YÜKLENİYOR ...

























ZEYTİN AĞAÇLARININ GÖLGESİNDE: KARABURUN
2001 / EYLÜL

Gövdeleri boğum boğum, görmüş geçirmiş zeytin ağaçları... Kabuklarının üstünde yüzyılların izi var. Dile kolay; hasat zamanı bereketten dalları yere varan ağaçlar yüz, yüz elli, hatta üç yüz yıllık bir yaşam deneyiminin bilgeliğini taşıyor. Güneş altında ya da gece dolunayda gümüşî parıltılar saçan küçük yaprakları geçmiş yaşamların fısıltısını ulaştırıyor bize. İzmir, Karaburun Yarımadası'nda denize doğru inen sarp kayalıklar üstünde göğe doğru yükselirken adeta asil bir duruşları var. Bölgede, ağaçlar arasında yürürken yoğun olarak hissedilen zeytin kokusu elle tutulacak denli somut. Zeytin ağaçlarının dalları arasından aşağıda bir kaybolup bir görünen turkuvaz renkli denizse gönül çelici. Ayaklarımızın altındaki kır bitkileri havayı büyüleyici, tatlı bir kokuyla dolduruyor.
Bugün Ege Bölgesi'ndeki en bozulmamış doğal alan olan Karaburun Yarımadası'nın bir bölümü Doğal ve Arkeolojik SİT alanı ilan edilmiş. Geleneksel yöntemlerle ve hiçbir kimyasal ilaç kullanmadan yapılan tarım uygulamaları, henüz yapılaşmaya kurban gitmemiş sahil kesimi bölgenin en imrenilecek

Sayfa 1/4


























ZEYTİN AĞAÇLARININ GÖLGESİNDE: KARABURUN
2001 / EYLÜL

özellikleri. Yarımadadaki biyolojik çeşitlilik de dikkat çekici. Burada 200'ün üstünde kuş ve 380 bitki türü yaşıyor. Bölgenin türü tehlike altında bulunan Akdeniz foku (Monachus monachus) ve Avrasya susamurunun (Lutra lutra) da yaşam alanı olması, bu bakir topraklardaki yaşam zenginliği konusunda bize bir fikir veriyor. Yüzyılların ayak seslerini bugüne ulaştıran taş patikalar ve bir zamanlar Rumlarla Türklerin yan yana oturduğu taş evler, Karaburun'un köylerini süslüyor. Geçip giden uzun yıllar köylülerin alışkanlıklarını pek fazla değiştirmemiş. Eğlenhoca köyünde rastladığımız Ali de ailesinden öğrendiği kadim bir geleneği sürdürüyor. Yörenin lezzetli üzüm ve eriklerinden yaptığı ev şarabını bize sunuyor. Şarabın damağımızda kalan tadı doyumsuz...
Zeytin Karaburun'da halkın en temel geçim kaynaklarından biri. Aynı köyden Halil Dayı bize zeytin ağaçları hakkında bilgi veriyor. Hurma diye adlandırılan zeytin ağacının meyveleri bal gibi. Yani bu ağaçta yetişen zeytin hiç işlenmeden, tatlandırılmadan dalından koparıldığı gibi yenilebiliyor.

Sayfa 2/4


























ZEYTİN AĞAÇLARININ GÖLGESİNDE: KARABURUN
2001 / EYLÜL

Karaburun, Osmanlı döneminden 1930'lara kadar canlı bir deniz ticaret limanıydı. O dönemde günde yaklaşık 80 geminin buraya geldiği ve ünü hem bütün ülkeye, hem de tüm Akdeniz dünyasına yayılmış yöre şarabını, salkım salkım üzümleri, zeytini ve enfes zeytinyağını başka limanlara götürdüğü biliniyor. 1930'larda ise Balkanlar'dan gelen göçmenler bölgeye yerleşiyor. Yeni gelenler önce buraya pek alışamıyorlar. Aralarında zeytin ağacını daha önce hiç görmemiş olanlar var. Zeytinin ekonomik değeri daha sonra anlaşılıyor. Bölge 1960'larda büyük kentlere göç vermeye başlıyor. Bu göç dalgası yüzünden Karaburun'un nüfusu bugün de fazla değil ve toprakla ilgilenmek çoğunlukla yaşlı kuşağa düşüyor. Çağlar boyunca bu topraklar üstünde yeşeren ve hâlâ da yaşatılan, eski kültürel geleneklerin, doğanın bize bıraktığı mirasın değerini yalnızca yaşlılar bilmiyor elbet. Ege Üniversitesi Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde master öğrencisi olan Nesimi Ozan Veryeri, bu eşsiz yarımadanın toprağını ve denizini korumak için sürdürülen bir çevre koruma projesinin sorumlusu.

Sayfa 3/4


























ZEYTİN AĞAÇLARININ GÖLGESİNDE: KARABURUN
2001 / EYLÜL

İşbankası'nın sponsorluğunu üstlendiği proje, SAD-AFAG (Sualtı Araştırmaları Derneği-Akdeniz Foku Araştırma Grubu) tarafından yönetiliyor. Projenin asıl amacı ise dünyada soyu en çok tehlike altında olan memeli hayvanlardan Akdeniz fokunun doğal yaşam alanlarından birini korumak. Az sayıda Akdeniz foku halen bu sularda yaşıyor. Karaburun'un yerli halkı, yerel idareciler, ulusal ve uluslararası organizasyonlarla da işbirliğine giden SAD-AFAG, kültür ve doğa üzerindeki insan etkisini en aza indirgemek için çalışıyor.
Eski zamanlardan beri bu sularda hayat bulan Akdeniz foklarının mavi hareli mağaralarında yaşamaya devam etmesi, yüzyıllık zeytin ağaçları ile taştan yapılma Rum evlerinin gelecek kuşaklara ulaşması hepimizin dileği. Karaburun halkının da bu konudaki duyarlılığı ve biz oradayken yeni doğan sevimli mi sevimli iki fok yavrusu, bu doğal ve kültürel mirasın daha uzun yıllar boyunca da korunacağına ilişkin bir umut kıvılcımı.
* Shannon Bishop, fotoğrafçı.
Çeviren: Emel Çelebi

Sayfa 4/4


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı