YÜKLENİYOR ...

























SERHATTAKİ PAYİTAHT EDİRNE
2001 / MART
"Edirne şehri mi, yoksa Me'vâ cennetinin gülbahçesi midir burası?" diyen Divan Edebiyatı şairi Nef'î, Edirne'yi bir cennete benzetmiş. Kültür tarihçisi Süheyl Ünver ise "Edirne'yi sevmek ibadettir" diyerek bu cennete talip olmuş. Gerçi şimdilerde Edirne'nin Nef'î ile Ünver'i etkileyen ve cenneti andıran bahçeleri yok. Ancak halen camileri, kervansarayları, imarethaneleri, köprüleri, çeşmeleri, eski evleri, kiliseleri, kasırları, kuleleri, hanları, hamamları ve kapalıçarşılarıyla görülesi bir kent Edirne. Yüzlerce yıldan bu yana, nice uygarlığın görkemli eserlerini sergileyen kentin açık hava müzesi kimliği hâlâ dipdiri... Bu açık hava müzesinin en görkemli eseri ise Mimar Sinan'ın mührünü taşıyan Selimiye Camii. Kentin tam ortasından göğe yükselen bu ulu cami, dış yapısının görkemi kadar iç mimarisinin zarafetiyle de büyülüyor insanı. 1361'de fethedildikten sonra Bursa'dan başkentliği alan ve İstanbul fethedilene kadar yaklaşık yüz yıl Osmanlı'ya payitahtlık yapan Edirne; devlet yönetimi İstanbul'a taşındıktan sonra da önemini yitirmez ve ikinci başkent olarak kalır.
Sayfa 1/6


























SERHATTAKİ PAYİTAHT EDİRNE
2001 / MART
Bundan dolayı Edirne'de hem erken dönem, hem de yükseliş dönemi Osmanlı mimarisinin en önemli örnekleri görülebilir. Ancak bu örnekleri saymak neredeyse imkânsız. Evliya Çelebi bir keresinde denemiş saymayı, ama başaramamış. Çareyi tahmini bir rakam vermekte bulmuş: "17. yüzyılda Edirne'de bulunan camilerin sayısı 314'tür" diye. Camisi bu kadarsa gerisini siz düşünün! Yine Badi Efendi de "Riyaz-ı Belde-i Edirne" adlı eserinde cami haricinde 49 medrese, 46 tekke ve zaviye, 103 türbe, 9 imaret, 4 çarşı, 24 han, 16 hamam, 13 sebil, 124 çeşme ve 8 köprüden söz ediyor.
Edirneliler, "Selimiye'nin yapısı, Eski Cami'nin yazısı, Üç Şerefeli'nin kapısı ünlüdür," der. 1414'te Sultan Çelebi Mehmed tarafından yaptırılan ve mimarî bakımdan Anadolu camilerinin devamı şeklinde olan Eski Cami, içerisindeki yazılarıyla dikkat çeker. Sultan II. Murad tarafından yaptırılan ve 15. yüzyıl Osmanlı süsleme sanatının en muhteşem örneklerinin bulunduğu Muradiye Camii de kalemişleri ve mihrabındaki çinileriyle ünlü.
Sayfa 2/6


























SERHATTAKİ PAYİTAHT EDİRNE
2001 / MART
Aynı padişah tarafından yaptırılan Üç Şerefeli Camii ise, kapısıyla ünlü olmakla birlikte; kubbe ve burmalı, kaval yivli, baklavalı, zikzaklı minareleriyle de hem mimarî, hem de estetik açıdan kendinden söz ettirir. Kentin biraz dışında, Tunca kıyısında bulunan Yeni İmaret ya da II. Bayezid Külliyesi (1484) olarak bilinen yapı ise gerek mimarisi, gerek caminin süslemeleri (Edirnekâri) ve gerekse darüşşifası ile önemli bir eser. Aynı dönemde birçok ülkede ruh hastaları dışlanırken darüşşifada hastaların, müzik ve su sesiyle tedavi edildiği biliniyor.
Eski Saray ve Yeni Saray (Saray-ı Cedid-i Amire) uzun süre Osmanlı Devleti'nin yönetildiği merkezler olmuş. Fatih Sultan Mehmed'in doğduğu Eski Saray'dan günümüze kalan bir eser yok; ancak Tunca Nehri kenarındaki, yapımı Fatih tarafından tamamlanan Yeni Saray'dan geriye birkaç yapı ve taş yığınları kalmış. Sarayın hemen yanında bulunan ve 600 küsur yıllık tarihi olan Kırkpınar Meydanı'nda ise, her yıl temmuz ayının ilk günlerinde yağlı güreşler yapılıyor.
Sayfa 3/6


























SERHATTAKİ PAYİTAHT EDİRNE
2001 / MART
Edirne'de eski kent, Kaleiçi olarak anılan tipik bir Osmanlı kenti; yeni kent ise eski terminalden Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor. Kentin ilk yıllarında Kaleiçi'nde gayrimüslimlerin, Selimiye Camii'nin çevresinde ise Müslümanların yaşadığı biliniyor. Tasvirlere bile konu edilen, bahçeli, tipik Türk evleri olan Edirne evleri de Kaleiçi'nde bulunuyor.
Meriç, Tunca ve Arda nehirlerinin geçtiği Edirne'nin siluetinde köprüler önemli bir yer tutuyor. Edirne'nin bir uzantısı olan, ancak başka bir kent imajı veren Karaağaç'a varmak için Tunca ve Meriç nehirlerinin üzerindeki iki tarihî köprüyü geçmek gerekiyor. Bunlardan en göze çarpanı 1847'de ahşap köprünün yerine yapılan Meriç Köprüsü ya da Yeni Köprü. Köprülerin bitiminde başlayan arnavutkaldırımı döşeli ve etrafı yüksek ağaçlarla çevrili geniş yola bir zamanlar 'payitaht yolu' dendiği de rivayetler arasında.

Sayfa 4/6


























SERHATTAKİ PAYİTAHT EDİRNE
2001 / MART
Günümüzde Trakya Üniversitesi Rektörlüğü olarak hizmet veren Karaağaç Tren İstasyonu ise, mimarisiyle göz dolduruyor. Bugün burada bir Lozan müzesi var. İstasyonun hemen yanına dikilen Lozan Anıtı da, bu tarihî antlaşmanın belki de tek dikili taşı.
Eskiden on üç kervansarayın bulunduğu belirtilen Edirne'de, bugün yalnızca Rüstem Paşa Kervansarayı işlevini sürdürüyor. Yine eskiden olduğu gibi günümüzde de Edirne ticaretinin kalbi Bedesten, Arasta ve Ali Paşa çarşılarında atıyor.
Edirne ile ilgili sözün sonu gelmez ama, dilerseniz biraz da Edirne'ye has mutfak kültüründen bahsedelim. Padişah sofrasının değişmez yiyeceği olan tarhana çorbası en ünlü yiyecektir burada. Helvanın ise ayrı yeri vardır Edirne evlerinde kurulan sofralarda.
Sayfa 5/6


























SERHATTAKİ PAYİTAHT EDİRNE
2001 / MART

Hele hele deva-i misk helvasının. Edirne'nin yağlı koyun peyniri ise bütün Türkiye'de meşhur. Kent üniversite çevresindeki ve çarşı merkezlerindeki kafeleri, geleneksel tarzdaki kahvehaneleriyle de cıvıl cıvıl. Dışa dönük, güler yüzlü Edirneliler genç yaşlı demeden buralarda toplanıyor; çaylar, kahveler içilirken sohbetler koyulaşıyor... Ve Edirne dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilerini yüzyıllardan süzülen bir konukseverlikle karşılıyor.

 

 

Abdullah Kılıç, gazeteci.

Sayfa 6/6
Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı






























Bir sonraki konu başlığı