıyorum. Birbirinden şık kafeler,
barlar, butikler, küçük ama sevimli restoranlarla
dolu, henüz tam olarak makyajlanmamış sokaklar
Berlin'in bohem dünyasına açılıyor. Duvarın
yıkılmasından hemen sonra bir fırsatını bulup
civardaki boş ve bakımsız binalara yerleşenlerin
açtıkları sanat galerileri, atölyeler sayesinde
bölge bugün Berlin'in alternatif sanat ve underground
kültür merkezi konumunda. Günümüzde özgün bir
sanat mekânı olan, savaş
|