YÜKLENİYOR ...

























ZÜMRÜT RENKLİ BİR DÜŞ
2002 / OCAK

Anadolu'nun sürprizlerle dolu bir bölgesidir Doğu Karadeniz. Yeşilin binbir tonunu kuşanmış Yalnızçam Dağları'ndan Gürcistan sınırlarına uzanan Ardanuç, Şavşat, Karagöl ve Cin Dağı ise kuşkusuz yörenin en ayrıksı coğrafyalarıdır. Bu coğrafyalara ulaşmak için Artvin'den aşağı, Berta Vadisi'ne inmek gerekir. Vadinin derinindeki Çoruh Nehri'ni geride bırakıp, Bulanık Çayı istikametine yönelince Ardanuç ve Şavşat menziline girersiniz artık. Ardanuç tabelasıyla birlikte anayoldan ayrılıp sağa kıvrıldığınızda Çadır Dağı'ndan yırtılarak gelen muhteşem Cehennem Boğazı Kanyonu çıkar karşınıza. Hemen sağda, kayalıkların bir parçası gibi tepenin yamacına mevzilenmiş Ferhatlı Kalesi yer alır. Köprüler Deresi boyunca, sarp kaya gölgeliklerinde geçen kısa bir yolculukla ulaşıyoruz Ardanuç'a. Binli yıllarda Klarjeti Gürcü Krallığı'na başkentlik yapmış olan Ardanuç, Artvin'e bağlı küçük, sakin bir ilçe. Odun ateşinde yapılan meşhur 'cağ' kebabıyla karnımızı doyurup, Yeni Rabat Gürcü Kilisesi'ni görmek için Bulanık Köyü'ne tırmanıyoruz.

Sayfa 1/5


























ZÜMRÜT RENKLİ BİR DÜŞ
2002 / OCAK

Köyün üç kilometre dışında, patikayla ulaşılan Gürcü kilisesi konuklarını vadilerin sessizliğinde karşılıyor.
Şavşat için Geçit Tepesi uzantılarından sarkan Ardanuç Kalesi'ni geride bırakıp yine koyuluyoruz yollara. Berta Vadisi'nin derinliklerinden çıkarken yeşilin bambaşka coğrafyasına uzanıyoruz. Yaklaşık 40 kilometre sonra Söğütlü Kalesi'ne geldiğimizde Yalnızçam Dağları'nın yamacına yaslanmış olan Şavşat evlerini görüyoruz yukarıda. Keskin virajlarla tırmanılan Şavşat, yeşile bürünmüş tipik bir Karadeniz ilçesi. Sağlı sollu dükkânlar arasından ana caddeye çıktığınızda yerleşim yeri bitiyor, tırmanış ise 2640 metre yüksekliğindeki Çam Geçidi'ne kadar sürüyor.
Yalnızçam sırtlarında motosikleti durdurup kısa bir mola vererek karşıda gözüken Karçal Dağları'nın muhteşem manzarasını seyre dalıyoruz.

Sayfa 2/5


























ZÜMRÜT RENKLİ BİR DÜŞ
2002 / OCAK

Türkiye'nin en yoğun ladin ormanlarıyla kaplı yöre gerçek bir doğal cennet. Tepelerden aşağı sarkan ladinlerin coşkusuna kestane, göknar, kayın, meşe, ceviz ve sarıçam gibi bilinenlerin yanı sıra pek bilinmeyen birçok ağaç türü de eşlik ediyor.
Söğütlü Kalesi'ne tekrar indiğimizde Artvin yolundan ayrılıp doğuya yöneliyoruz. Kaleboyu Deresi'ni izlediğimiz altı kilometrelik tırmanış önce Ciritdüzü köyüne, sonra da şaşılası güzellikteki Cevizli köyüne ulaştırıyor bizi. Tibeti Vadisi'ne hâkim olan Cevizli, iki katlı konağı anımsatan ahşap evleriyle kızıla boyanmış sanki. Kestane ağacının kütük karkasları üzerine oturtulmuş evlerin altı ahır, üstü yaşam alanı olarak kullanılıyor. Bütün evlerin dantele bürünmüş masif işlemeli pencere ve balkonlarından ise rengârenk çiçekler sarkıyor. Evler arasında, iki yaşlı ceviz ağacı gölgeliğinde bulduğumuz taştan yapılma Gürcü kilisesinin dış duvarları sapasağlam.

Sayfa 3/5


























ZÜMRÜT RENKLİ BİR DÜŞ
2002 / OCAK

Onu bin yıllık yalnızlığına bırakıp yeniden düşüyoruz yollara.
Karagöl'e ulaşmak için Ciritözü'ne geri dönüp doğu yönüne sürmek gerekiyor. Dağ köylerinin ilk buluşma noktası olan Veliköy'e kadar yollar iyi, sonrasında ise daralan yolla birlikte tırmanış başlıyor. Yarım saatlik bir tırmanış sonundaysa ladin ormanının yeşiline gömülmüş Karagöl seriliyor önümüze. Geceyi iki katlı konukevinde geçiriyoruz. Günün ilk ışıklarıyla, göl kıyısından başlayan ladin ormanı içindeki patikadan ormanın derinliklerine giriyoruz. Gür bitki örtüsünün şemsiye gibi örttüğü dağ yolları çok bozuk. Kıvrıldığımız bir yamaçtan sonra ise sırtını boz tepelere yaslamış, ışıl ışıl parlayan çinko çatılı ahşap evleriyle Aşağı Kışla Yaylası çıkıyor karşımıza. Ağaçlar biterken yol, yol olmaktan çıkıyor, sivri kaya parçalarına dönüşüyor. Tam direncimizin kırıldığı noktada, gözlerimize inanamıyoruz. Yemyeşil merada bacalarından dumanı tüten Fayatlı Yaylası evlerinin gerisinde 2957 metrelik Cin Dağı'nın dorukları yükseliyor.

Sayfa 4/5


























ZÜMRÜT RENKLİ BİR DÜŞ
2002 / OCAK

Zirve derseniz, bizden en fazla 500 metre yukarıda. Sağ yanımızdaysa, altımızdaki uçurumdan akıp giden yemyeşil ormanlarla kaplı tepeler ufuk çizgisiyle birlikte sis bulutunun içine gömülüyor. Gözlerimiz vadinin derinliğinde bir nokta gibi küçülmüş olan Karagöl'ü bulunca gölün adının neden 'kara' olduğunu ayrımsıyoruz o anda: Karagöl, sevgiyle ışıldayan kara gözler gibi bakıyor, kapkara...

* Aydın Çukurova, yazar.

Sayfa 5/5
 


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı