YÜKLENİYOR ...

























İSTANBUL'UN YÜREĞI NEREDE ATAR
2001 / TEMMUZ
Öylesine gizemli, öylesine çekici bir şehir ki İstanbul, ona kapılmamak, bağlanmamak mümkün değil. Ben İstanbul'u lezzetli, ama büyülü bir meyveye benzetiyorum. Ergün'ün İstanbul'u ise fazlasıyla cazibeli, bir o kadar da zeki bir Harem gözdesi gibi. İkimiz de bu şehrin yavaşça ve hissettirmeden bağımlılık yaratıp, kendini vazgeçilmez kıldığına inanıyoruz.
İstanbul'un da bir kalbi var elbette; bugün değilse bile yüzyıllar boyu şehrin nabzını tutan Sultanahmet ve Sarayburnu'ndan, yani 'Tarihî Yarımada'dan bahsediyorum. Güneşli bir günde attık kendimizi taihî yarımadaya. Önce Yerebatan Sarayı. Burası, Bizans döneminde Bazilika Sarnıcı olarak anılırmış. Şehir kuşatma altına alındığında karşılaşılan en önemli sorun yiyecek ve içeceğin tükenmesiymiş ve Bizanslılar bu soruna çare bulmak amacıyla birçok büyük sarnıç inşa ettirmiş. Bazilika Sarnıcı 6. yüzyılda İmparator Jüstinyen tarafından yaptırılmış. Osmanlılar ise şehre yerleştikten tam yüzyıl sonra bu sarnıcı fark etmiş, sonra da bahçe sulamada kullanmışlar.
Sayfa 1/7


























İSTANBUL'UN YÜREĞI NEREDE ATAR
2001 / TEMMUZ
Ben bütün bunları Ergün'e anlatırken, o benim yerime kapanışı yapıverdi. Efendim, eskiden bu sarnıç bir sandalla gezilirmiş, üzerinde yürüdüğümüz bu yollar ise ancak 1980'lerde yapılmış. Çıkışta sağda duran Milion Taşı takıldı gözüme. Doğu Roma İmparatorluğu zamanında bu nokta dünyanın merkezi olarak kabul edilir ve tüm yollar bu merkezden ölçülürmüş. Ne güzelmiş! Dünyanın merkezi sorununu kökünden çözümlemişler diye düşünürken, Bizans'ın Hipodromu, Osmanlı'nın At Meydanı, benim içinse Sultanahmet Meydanı olan alana vardık bile.
Bizans'ın Hipodromu, halkın imparatorla karşılaştığı tek yerdi. MS 196 yılında Septimius Severus tarafından inşasına başlanan alan Büyük Bizans Sarayı'nın hemen bitişiğindeydi. İmparator, yarışları sarayın içindeki 'kathisma' denen locasından seyreder, halk da tezahürat yapardı. İlk zamanlarda dört takım halinde yapılan yarışlar, beyazlar ile kırmızıların etkinliğini kaybetmesiyle geriye kalan iki takımın gövde gösterisi yaptığı siyaset kokan bir arena haline gelmiş.
Sayfa 2/7


























İSTANBUL'UN YÜREĞI NEREDE ATAR
2001 / TEMMUZ
Hipodrom, kendilerini yoksulların koruyucusu ilan eden ve monofizizmi savunan Yeşillerle Ortodoksları temsil eden ve zenginlerden destek gören Mavilerin çekişmesine sahne olmuş. MS 532 yılında bu alanda 30 bin Bizanslı, Kraliçe Theodora'nın kurnazlığı sonucu katledilmiş. Tarihe 'Nika Ayaklanması' olarak geçen bu ayaklanmayı başlatanlarsa Yeşiller ve taraftarları olmuş. 4. yüzyılda en parlak dönemini yaşayan Hipodrom, 1204'deki Haçlı Seferi'nde yerle bir edilmiş ve geriye sadece hâlâ ayakta duran Sphendone Duvarı ile birkaç sütun ve 'Dikilitaş' kalmış. Ama meydan ne yarışa, ne de kana doymamış. Osmanlılar burayı cirit oynanan, görkemli sünnet düğünlerinin düzenlendiği bir meydan olarak yeniden yapılandırmış. Meydanın girişinde bulunan çeşme ise Alman İmparatoru II. Wilhelm'ın 19. yüzyılın sonunda Sultan'a armağanı. Kan bunların neresinde diye mi merak ettiniz? İlk yeniçeri isyanı Fatih'ten yürüyüşe geçen yeniçerilerin burada toplanmasıyla başlamış. Sonuç; Genç Osman canından olmuş.
Sayfa 3/7


























İSTANBUL'UN YÜREĞI NEREDE ATAR
2001 / TEMMUZ
Lale Devri yine bu meydanda toplanan yeniçerilerin Sadrazam İbrahim Paşa'nın kellesini almalarıyla son bulmuş. Halide Edip Adıvar halka seslendiği o meşhur konuşmasını yine burada yapmış. Ne meydan ama!
Canım arkadaşım bunları anlatırken, ben Sultan Ahmed Camii'nin yolunu tutmuştum bile. Sultan Ahmed Camii 1609 ile 1616 yılları arasında Mimar Sinan ekolünden Mimar Mehmet Ağa tarafından yapılmış, ancak mimari açıdan Sinan'ın dehasını yakalayamamış. Mavi Cami olarak da bilinen yapının ihtişamı kuşkusuz mükemmel işçiliğiyle göze çarpan çinilerinden kaynaklanıyor. Caminin altı minareli olması o dönemde bazı kesimlerce Mekke'ye saygısızca bir meydan okuma olarak algılanmış ve çeşitli polemiklere yol açmış. Bizans döneminde ise bu alanda Büyük Bizans Sarayı'nın bir parçası varmış. Ayasofya'dan Hipodrom'a, oradan da kıyı şeridine kadar uzanan bir bölgeye inşa edilmiş olan Büyük Bizans Sarayı'nın ise hazin bir öyküsü var.
Sayfa 4/7


























İSTANBUL'UN YÜREĞI NEREDE ATAR
2001 / TEMMUZ

5. ve 6. yüzyıllardaki Nika ayaklanmaları sırasında çıkan yangınlarla tahribata uğramış. Daha sonra onarılan ve 10. yüzyıla kadar iyi bakılan saraya, zamanla çeşitli yapılar eklenmiş. 12. yüzyılda Bizans'ın gücünü kaybetmesiyle sarayın çehresi değişmiş ve 1204 yılındaki Haçlı Seferi sonun başlangıcı olmuş. Venediklilerin başı çektiği bu sefer sonucunda Konstantinapolis tam bir harabeye dönmüş, Hipodrom ve Büyük Bizans Sarayı bu olayla yok olmuş. Bizans Sarayı'nı bugün görmesek de Sultan Ahmed Camii'nden çıkıp Arasta Çarşısı'na giderseniz, Mozaik Müzesi'nde Büyük Saray'ın ünlü mozaiklerini görebilirsiniz.

Topkapı Sarayı'na doğru yürümeye başladık. Fatih Sultan Mehmed, sarayını önce Beyazıt'ta yaptırmış; ancak daha sonra evini yarımadanın bu en görkemli yerine taşımaya karar vermiş. Sonuçta bu saray tam dört yüzyıl Osmanlı Hanedanlığı'na ev sahipliği yapmış.

Sayfa 5/7


























İSTANBUL'UN YÜREĞI NEREDE ATAR
2001 / TEMMUZ

Saraya, zaman içinde eklemeler yapılmış, ancak Abdülmecid'in taşınmasıyla birlikte kaderine terk edilmiş. Sarayın girişi yani Bab-ı Hümayun, Fatih tarafından yaptırılmış. Kapıdan geçtikten sonra sol tarafta kalan alanda Aya İrini Kilisesi bulunuyor. Osmanlı döneminde silah deposu olarak hizmet veren bu yer, günümüzde konser salonu olarak kullanılıyor.

Aya İrini'nin yanından dünyanın en zengin müzelerinden olan Arkeoloji Müzesi'ne gidilir. Biz özellikle Harem'e gitmeye can attığımızdan aynen yolumuza devam ediyoruz. Harem Dairesi'nin ne yazık ki sadece Hünkâr ve Valide sofaları ile harem ağaları ve cariyelerin daireleri turistik gezilere açık. Üçüncü avluya Bâbüsssaâde yani Mutluluk Kapısı'ndan geçerek giriliyor. Sevgili çizerimizin de belirttiği gibi bu kapı zamanında hep çok caydırıcı bir etkiye sahip olmuş. II. Osman'ın öldürüldüğü isyan haricinde, imparatorluğun en güçsüz zamanında dahi hiç kimse bu kapıdan geçmeye cesaret edememiş.

Sayfa 6/7
 


























İSTANBUL'UN YÜREĞI NEREDE ATAR
2001 / TEMMUZ

O bunları anlatırken ben de ona bu kapıdan nasıl büyük bir cesaretle geçtiğimi gösteriyordum.

Topkapı Sarayı'ndan çıkıp Ayasofya'nın önüne geldiğimizde, yapının mimarlarına hayranlık duymaktan kendimi alamadım. 537 yılında İmparator Justinyen tarafından yaptırılan bu kilise, matematik ve geometri uzmanı olan iki bilim adamı tarafından yapılmış. Bugüne kadar birçok savaş ve deprem gördüğü halde hâlâ dimdik ayakta olan yapı 15. yüzyılda camiye çevrilmiş, bugün müze olarak kullanılıyor.

Turumuzu tamamladığımızda keyifli bir akşamüstünü hakkettiğimizi düşünerek Sultanahmet Meydanı'nda bulunan kahveye gittik. Ben kitap okurken, Ergün etraftakileri çizmeye devam etti; sonrasındaysa nargile tüttürüp, adaçayı içerek alacakaranlığın keyfini çıkardık tabii ki! l

* Gresi Sanje, yazar.

Sayfa 7/7
 
ss

























































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı