YÜKLENİYOR ...

























KAZ DAĞI'NIN ETEKLERİNDE KEYİFİLİ BİR YOLCULUK
2001 / HAZİRAN
Hani bazen der ya insan kendi kendine, alsam başımı düşsem yollara... Arabam yemyeşil yollarda kayıp gitse, sevdiğim müzik kulağımda, eşim dostum yanımda bir kayboluversem diye. Özendirmek gibi olmasın ama, biz de tam bunu yaptık. Atladık arabaya, düştük yollara. Assos-Edremit arasını kimi zaman Kaz Dağları'nın eteğine tutunarak kimi zaman da körfezin maviliğine dalarak kat ettik.

Başlangıç noktamız Assos, şimdiki adıyla Behramkale oldu. Sakin, ama renkli bir yer Assos. Küçük iskelesi balıkçı teknelerine kucak açmış, çevresine o yörenin mimarisine uygun oteller ve lokantalar sıralanmış. Nazlıhan'da oturup nefis balıklarımızı yerken Hilmi Selimoğlu'ndan şu anda bulunduğumuz yerin ve çevredeki birçok yapının eskiden meşe palamudu "mağaza"sı olduğunu öğreniyoruz. Elli yıl öncesine kadar palamutlar buralarda depolanır ve limandan Fransa ve İtalya'ya gönderilirmiş. Sohbet ilerlerken gün batmak üzere. Assos'u Assos yapan güzelliklerden biri de o muhteşem günbatımı.
Sayfa 1/6


























KAZ DAĞI'NIN ETEKLERİNDE KEYİFİLİ BİR YOLCULUK
2001 / HAZİRAN
En güzel iskeleden ya da Athena Tapınağı'ndan seyredilen bu havai değişim yakaladığını derin düşüncelere garkediyor. Ne de olsa antik çağın en büyük düşünürlerinden Aristo, ilk felsefe okulunu burada kurmuş.

Assos'dan Küçükkuyu'ya yöneliverdik bile. Zeytin ağaçlarının arasından yol öyle güzel akıyor ki, sağımızdan arada bir Ege mavi mavi göz kırpıyor. İnsanın durası gelmez bu yolda diye düşünürken gözüm zeytin ağaçlarının arasında bembeyaz uzanan papatya tarlalarına takılıyor. Bir kelebeğin heyecanıyla dalıveriyoruz aralarına. Yüz yıllık Adatepe ve hemen yakınındaki Zeus Altarı'nı ziyarete gittiğimizi hatırlayarak tekrar biniyoruz arabaya. Tamamı taş evlerden kurulu Adatepe, kentten kaçanların sığınağı olmuş. Göğe uzanan servileri arkamızda bırakıp Zeus Altarı'na doğru yürüyoruz. Ana tanrıça Rhea'nın, kocası Kronos'tan kaçırdığı Zeus'u, İda kendi adını taşıyan dağda kızkardeşiyle büyütür.
Sayfa 2/6


























KAZ DAĞI'NIN ETEKLERİNDE KEYİFİLİ BİR YOLCULUK
2001 / HAZİRAN
Zeus, babası Kronos'u tahtından atıp, tanrılar ve insanlar üzerinde egemenliği ele alınca da İda'ya sık sık uğrar. Hatta Troya Savaşı'nda olup bitenleri İda Dağı'nın tepesinden gözler. Biz de Edremit Körfezi'nin muhteşem güzelliğini Zeus'un kutsal yerinden izliyoruz. Karşıda görülen Midilli Adası, solunda Cunda Adası ve Ayvalık. Körfezin sahil şeridi önümüzde uzanıyor.

Yolcu yolunda gerek. Ana yola çıkıp geldiğimiz yoldan geri dönerken solda Adatepe Zeytinyağı Müzesi'ni görüyoruz. Ne de olsa Edremit Körfezi demek zeytin demek. Müzede kuru baskı tarzında zeytinyağı üretimine devam edilirken çeşitli araç ve gereçler, aksesuarlar da sergileniyor. İşin en keyifli tarafı ise taze köy ekmeğiyle burada üretilen zeytinyağının tadına bakmak.

Yolumuz şimdi kuruluşu 1355 yılına uzanan Yeşilyurt'a... Köyün evleri doğayla öylesine uyumlu ki yeşilliklerin içinde kayboluvermişler.
Sayfa 3/6


























KAZ DAĞI'NIN ETEKLERİNDE KEYİFİLİ BİR YOLCULUK
2001 / HAZİRAN
Ahşap kepenkli pencerelerin önünde rengârenk çiçekler sarkıyor. Köyün tepesinde bölgenin kendine has kesme taşlarından yapılan Öngen Country'nin tabelasıyla karşılaşıyoruz. Mehmet Öngen'in yönlendirmesiyle kendimizi Kaz Dağları'nın içinde trekking yaparken buluveriyoruz. Zeytin, meşe, göknar, pirnar ve çam ağaçlarının arasında defne ve kekik toplayarak vakit geçirmek tüm yorgunluğumuzu alıyor.

Azra Erhat'ın "Mavi Anadolu" adlı kitabında anlattığı gibi İda, zengin ve şiir dolu efsanelerin beşiği. Yüksek dorukları bulutları delen, kayalarının arasında binbir pınar fışkıran yemyeşil bir dağ. Mitolojinin önemli kahramanlarından Paris, burada büyür, Oinone adlı nympha ile burada sevişir, dünyanın ilk güzellik yarışmasını Aphrodite lehine burada sonuçlandırır. İda, ya da bugünkü adıyla Kaz Dağı sadece mitolojiye değil, Sarıkız ve Hasanboğuldu gibi yakın zamanın söylencelerine de kaynaklık eder.
Sayfa 4/6


























KAZ DAĞI'NIN ETEKLERİNDE KEYİFİLİ BİR YOLCULUK
2001 / HAZİRAN

Yörenin bütün efsanelerini dinlemek isterseniz eğer, yolunuzu mutlaka Tahtakuşlar Etnoğrafya Müzesi'ne düşürün. Biz de öyle yaptık ve bölgenin en gözde tatil yeri olan Altınoluk'u ardımızda bırakarak Güre İskelesi çıkışında, tabelaları izleyerek müzenin kurucusu ve yöneticisi Alibey Kudar'ın yanına vardık. UNESCO'dan destek ödülü de kazanan bu mütevazı köy müzesinde Türkmen kültürüyle ilgili en ince ayrıntı bile değerlendirilmiş.
Alibey Kudar ile yaptığımız sohbette neler öğrenmiyoruz ki: Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'u fethetmeye karar verdiğinde, gemi ve kızakların Kaz Dağları'ndaki ağaçlardan yapılmasını emreder. Bu işi yapmaları için Toroslar'dan Tahtacı Türkmenleri yöreye getirilir ve buraya yerleşirler. Eski Şamanist inançlarından dolayı kazın Türkmenler için önemi çok büyük. Kaz, temizliğin, ululuğun, tanrıya yakınlığın bir sembolü. Türkmenler Kaz Dağı'nı da kutsal sayıyorlar. Alibey Kudar'dan Hasanboğuldu'nun öyküsünü dinliyoruz. Yalnız onunki bir aşk hikayesi dinlemeye hazırlananları hayal kırıklığına uğratacak.

Sayfa 5/6


























KAZ DAĞI'NIN ETEKLERİNDE KEYİFİLİ BİR YOLCULUK
2001 / HAZİRAN

Bundan 80-90 yıl önce iki çocuk göletin üst tarafında şakalaşırlar. Hasan'ın da ayağı sakat, dengesini kaybedip göle düşer ve boğulur. Adı böylece kalır.
Kaplıcalarıyla ünlü Güre'yi geride bırakıp Akçay'a doğru gidiyoruz. Akçay da bir tatil kenti olarak hızla büyüyor. Zeytinli tabelasından sola dönüp Beyoba köyü üzerinden gidilen Sutüven Şelalesi'ne, oradan 500-600 metre sonra Hasanboğuldu'ya ulaşıyoruz.
Sutüven, 17 metreden gürül gürül dökülen bir şelale. Çevresi piknik yeri. Tahta masaların üzerinde zeytinyağlılar, kızarmış etler... Hasanboğuldu'dan yukarıya devam edip yeşilliklerin arasından yürüyoruz. Patikadan ayrılmadan tabii, perilerin her türlüsünün yaşadığı bu efsanevi dağda kimin aklımızı çeleceği belli olmaz ki. Üstelik bizi bekleyen uzun bir yolumuz varken... l

BAHAR KALKAN
Fotograf:SERVET DİLBER / PRINT PHOTOBANK TURKEY

Sayfa 6/6

























































Bir önceki konu başlığı