YÜKLENİYOR ...

























HEPSİ BİRER MÜZCEVHER: YATAĞANLAR
2001 / AĞUSTOS

Sanat ve silah her ne kadar biraraya gelmesi zor ve birbirine zıt iki kavram gibi görünse de, her ikisi de insanoğlunun ellerinde gelişmiştir. Eski çağlardan beri kullanılan silahların başında gelen kılıcın serüvenini müzelerde izlerken insanlık tarihiyle birlikte, silahın sanata dönüşümüne de tanık olur ve onların bir savaş aleti olduğunu unuturuz. Tıpkı Türklere has bir kılıç olan yatağanlarda olduğu gibi. Tüm dünyada 'Türk kılıcı' olarak bilinen yatağanlar, keskinliği ve sağlamlığı kadar gözalıcı birer sanat eseri olarak da adından söz ettirir.

Yatağanların form, yapı ve ölçüleri bildiğimiz kılıçlardan farklıdır. Kemik, boynuz, gümüş ya da fildişinden yapılan kabzalarının baş kısmı iki geniş kulak şeklinde sağa ve sola ayrılır. Bunlar yatağanın hamle sırasında elden çıkmasını önlediği gibi sahibini düşmana karşı daha avantajlı kılar.Bir 'Y' harfi meydana getiren kabza, enli ve kalın bir metal bilezik altında namlu ile birleşir.

Sayfa 1/5


























HEPSİ BİRER MÜZCEVHER: YATAĞANLAR
2001 / AĞUSTOS

Kabza zırhı gümüşten ya da altın tombaklı bakırdan yapılıp mercan, zümrüt ve yakut gibi kıymetli taşlarla bezenir. Aynı süslemelere kılıcın kınında da rastlanır. 60-80 santimetre uzunluğunda olan yatağan içe doğru kıvrıktır. Demirden yapılma sırtı kalın, keskin çelik kısmı ise ince, ama dayanıklıdır. Çeşitli resimlerin, güzel yazıların, destanların ve dini sözlerin bulunduğu gövde kısmı üzerinde yer alan simgelerde şu sıra takip edilir: Kılıcı yapanın mührü, kelime-i tevhid, hükümdarı tanıtıcı ve zafer dileyen sözler. Kılıçlar üzerinde iki üçgenin iç içe olarak üst üste gelmesiyle elde edilen altı köşeli yıldız formundaki işarete ise Mühr-ü Süleyman denir. Yatağan üzerine gümüş ya da altın kakma yapmak için motif ve yazılar önce gövde üzerine kazınır, oyulan yerlere eriyik halde altın ve gümüş doldurulduktan sonra tesviye edilir.Gümüş sıvamada ise haddelenmiş ince gümüş tel, gövde üzerine uygun tekniklerde istenilen yazı veya motif şeklinde yapıştırılır. Yatağanda kullanılanın genelde bu teknik olduğu gözlenir. Kılıç üzerindeki yazılar ise bazen bir Kuran ayeti, dua,

Sayfa 2/5


























HEPSİ BİRER MÜZCEVHER: YATAĞANLAR
2001 / AĞUSTOS

bazen edebi bir söz, bazen de sahibinin ruh halini yansıtan cümlelerden oluşur. Yatağanların üzerindeki göz alıcı işlemelere bakıldığında hepsinin bir ustadan çıkmasının mümkün olmadığı anlaşılır. Çeliği yapan usta ayrı, kabza, bezeme ve kınları yapan usta ayrı ayrı kişilerdir. Oyma, kakma, telkâri ve taneleme teknikleri ile yapılan nefis yatağanlar bugün bile gerek parlaklığı, gerekse işlemeleriyle göz doldurur. Yatağanın kabzası, kını ve gövdesindeki mücevher ve süslemeler, kılıcın sahibinin ekonomik durumuna göre değişir. Kınların uç kısmında bulunan kılıç bapucundaki ejderha, kartal ve yılan başı şeklindeki süsler, kılıcın kınını delmesini de önler.

Daha çok yeniçeri ve zeybeklerin kullandığı yatağanlar, kılıçtan daha küçük ve hafif olduğundan belde taşınması daha kolaydır. Yatağanın ağzının çok keskin olmasından dolayı kullanımda belirli kurallar getirilmiştir. Eğer yiğit, karşısında muharebe ettiği kişi zayıf ise yatağanın ağzı ile değil de sırtı ile müdahale eder.

Sayfa 3/5


























HEPSİ BİRER MÜZCEVHER: YATAĞANLAR
2001 / AĞUSTOS

16. yüzyılın ortalarından itibaren yapımına başlanan ve 19. yüzyılın sonlarına kadar da kullanılan bu kılıçlara neden yatağan dendiği meselesine gelince... Yeniçerilerin bellerindeki meşinden yapılma silahlığın içine yatık olarak konup taşındığı için bu kılıçlara yatağan dendiği söylense de ikinci rivayet daha güçlüdür. Selçuklu komutanlarından olduğu söylenen, demircilikle uğraşan, Yatağan Baba namıyla maruf Osman Bey, şimdi Denizli'nin bir beldesi olan Yatağan'ı fethettikten sonra buraya yerleşmiş. Yatağan Baba buraya sadece adını vermekle kalmamış, kasabada üretilen ve tüm dünyaya nam salan kılıçların da isim babası olmuş. Pek çok taihîs kaynak ve belgelerde kılıçların Yatağan kasabasında yapıldığına dair yazılı bilgiler bulmak mümkün. Bu bilgiler kasabadaki sözlü tarihle karşılaştırıldığında paralellik taşımakla birlikte; yatağanların başta İstanbul, Bursa ve Filibe olmak üzere Osmanlı'nın önemli kentlerinde de üretildiği biliniyor.

Sayfa 4/5
 


























HEPSİ BİRER MÜZCEVHER: YATAĞANLAR
2001 / AĞUSTOS

İstanbul'un fethi sırasında da orduya barut gönderen, daha sonraki yüzyıllarda da kılıç ve kama üreten Yatağan'da, babadan oğla geçen demircilik mesleği, yüzyıllardır kasabanın en büyük geçim kaynağı. Evlerinin altında ya da yanında açtıkları atölyelerinde bıçak yapan Yatağanlılar, artık eskisi gibi yatağan üretemeseler de, burası bıçak yapımı konusunda Türkiye'nin en önemli merkezlerinden biri. Yatağan'daki atölyelerin hangisinin kapısını açsanız, eski tip körüklerin önündeki ocakta kızdırdıkları demiri döven ak saçlı ve sakallı dedeyle ilerleyen yaşına rağmen kocasının yanında çekiç sallayan nineyi görmek mümkün. Bu tür atölyeler, kalite ve estetik açıdan geleneği devam ettirirken; yeni makinelerin bulunduğu atölyeler de seri olarak bıçak üretiyor.

By ABDULLAH KILIÇ* Photos ASLAN YAVUZ
* Abdullah Kılıç, gazeteci.

Sayfa 5/5


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı