YÜKLENİYOR ...

























TÜRKİYE 'NİN İLK SANAYİ MÜZESİ: RAHMİ M. KOÇ MÜZESİ
2001 / AĞUSTOS

Antik dönemin coğrafyacılarından Strabon, girinti çıkıntılarıyla bir geyik boynuzuna benzediğini söyler Haliç'in. Bu yüzden Keras adıyla anılır bir dönem. Boynuz sözcüğü zamanla Hrisokeras (Altınboynuz) olur. Araplar ve Osmanlılar ise buraya Halic-i Konstantiniyye derler. Çağlar boyu kuzey-güney ve doğu-batı doğrultusunda karadan geçen tüm ticaret yolları, Haliç'te düğümlenir. Marmara Denizi'ne yaptığı haliçle, bugünkü İstanbul'un ilk yerleşim yörelerinden Tarihi Yarımada'yı meydana getirir. Haliç günümüzde ise yerli yabancı tüm gezginlerin uğradığı bir kültür-sanat merkezi olma yolunda.
1994'te ziyarete açılan Rahmi M. Koç Müzesi de Haliç'in kıyısında, temelleri Bizans'a dayanan taihîn Lengerhane binasında kurulu. Kurucusu Rahmi M. Koç'un kişisel çabaları, yapılan bağışlar ve verilen objelerle sürekli zenginleşen müzede 13. yüzyıl usturlabından 20. yüzyıl Harley Davidson motosiklete kadar uzanan geniş bir perspektifte sekizyüzü aşkın teknik antika eser sergileniyor.

Sayfa 1/4


























TÜRKİYE 'NİN İLK SANAYİ MÜZESİ: RAHMİ M. KOÇ MÜZESİ
2001 / AĞUSTOS

12. yüzyıldan kalma Bizans temelleri üzerine, III. Ahmed döneminde (1703-1730) inşa edilen Lengerhane, bir dönem Osmanlı donanmasına dökümhane olarak hizmet vermiş. Osmanlı'da gemiyi denize sabitlemek için denize atılan zincir ve bu zincirin ucundaki çapaya 'lenger', imal edildikleri yere de 'lengerhane' dendiği için yapı bu adla anılır olmuş. İlk bakışta bir Bizans kilisesini ya da bir camiyi andıran tuğla renkli Lengerhane binası günümüzde Anıtlar Yüksek Kurulu'nca II. sınıf taihî' eser olarak değerlendiriliyor.

Ancak, müzedeki sergileme alanlarının giderek müze koleksiyonuna yetmemesi nedeniyle, 1996'de Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından Denizcilik İşletmeleri'nden Hasköy Tersanesi de satın alındı. Haliç'in hemen kıyısındaki tersane, restore edildikten sonra bu yıl Temmuz ayı içinde hizmete açıldı. Bugün II. derecede taihîc eser kabul edilen Hasköy Tersanesi, 1861'de Şirket-i Hayriye tarafından kendi vapurlarının bakım ve onarımlarını yapmak için kurulmuş.

Sayfa 2/4


























TÜRKİYE 'NİN İLK SANAYİ MÜZESİ: RAHMİ M. KOÇ MÜZESİ
2001 / AĞUSTOS

Hem eğitmeyi, hem de eğlendirmeyi amaç edinerek klasik müze anlayışının dışına çıkan, yaşayan, etkileşimli ve engellilerin de özel asansörlerle dolaşabildiği bir kompleksi olan müzeye gelen öğrenci ve ziyaretçiler günlük hayatta kullandıkları objelerin nasıl çalıştığını öğrenebiliyor. 'Ne Nasıl Çalışır' bölümünde ziyaretçi, yalnızca bir düğmeye basarak bir radyatörün ısıyı nasıl ilettiğini, tekerleğin nasıl döndüğünü ya da bulaşık makinesinin nasıl çalıştığını görebiliyor. Klasik otomobillerin olduğu bölümde sergilenen otomobillerin tek özelliği tarihi olmaları değil. Hem denizde, hem karada gidebilen otomobil, Barış Manço'nun Rolls Royce'u ve seri olarak üretilen ilk Türk otomobili Anadol yan yana duruyor. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Atatürk tarafından kullanılan 1921 yapımı Fordson traktör, 1918'de imal edilen ilk fabrikasyon otomobil olan Ford T ile Galata ve Beyoğlu'nu birbirine bağlayan Tünel'in buharla işleyen makinesi, P. Michaux'un icat ettiği velesiped de müzenin ilgi çekici parçalarından.

Sayfa 3/4


























TÜRKİYE 'NİN İLK SANAYİ MÜZESİ: RAHMİ M. KOÇ MÜZESİ
2001 / AĞUSTOS

Geleneksel metodlarla üretim yapan Araser Zeytinyağı Fabrikası'nın açık kapıları ziyaretçilerini bekliyor. Az ötede 1932'deki haliyle Erol Usta'nın Ayvansaray'daki Sandal Yapımevi var. Tüm Avrupa'yı gezen saltanat vagonunun kapısını açtığınızda Sultan Abdülaziz'i koltuğunda otururken bulacaksınız. 1960'ların sonlarına kadar Kadıköy-Moda arasında yolcu taşıyan tramvay gıcır gıcır. 'Boş Yer Yok, Yolcu Almaz' levhaları halen üzerinde. Haliç'in kıpırtılı sularına bakan Halat Restoran'ın karşısına ise 1930'lu, 40'lı yıllara ait dükkânlar dizilmiş: Haliç oyuncakçısı, ayakkabı tamirhanesi, saatçi, bitkilerin şifalı ilaçlara dönüştüğü eczane, demirlerin kor ateşte dövüldüğü demirci sizi yıllar öncesinde bir yolculuğa çıkartıyor. Asırlık bardak, çanak, masa ve sandalyelerle donatılmış İngiliz Pub'ı Barbarrossa ise yorgun gezginlerini ağırlamak için bekliyor.

Yazı EMEL ÇELEBİ
Fotoğraflar SERVET DİLBER / PRINT PHOTOBANK TÜRKİYE

Sayfa 4/4


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı