|
Atatürk'ün de kendine özgü bazı huyları vardı. Sözgelimi, oturduğu evde bir eşyanın, kendi eliyle koyduğu yer neresiyse orada kalmasını istiyor, değiştirilmesine de öfkeleniyordu. Eşi Latife Hanım'la yaşadıkları küçük aile kavgalarının neredeyse tek nedeni buydu. Oturduğu yerlerde her şeyin ütülü, tertemiz, uyumlu ve zevkli olması gerekiyordu. Rahat etmesi için! Cephede, toplar tüfekler patlarken yarım teneke suyla da olsa, çadırından yıkanmadan asla çıkmadığını bütün arkadaşları bilirdi. Ata'nın bir de "yalnız kalma" ihtiyacı vardı. Ama, bu asla bir sevgisizlikten kaynaklanmıyordu. Zihni hiç ara vermeden üretmekle meşguldü. Fikir, eylem, öneri, bilgi... Bu üretim yoruyordu o genç kafayı. Bir de vazgeçilmez bir huyu vardı: Kendini sorgulamak, hesaplaşmak. Bakımlı bahçeleri, sağlıklı ağaçları, renk renk çiçekleri, açık havayı ve denizi, deniz kenarını çok seviyor ve bu tür mekânlarda bir fincan kahve içtiği zaman mutlu oluyordu. Yanında kitap, defter ve kalemleri olmadan hiçbir evde huzur bulamıyordu.
|