YÜKLENİYOR ...

























BAHARLA TAÇLANAN ADATEPE
2001 / NİSAN
Göğe uzanmış serviler arasından sessizce süzülen yol, ilk dönemeçte birden duraklar. Yolların, hep geçip gittiğini biliriz. Duraklamaları nadirdir. Ama Kaz Dağı'nın güney yamaçlarında, Edremit Körfezi'nin suskun bir koyağına sığınmış Adatepe'yle karşılaştığınızda siz de yola hak vereceksiniz. Yol, Adatepe'de çam ağaçlarıyla dantel dantel örülmüş tepeler arasında, geçmiş zamanların yorgunluğuyla biraz soluklanmak için duraklamış gibi duruyor. Osmanlı döneminden kalma eski bir hanın beyaz duvarlarına, taş Rum evlerinin ağır başlı gölgeleri düşmüş. Köy camisinin ince minaresi, anıları yazan eski bir divit kalem gibi. Havadaki toprak ve çam kokusu, kuşların cıvıltılarını sırtlamış. Köy kahvesi çeşmenin yanı başına, dut ağaçlarının gölgesine uzanmış. Ağıllarıyla otlakları arasında çanlarını çıngırdatan koyun ve keçiler orkestrası da biraz uzun süreceğe benzeyen bu siestayı bozabilecek gibi görünmüyor. Dut dibi kahvesinin mütevazı raflarında zeytinyağı, zeytin ve peynir kavanozları sergilenmiş. Bunlar köyün eski ekonomik yapısından arda kalanlar.
Sayfa 1/5

























BAHARLA TAÇLANAN ADATEPE
2001 / NİSAN
Bin yıllık bir köy Adatepe. Cumhuriyet öncesi dönemde Çanakkale'nin, Edremit Körfezi'ne açılan önemli bir kapısı. Bin haneli kocaman bir köy olarak da ticaret merkezi. Köy 1930'larda 450 haneye düşer. 1944 ve 1953'teki depremlerde zarar görmez; ama, değişen üretim biçimleri ekonomik hayatını örseler. Şimdilerde 1930'lardaki üç zeytinyağı fabrikasından eser yok.

Köy, son zamanlarda, buranın ayakta kalabilmiş Osmanlı ve Rum etkilerini yansıtan özgün mimarisini keşfeden ve Kaz Dağı'nın huzurlu doğasını bilen İstanbulluların akınına uğruyor. Kentin kaosundan kaçıp, bu koyağa sığınan sanatçı ve sanatseverler de köye farklı bir hava katıyor. 1992'de koruma altına alınan köyün daracık, taş döşeli sokaklarında dolaşırken taş evlerin doğal güzelliğini fark ediyorsunuz. Restore edilmiş evlerde pencereler, balkon ve kapılar ince bir estetik beğeninin ipuçlarını veriyor. Evler genelde iki katlı, çıkma ve kiremit çatılı. Yüksek bahçe duvarları, dışa yarı kapalı bir mimariyi hâkim kılıyor.
Sayfa 2/5

























BAHARLA TAÇLANAN ADATEPE
2001 / NİSAN
Konukevi ve aşevi dönemin yüksek ekonomik düzeyini ve konuksever, sosyal dayanışmaya önem veren Osmanlı kültürünü simgeliyor.
Bir başka kültürel yapı da Rum mimarisini yansıtan Taş Mektep. Eski okul restore edilip bir kültür merkezine dönüştürülmüş. Yazları burada hem Adatepe'ye yerleşenler, hem de misafir sanatçılar oryantalizmden fotoğrafa, Bizans sanatından İslam felsefesine kadar geniş bir yelpazede dersler veriyorlar. Taş Mektep miarîy ve kültürel kimliğini koruyor. Göze çarpan bir başka yapı da Osmanlı sivil mimarisinin ilginç bir örneği olan Hünnap Han. Hünnap Han, bugün 250 yaşında. Bir zamanlar köyün zenginlerinden Hacı Mehmet Ağa'nın eviymiş. Alt odaları han olarak kullanılan ev, taş ve bağadîn denilen ahşap sıva karışımı olarak yapılmış. Tavan ve zemini ahşap. Kolon olarak çıralı çam kullanılmış. Mozaik örgü taş duvarların kalınlığı bir metre. Hünnap Han adını Hıristiyanlarca kutsal sayılan bahçesindeki hünnap ağacından almış. Hıristiyan inancında İsa Peygamber'in çarmıha gerilirken taktığı tacın bu ağacın yapraklarından yapıldığı kabul edilir.
Sayfa 3/5

























BAHARLA TAÇLANAN ADATEPE
2001 / NİSAN
Bu nedenle, Katolikler kutsal sayılan hünnap meyvelerinden tespih yapıyorlarmış. Hünnap Han geçirdiği restorasyondan sonra bugün de han olarak konuklarına hizmet ediyor.
Köyde kalınabilecek başka pansiyon ve oteller de var. Tek sorun, eğer alışık değilseniz, hâlâ gün ışığına endeksli bir kültürü devam ettiren horozların sabah senfonisi. Horozlar, insanların çalar saati icat ettiğinden habersiz, gereksiz bir çığırtkanlıkla güneşin doğuşunu haber veriyorlar. Onların kavga ettiğini sanan kuşlar da bu gürültüye katılınca, gün erken başlıyor. Bu erken aryaların solisti olan kuşlar, kuş gözcülerinin ve ornitologların ilgisini çekecek cinsten. Kaya, ötücü, ökseotu ardıcı gibi ardıç cinslerinin yanı sıra zeytin mukalliti, bahçe tırmaşığı, sarı asma, dağ-söğüt bülbülü gibi solistler de koroda yer alıyor. Kırsal bir senfoniyle başlayan güne köylülerden kiralayacağınız atlarla bölgeyi gezerek devam edebilirsiniz.
Köye bir kilometre uzaklıktaki Zeus altarından Edremit Körfezi'ni kuşbakışı izleyip, Ege'nin mavisini ve denizin kokusunu soluyabilirsiniz.
Sayfa 4/5


























BAHARLA TAÇLANAN ADATEPE
2001 / NİSAN

Yürüyüş sevenler için de bol seçenekler var. Konakladığınız yerden veya köyden bulacağınız rehberlerle çevredeki ormanlarda doğanın tadını çıkarabilirsiniz. Mıhlı Çayı, üzerindeki Osmanlı köprüsü ile cazip bir seçenek.

Çam ormanlarının, zeytinliklerin arasından süzülen ince patikalar sizi bir çavlana kadar götürecek. Burası kente, uygarlığa dönüşün zor olduğu topraklar. Ama, dönmek için alışveriş bir bahane oluşturabilir. Deniz kıyısındaki Küçükkuyu'da cuma günleri kurulan pazar, doğal ürünler bakımından zengin. Kente dönünce size bir avuntu olması için buradan zeytin, zeytinyağı, ev sabunu, çeşitli ot ve baharatların yanı sıra yöreye özgü el işleri de satın alabilirsiniz.

 

* Faruk Üründül, fotoğrafçı.

Sayfa 5/5
Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı






























Bir sonraki konu başlığı