YÜKLENİYOR ...

























İSTANBUL'DA ART NOUVEAU
2001 / HAZİRAN
19. yüzyıl ortalarında İstanbul'da Avrupa etkisi altında bir mimarî akım çiçeklenmeye başlar: Art Nouveau. Bu "yeni sanat"la canlanan o günlerin imparatorluk başkenti İstanbul, modern çehresiyle Batı'yla flört etmeyi sürdürür. 1920'lerin ortasına kadar uzanan Art Nouveau akımı kentin şekillenmesini derinden etkiler. Türk Ulusal Mimarisi'ne de esin kaynağı olan akım, bugün bile İstanbul'un kozmopolit ortamının belirleyici renklerinden biri.

Art Nouveau o dönem aydınları tarafından son derece "göze batıcı" ve salt Avrupa ürünü bir mimari olarak görülse de kendini Türk mimarî geleneğiyle birleştirmeyi çok iyi bilmiştir. Bu akımı İstanbul ile ilk tanıştıran İtalyan mimar Raimondo d'Aronco'nun yapıtlarına bakıldığında, onun Bizans ve Osmanlı süslemelerinden özgürce esinlendiği görülür. D'Aronco'nun yaratıcılığıyla İslamî mimarinin şekil ve süslemeleri güncelleşir.
Sayfa 1/6


























İSTANBUL'DA ART NOUVEAU
2001 / HAZİRAN
Art Nouveau'nun İstanbul'daki ayrıcalıklı ifade alanı mimari olsa da akımın İstanbul'a ait kişiliği aslında taş, ahşap, dövme demir ve camın kullanılışıyla kendini ifade eden motifler sayesinde ortaya çıkar.

O dönemde Art Nouveau tarzında inşa edilen yapılardan birinde oturmak, modernliğin ve kişinin sosyal statüsünün önemli bir göstergesiydi. Büyük mağazaları, tramvayları, şık giyimli insanları ve Avrupai yaşam tarzıyla öne çıkan Galata ve Pera, yani günümüzün Beyoğlu semti, bu yeni tarz mimarinin de beşiği oldu. Bugün de Art Nouveau'nun en güzel örnekleri İstiklal Caddesi'nde bulunuyor.

Ortalığı kasıp kavuran büyük yangından sonra Avrupalılar, Galata ve Pera'da boş kalan alanlarda ticarete yönelik binalar inşa etmeye başladılar. Bunlar tek bir aile için yapılan binalardan farklı olarak her katta birer daireye sahipti.
Sayfa 2/6


























İSTANBUL'DA ART NOUVEAU
2001 / HAZİRAN
Zemin katta da ticari bir etkinlik yapılıyordu. Özellikle Pera ve Galata'da görülen bu son tip yapılanma şekli Avrupa'dan esinlenmişti. Yangın aynı zamanda birtakım tedbirlerin alınmasına da yol açmıştı; konut yoğunluğunun yüksek olduğu bölgelerdeki binalar taştan yapılmalıydı. Bu taş mimari Karaköy, Şişli ve Eminönü'nde de halen görülebilir. Ayrı ayrı ve tekil konumlanmış yalı ve konak gibi Türk tipi evler için böyle bir zorunluluk yoktu. Art Nouveau yenileşme yolundaki Osmanlı'da çoktan yayılmaya başlayan bir kavrama, yani oturulan evi bireyselleştirme arzusuna da tam olarak cevap veriyordu. Bu yeni sanat sonunda Boğaziçi'nin Avrupa ve Asya kıyılarında, Üsküdar'da, Kadıköy'de ve Büyükada'da birbirinden şatafatlı ahşap evler vasıtasıyla da kendini çok geniş bir şekilde ortaya koyma olanağı buldu.

Art Nouveau'nun kendini başlıca ifade etme araçlarından biri bina cepheleridir. Cephe genel olarak balkon ya da cumba gibi dışa taşan bir hacimle vurgulanır.
Sayfa 3/6


























İSTANBUL'DA ART NOUVEAU
2001 / HAZİRAN
Bu sistem, Sirkeci'deki Flora Han'da olduğu gibi sokakta köşe oluşturan binalarda da aynı şekilde uygulanır. Bazen de Frej Apartmanları'ndaki gibi çıkıntılı hacim cephenin iki ucuna yerleştirilir ve burada binayı belirleyen vurgulayıcı bir eleman cepheyi genişlemesine kaplar. Bu örneği İstiklal Caddesi'nde yer alan Botter Evi'nin balkonunda görebiliriz. Bunlar aynı zamanda çok özellikli süslemeleriyle de dikkat çeken bağımsız hacimlerdir. Ahşap evlerde ise pencere üst çıkıntısı merkezi bir konum alıp tam girişin üzerinde bulunur.

Bu çıkıntılı pencere iki ya da üç kat boyunca devam edip, bir balkon şeklinde sona erer. Taş evlerde ise son kat çok zengin süslü bir kornişle vurgulanır; bu seviyede dışa taşan hacim yokluğu ya da cephenin geriye çekilmişliği hemen belli olur. Cumba sadece cepheyi oluşturan bir eleman olarak kalmaz, aynı zamanda o apartmanda daha fazla alana sahip olmak için de kullanılır. Bu şekilde dışa taşan hacim üretme ilkesi, Müslüman ülkelerin kentlerinde rastlanılan bir gelenektir.
Sayfa 4/6


























İSTANBUL'DA ART NOUVEAU
2001 / HAZİRAN
Cephedeki boş ve dolu hacimleri vurgulayıp açığa çıkartan bitkisel motifler, Art Nouveau binalarının özelliğini oluşturan en belirgin öğelerdendir. Bu bitkisel süslemeler Osmanlı sanatı ile tam bir uyum içindedir. En sık karşılaşılan motif, Pera ve Galata'daki bina cephelerini süsleyen gül motifidir. Gül, Flora Han'da olduğu gibi tomurcuklar ve tüm haşmetiyle açmış çiçekler olarak ya da Botter Evi'nin girişindeki dikenli, dolambaçlı sarılmış dallarıyla karşılar ziyaretçilerini.

Art Nouveau, ahşabı da son derece narin bir dantel kırılganlığıyla, ince bir dokuya dönüştürür. "Süslemeye yönelik" ahşap, Boğaziçi kıyıları ve Büyükada'daki ahşap evlerde genel olarak bir süs şeridi, friz olarak kullanılır. Hıdiv Kasrı'nda bu işlemelerin en güzel örneklerini görmek mümkün. Kapıları, merdiven korkuluklarını, giriş parmaklıklarını ya da balkonları ise dövme demirden işler süsler. Vitray ise bugün Botter Evi ve Markiz Pastanesi'nde görebileceğimiz gibi en güzel çiçeklerini açar Art Nouveau'da.
Sayfa 5/6


























İSTANBUL'DA ART NOUVEAU
2001 / HAZİRAN

Halen pek çok Art Nouveau yapıyı barındıran İstanbul, ince duyarlılığını tamamen bu sanat sayesinde dışa vurabilmiştir. İstanbul'un o muhteşem kentsel manzarasını farklı bir çehreyle tanımak için, sizi de her şeyin ince bir güzelliğe dönüştüğü Art Nouveau binaları keşfetmeye çağırıyoruz. l


 

* Claudine Stefann, mimar.

Çeviren: Tunca Varış

fotografçı:İbrahim Öğretmen

Sayfa 6/6
 































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı