YÜKLENİYOR ...

























İKİZDERE ÇAMLIK YAYLASI
2001 / EYLÜL

Yeşile sevdalı iseniz, yolunuzu Doğu Karadeniz'e çevirin. Trabzon'dan Rize'ye doğru giderken, İyidere Köprüsü'nden sağa sapın ve çevreyi seyretmeye başlayın. Yeşil tuvale çizilmiş büyüleyici, ama yaşaması zor bir dünya ile tanışacaksınız. Başınızı kaldırıp baktığınızda dağlara, tepelere kurulu ahşap evler, patika yollar, çam ve kızılağaçların arasında kaybolan insan siluetleri, uzaklardan akıp gelen dereler ve küme küme eflatun komar çiçekleri selamlayacak sizi... Bir-iki günlüğüne bile olsa şehrin kalabalığından uzaklaşmak için Doğu Karadeniz'in yaylalarına çıkıyoruz. İkizdere Çamlık (Puşula) Yaylası nefis havası, kana kana içilip bir türlü doyulamayan suyu ve dinginliğiyle huzur veriyor insana. İkizdere'de yaşayanların, ilçede olsun köylerde olsun atadan kalma bir tutkuları var ki, vazgeçilmez: Yaylaya çıkma tutkusu bu. Dünyanın öbür ucunda olsalar bile çekiyor onları.
Biz de önce Çamlık köyü yolunu tırmanıp bir tepeyi aşıyoruz; çam kokusunu içimize çekerek içinden dere geçen vadiye geliyoruz. Dinlenmek için mola verdiğimizde fark ediyoruz ki biz yaklaştıkça

Sayfa 1/5


























İKİZDERE ÇAMLIK YAYLASI
2001 / EYLÜL

Puşula uzaklaşıyor. Meğer yürürken yukarıya bakmamak gerekirmiş. Güneş ışıklarıyla yıkanan çam ağaçları arasında küme küme zifin çiçekleri döne döne uzayan patikada bize yol veriyor; yükseldikçe etrafımızı saran bitki örtüsü değişiklik göstermeye başlıyor. Ormandaki ağaç, bitki ve çiçeklerin kokuları aklımızı başımızdan alıyor, minik şelaler tatlı bir türkü söylüyor bize. Yarım saatte bir çeşme başında verdiğimiz molalara rağmen yorulan bacaklarımız adeta rehberimizin peşinden sürükleniyor. Ama azimliyiz, yolumuz neredeyse iki bin metre olsa da. Önce orman bitiyor, yeşil bir otlak karşılıyor bizi, ardından yayla evleri görünüyor. Tam iki saatte hoş geldik Puşula'ya. Bizi yaylada, yeşilin, laciverdin ve beyazın başrolde olduğu muhteşem bir manzara karşılıyor. Yöreye özgün mimarinin örnekleri olan yayla evleri yeşil tuval üzerinde kahverengi lekeler olarak beliriveriyor. Şehrin boğucu havasına alışkın ciğerlerimiz ilk anda şaşkınlık geçirse de mis gibi yayla havasına alışıveriyor. Doğanın kucağındaki bu sessiz ve dingin ortam rahatlatıyor bizi. Sabahın erken saatlerinden beri aç olduğumuz için

Sayfa 2/5


























İKİZDERE ÇAMLIK YAYLASI
2001 / EYLÜL

hemen kahvaltıya oturuyoruz. Yaylada yaşayanların geçimleri hayvancılık üzerine olduğundan, soframıza gelenler de hayvansal ürünlerden oluşuyor. Saçak peyniri, kaymak ve sütle karnımızı doyuruyoruz. Yaylada hava çok değişken. Gün boyu sanki dört mevsim yaşanıyor. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun ardından güneş açıyor, ardından her yer süt beyazı sisle kaplanıyor. Biz de kahvaltının ardından dışarı çıktığımızda, bulut tarlalarıyla karşılaşıyoruz. Birden bastıran sisin içinde kaybolsak da, hava hemen açıveriyor. Yeşilin binbir tonu, rengârenk çiçekler ve sürekli değişken yayla havası yol boyunca bize eşlik ediyor. Birden karşı vadide sislerin arasından koskoca Ovit Dağı beliriyor. Yaylanın yukarısındaki geniş düzlüklerde hayvanlarını bırakan kadınlar, çayırlara serilmiş rengârenk el işlerini yapıyorlar. Biz de kendimizi bu doğal, yumuşacık halının üstüne bırakıp biraz kestiriyoruz. Doğa tatlı bir türkü söylüyor kulağımıza... Öğleden sonra yaylanın aşağısındaki ormana hareket ediyoruz. Burada arıcılık yapılıyor.

Sayfa 3/5


























İKİZDERE ÇAMLIK YAYLASI
2001 / EYLÜL

Yılın belirli aylarında arıcılar ormanda kovanların olduğu bölgeye gelip birkaç ay kalıyorlar. Nefis yayla balının tadına yerinde bakıyoruz. Bir kulübede kalan dört arıcı her yerde rastladığımız konukseverlikle bizi de çaylarına ortak ediyorlar. Yanlarından ayrılıp yaylaya tekrar dönmek için hareket ediyoruz. Yaylaya alabildiğine bir huzur, sadelik ve düzen hâkim. Biz şehir kölelerine de, içimizden 'keşke'ler geçirerek hayran hayran yayla sakinlerini izlemek düşüyor. Yaylalarda yaşayanlar yaz boyunca ikişer aylığına bir yayladan diğerine göçtüklerinden yanlarında fazla eşya bulundurmuyorlar. Hayvanların otlaması için bu uygulama şart. Yaylada akşama doğru bir hareketlenme başlıyor. Hayvanlar, onların deyişiyle 'mallar' geliyor. Hayvanların ahıra kapatılmasında herkes birbirine mümkün olduğunca yardım ediyor. Yorucu bir günün ardından, mis gibi dağ suyuyla yapılan çayın yanında yenilen mıhlama ile birlikte, odun ateşi etrafında akşam muhabbetleri de başlıyor. Ve yaylada yaşam kendini sürekli tekrar ediyor.

Sayfa 4/5


























İKİZDERE ÇAMLIK YAYLASI
2001 / EYLÜL

Henüz kardelenler açmadı; yayladan göç mevsimi değil, ama ne yazık ki dönmemiz gerekiyor. Gözlerimizdeki hüznü üzerimize yağan yağmurla birlikte İkizdere'ye akıtarak veda ediyoruz; önce ruhumuzu kavrayan yeşile, sonra da özünü kaybetmemiş güzel İkizdere insanına.

* Barış Hasan Bedir, fotoğrafçı.

.

Sayfa 5/5
 


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı