YÜKLENİYOR ...

























PARMAKLARIN SAKIZI MİSTİK TANELER TESPİH
2001 / EYLÜL

Sadece Müslümanlar için değil, birçok dinde önemli bir yeri olan tespihlerin en güzelleri İstanbul'da yapıldı. İslam ülkelerinden zengin meraklılar yüzyıllar boyunca en güzel tespihleri hep İstanbullu ustalardan edindiler. Altın, gümüş, fildişi, denizkaplumbağası kabuğu, sedef, kehribar, lületaşı, abanoz ve ödağacı gibi onlarca tespih hammaddesi Afrika ve Güney Amerika gibi uzak diyarlardan getirilerek İstanbullu ustaların elinde birer değerli dua tanesine dönüştü.
Doğancılar Caddesi'nde üç katlı eski bir ev. Üçüncü katta ikamet ediyor Ahmet Düzgünman. Eski aktar, ciltci, ebruzen, antika saat ve tespih koleksiyoncusu... 1917'den bu yana Üsküdar'da oturuyor. Onun kibar "hoş geldin"inin yanı sıra onlarca saatin tik takları, ding dongları karşılıyor beni. Koltuğa hafifçe çöküyorum, sanki biraz hızlı hareket etsem birbirinden nadide bu antika saatler duruverecekmiş gibi geliyor. Düzgünman'ın saat ve tespih sesine bir duyarlılığı olmalı. İkisinin sesi de birbirinden ahenkli. İkisi de tıkır tıkır, şıkır şıkır. Anlatmaya başlayan Düzgünman beni önce yirmi, sonra ise yüzyıllar öncesine götürüyor.

Sayfa 1/6


























PARMAKLARIN SAKIZI MİSTİK TANELER TESPİH
2001 / EYLÜL

Tespihciliğe yirmi yıl önce başlamış Ahmet Bey. O yıllarda, birlikte aktar dükkânı işlettikleri ağabeyi Mustafa Düzgünman'ın bir tespih koleksiyonu varmış. "Ben de tespih yapabilirim" demiş ve saatçilikte kullandığı torna makinesini tespihçiliğe uyarlamış. Yıllarca çalışmış. Dayısı Necmeddin Okyay ve ünlü tespih ustası Galip Başsaka'dan kapmış sanatı. Aradan geçen yirmi yılda kendisi için bir tespih koleksiyonu oluşturduğu gibi, birçoğunu da eşe dosta hediye etmiş. Ne yapıp edip ünlü ustaların yaptıkları tespihlerden de edinmiş. "Artık tespih yapmıyorum. Zira ellerim ve gözlerim hassasiyetini kaybetti. Tespih yapmak itina isteyen bir iştir. Hata kabul etmez" diyor Düzgünman. Tespih yapımında diğer ustalar gibi çok değişik hammaddelerden yararlanan Düzgünman, bu malzemeleri beş gruba ayırıyor: Zümrüt, yakut, elmas, necef, firuze, laciverttaşı, zeberced, yeşim, akik, altın, gümüş gibi değerli taş ve madenler; fildişi, suaygırı dişi, balina dişi, bağa (denizkaplumbağası kabuğu), denizfili, boğa boynuzu ve deve kemiği gibi hayvansal maddeler; inci, mercan, sedef,

Sayfa 2/6


























PARMAKLARIN SAKIZI MİSTİK TANELER TESPİH
2001 / EYLÜL

yüsrü gibi deniz kökenli maddeler; kehribar, lületaşı gibi fosiller ve tabii ki ağaç. Yılanağacı, abanoz, ödağacı, sandalağacı, maverd, kanağacı, zeytin, pelesenk, gül, demirhindi, lale ağacı, saten, şeker, tik, kokobolo, morağaç ve kalenbek... Bu ağaçların birçoğu Hindistan, Mısır, Madagaskar, Güney Amerika'dan getirilmiş. Halen de oralardan getiriliyor. Sert, kahverengi bir ceviz türü olan ve Seylan, Endonezya, Hindistan gibi ülkelerde yetişen kuka, bir tür hindistancevizi olan narçıl, sırçalı kuka, zeytin ve hurma çekirdeği gibi malzemelerden de tespih yapılıyor. Son devrin en makbul ve yetenekli ustalarını ise şöyle sıralıyor: Beylerbeyli Galip Usta, Topuzun Halil, Sahhaf Nuri, Tophaneli İsmet, Mevlanakapılı Mahmut, Fildişici Burhan, Topkapılı Sadık, Börekçi Mahmud, Beşiktaşlı Sağır Rıfat, Kalemdar Hayri, Kehribarcıbaşı Ali Bey, Horozun Salih, Kalafatçı Hasan... "Hatta," diyor Düzgünman, "Horozun Salih öyle ustaydı ki... Ondan tespih alanlar 'Tespihin deliğinden iki ibrişim geçerse almayız ha!' diyerek takılırlardı." Son devir büyük ustaların kullandığı tespih

Sayfa 3/6


























PARMAKLARIN SAKIZI MİSTİK TANELER TESPİH
2001 / EYLÜL

tezgâhını Necip Sarıcı, Yapı Kredi tarafından yayımlanan "Dua Taneleri" başlıklı kitaptaki yazısında şöyle anlatıyor: "Çıkrık kemâne adı verilen el tezgâhı beş bölümden oluşurdu: Tay denilen iki ayağı tutan alt ağaç; ortasında ayar delikleri olan delikli peşme; 'kubbe'yi tutan kelebek; dönen yuvarlak bölüm, yâni kubbe; ustanın ayağını dayadığı tezgâh takozu. Çok basit ama milimetrik hassasiyette olması gereken tespih tezgâhını, ustanın kendisi imal ederdi. 50 x 100 santimetre boyutlarında bir tablada, iki demir punto arasına ince delinerek kalıba geçirilmiş taneyi sol eliyle çektiği kemâne ile döndürür, sağ elinde tuttuğu rende ve arda ile de malzemeyi suyuna ve kendisinin zevkine göre tıraşlayıp "habb"ları, yâni taneleri, armudî, beyzî, kürevî, şalgamî veya fasetalı olarak biçimlendirirdi." 99'luk bir tespih için yaklaşık 110-120 arasında tane üretilir, içlerinden de birbirlerine en uyumluları seçilir. Artan diğer taneler de 33'lük tespihler için saklanır. Taneler tamamlandıktan sonra sıra takımı oluşturan durak (nişâne), pul, düğüm yuvası, imâme, ara taneler ve tepelik grubunun yapılışına gelir. Bütün bu

Sayfa 4/6


























PARMAKLARIN SAKIZI MİSTİK TANELER TESPİH
2001 / EYLÜL

tamamlayıcı parçaların, tanelerin özellikleriyle uyumlu olması gerekir. İyi bir tespihte parçalardaki uyumun yanı sıra, iplerin geçirildiği deliklerin çok ince olması bir kalite göstergesi olarak kabul edilir. Tespihte en son olarak da imame şekillendirilir. Üzerlerine halkalar, sikkeler giydirilir. Tanelere yazılar, süslemeler yapılır. Halkalı pul, vidalı tepelik, imameye gizli düğüm yuvası ve kamçı takıldıktan sonra tespih müşteriye veya koleksiyona hazır hale gelir. Bilhassa kokulu ağaçlardan yapılan tespihler kapalı kutularda saklanır ki, kokusu kaybolmasın. Tespih sadece Müslümanlar için değil, Budizm, hatta Hinduizm ve Brahmanizm gibi eski Uzakdoğu dinlerinde de önemli. Avrupa'da katolik rahip ve rahibelerin kullandığı 64 taneli, çarmıha gerilmiş İsa tasvirli tespihler ise dinî kıyafetlerin tamamlayıcısıdır aynı zamanda. Osmanlı zamanında yaz mevsiminde ele serinlik verdiği için neceften (kaya kristali) yapılma tespih kullanılırmış. Her tanesi ışıkta yedi rengi ayıran ışıl ışıl, ucu gümüş kamçılı tespihleri taşımak ise bir ayrıcalıkmış. "Tespihlerin makbul olanı büyüklük ve şekil bakımından

Sayfa 5/6


























PARMAKLARIN SAKIZI MİSTİK TANELER TESPİH
2001 / EYLÜL

taneleri aynı olanı. Denk getirilememişse bile en büyük taneden başlayarak küçüğe doğru dizilir ve buna servi dizimi denir. Bu tip tespihler ikinci kalitedir. Tespihler, ibrişim denilen ipeklere dizilirdi, fakat artık boyanarak istenen renge getirilen naylon iplere diziliyor" diyor Ahmet Düzgünman. Gündelik yaşantı içinde kullanılan 33'lük veya 99'luk tespihlerden başka tekkelerde kullanılan daha çok taneli tespihler de var. Bu tespihler iri taneli olup büyüklüklerine göre beş yüzlük veya binlik şeklinde adlandırılırlar.
Geleneksel tespihçilik bugün sadece birkaç meraklı tarafından amatör olarak sürdürülüyor. Fabrikalarda plastik veya diğer sentetik maddelerden seri olarak üretilen incik boncukları saymazsak tabii...

* Mustafa Çalık, gazeteci

Sayfa 6/6


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı