YÜKLENİYOR ...

























THEODORA'DAN NECIBE HANIM'A ÇENGELKÖY'ÜN ÖYKÜSÜ
2001 / MAYIS
Boğaz'ın Beylerbeyi ile Vaniköy arasında kalan şirin semti Çengelköy, çok eski dönemlerden beri bir yerleşim merkezi. Tarih, Bizans İmparatorluğu'nun ilk dönemlerinde yörenin ormanlarla kaplı olduğunu ve İmparator İustinianos'un karısı Theodora'nın buraya Metonaia Manastırı'nı yaptırdığını yazıyor. "Metonaia", eski Grekçe'de "Tövbe etmek" anlamına gelmekte; rivayet doğru ise imparatoriçe buraya tövbe eden fahişeleri kapatıyormuş.

Çengelköy, Osmanlılar İstanbul'u aldıktan sonra çoğunluğu Rum kökenlilerin oturduğu bir yerleşim merkezi olarak göze çarpar. Zamanla köye Müslüman Türkler de yerleşir. Köyün en eski camisi Hacı Ömer Camii'nin Fatih döneminden kaldığı söylenir. Fethin bu ilk yıllarının sonrasında Çengelköy'de padişahlara özgü bir mülk olan bir hasbahçenin de var olduğunu biliyoruz. Ama bu hasbahçe, mevacip defterlerindeki bilgilere göre ikinci derecede bir mülktür. Ama, 17. yüzyılda bu durum değişir.
Sayfa 1/6


























THEODORA'DAN NECIBE HANIM'A ÇENGELKÖY'ÜN ÖYKÜSÜ
2001 / MAYIS
Evliya Çelebi Çengelköy'ü şöyle anlatır: "Köy leb-i deryada olup arka tarafı bağlı bahçeli hiyabanlardır ki tavsifinden dil acizdir. Ahalisinin çoğu Rum'dur. İslamları azdır. Lâkin sarayları bahusus içindeki (Hasbahçe) gayet mükelleftir. Tumturaklı, revnaklı bir bağ-ı iremdir. Köy mamur, müzeyyen, şirin bir ribte-i mahbubedir. Cümlesi tahtânî, fevanîb, kâgir üçbinaltmış evleri vardır..."

19. yüzyılda yapılan bir sayımda Çengelköy'de 650 hane saptandığına göre sevimli Çelebimiz ev sayısını biraz abartmış olsa gerek. Ama, kitabında diğer Boğaz kasabaları için verdiği rakamları karşılaştırırsak; Çengelköy'ün göreceli olarak Boğaz'ın Anadolu yakasının Üsküdar'dan sonra en büyük yerleşim merkezi olduğunu anlıyoruz.

Evliya Çelebi'nin söz ettiği hasbahçenin özellikle IV. Murad zamanında kullanıldığı biliniyor. IV.
Sayfa 2/6


























THEODORA'DAN NECIBE HANIM'A ÇENGELKÖY'ÜN ÖYKÜSÜ
2001 / MAYIS

Mehmed de kiraz yemek için mevsiminde bu hasbahçeye gelip, civardaki bütün kiraz ağaçlarını kiralayarak günlerce sefa yapar. Aynı padişahın 1676'da Küpelioğlu Salamon isimli zengin bir Yahudi'nin sekiz dönümlük bir bahçe içindeki mükellef köşküyle çevre tepelere kadar uzanan otuz dönümlük bağını satın aldığını da biliyoruz.

Çengelköy, zamanla dönemin üst aşama ricalinin sevip yerleşmeye başladığı bir köy haline gelir. III. Ahmed'in kızı Hatice Sultan'ın yalısı, o dönem İstanbulla ulaşımı sağlayan pazar kayığı iskelesinin hemen alt yanındadır. 29 yaşında ölen bu bahtsız sultanın oğlu, zamanının ünlü vak'a-nüvisi Süleyman İzzi Efendi'dir. Lale Devri'nin ünlü sadrazamı Damat İbrahim Paşa'nın damadı, Kaymak Mustafa Paşa'nın da bu sahilde Ferahâbad adlı bir yalısı vardır. Talihsiz paşanın sonu kayınpederi gibi kötü olur; Patrona isyanında asiler onu da öldürürler. Ama, nedense yalısına dokunulmaz.

Sayfa 3/6


























THEODORA'DAN NECIBE HANIM'A ÇENGELKÖY'ÜN ÖYKÜSÜ
2001 / MAYIS
Boğaz'daki yalıları ve diğer evleri tek tek belirleyen çok önemli bir kaynak olan Bostancıbaşı Defterleri, 1750-1825 yılları arasındaki yerleşimi çok ayrıntılı verir. Bu defterlerde, 18. yüzyılın ortalarından itibaren Ermeni kökenli Osmanlıların da Çengelköy'e yerleştiği görülür. Günümüze kalmış yalılardan biri de Abdullah Paşa Yalısı'dır. Abdullah Paşa Çengelköy'de kayıkçılık yapan Safranbolulu Ali Ağa'nın oğludur. Saraya girer ve sonunda sadrazam olur. Bu arada Köçeoğlu Ailesi de tarihteki yerini alıp önlenemeyen yükselişini yaşar; aileden Agop ve oğlu Kirkor artık şalcı değil, ünlü bir banker ve dönemin bütün ünlülerinin para işlerini yöneten kişilerdir. Artık, Çengelköy'deki yalısının yanında bir de yamaçlar üstünde büyük bir çiftliği ve köşkü vardır. Sonra bu köşkü Abdülaziz alır ve bir süre sonra son Osmanlı padişahı Vahideddin'in köşkü olur. Dönemin padişahı Abdülmecid de sık sık buraya gelir.

Bugün "Sadullah Paşa Yalısı" olarak bilinen görkemli yalının geçmişi 19. yüzyılın başına kadar gider.
Sayfa 4/6
br>
























THEODORA'DAN NECIBE HANIM'A ÇENGELKÖY'ÜN ÖYKÜSÜ
2001 / MAYIS
İlk sahibi sadrazam Koca Yusuf Paşa'dır. Ondan kızı Emine Hanım'a kalır. O ise dönemin Kaptan-ı Derya'sı Seydi Ali Paşa ile evlenir.

Oğlu Hamid Paşa çok müsrif bir adamdır; padişah kendisini sürgün cezasından affedince, bütün Çengelköy tepelerini fenerlerle aydınlatıp, köy ahalisine ziyafet çeker. II. Mahmud Beşiktaş Sarayı'ndan alevleri görünce, Çengelköy yanıyor sanıp heyecanlanlanır. Bu müsrif paşa sonunda yalıyı Ayaşlı Esat Muhlis Paşa'ya satar. Ondan da oğlu Sadullah Paşa'ya kalır. Hariciyeci Sadullah Paşa dönemin önemli ediplerindendir; ama nedense II. Abdülhamid kendisinden çekinir, onu Viyana Büyükelçiliği ile yurtdışında oturmaya mecbur eder ve bütün ricalarına karşılık izinli olarak bile İstanbul'a gelmesine razı olmaz; paşamız bu üzüntü ile intihar eder. Geriye kocasını seven Necibe Hanım kalır; ruhsal bir çöküntüye uğrayan hanımefendi, Sadullah Paşa'nın çok sevdiği pembe giysilerini her gün giyip, hiç dönmeyecek paşasını bekler durur.
Sayfa 5/6
Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı

























THEODORA'DAN NECIBE HANIM'A ÇENGELKÖY'ÜN ÖYKÜSÜ
2001 / MAYIS

Turgut Uyar sanki o güzelim "Salihat-ı nisvandan iffet Hanım" şiirini onun için yazmıştır. "Kuzum siz ne zaman öldünüz. / Paşam, Allahaşkına yani ne zaman..."

Çengelköy'ün öyküsünü İmparatoriçe Theodora'dan bahtsız Necibe Hanım'a kadar getirdik. Burada da bırakıyoruz; bundan sonrası ise eskilerin deyimiyle "lafügüzaf", yani boş lakırdı. Ama, bugün de Çengelköy yine yerinde, yine şirin, kendi bostanlarında yetişmese de yine o küçücük ve körpe salatalıkların satıldığı dünya cenneti bir Boğaz köyü.

 

 

* Erol Üyepazarcı, yazar.

Sayfa 6/6

























































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı