YÜKLENİYOR ...

























ORMANIN İÇİNDE BİR SEMT:BEYKOZ
2001 / MART
İster denizden gidin, ister karadan, Beykoz'a ulaştığınızda bir başka atmosfere girdiğinizi hissedersiniz. Havası, suyu derler ya... Kentin kalabalık beton yığınlarından uzaklaşıp da harikulade bir yeşilin içinde bulduğunuzda kendinizi, "İşte," diyorsunuz, "Beykoz'a geldim."
Beykoz'un tarihini 2700 yıl önceye götürenler var. İlk kimlerin yerleştiği kesin olarak bilinmiyor. Ancak, Roma Dönemi'nde Anadolu Kavağı'nda, bir adak yerinin bulunduğu biliniyor. O dönemde Karadeniz'e çıkmak isteyenlerin elverişli bir rüzgârla seyahat edebilmek için Zeus ve Poseidon adına kurbanlar kestikleri de biliniyor. Bundan yaklaşık 2000 yıl önce Karadeniz'den o kadar korkulurmuş ki ilah veya ilahelere bir adak adanmadan bu "kara" sularda yolculuğa çıkılmazmış. Adanan kurban karşılığında sağ salim geriye dönüleceğine inanılırmış.

Sayfa 1/7


































ORMANIN İÇİNDE BİR SEMT:BEYKOZ
2001 / MART
Beykoz'u Türklerin de çok sevdiğine kuşku yok. Yaklaşık 700 yıl önce bu yörenin Türklerin eline geçmesinden sonra Beykoz onlar için de ihtişamıyla göz kamaştıran bir mekân olup çıktı. Osmanlı padişah ve vezirleri için yaptırılan av köşklerinin çokluğuna bakıldığında, buranın tarih boyunca bir av ve eğlence merkezi olduğu anlaşılıyor.
Evliya Çelebi "Seyahatname"sinde Tokat Kalesi'nin fethi dolayısıyla Tokat Bahçesi adı verilen ve Fatih Sultan Mehmed'in yaptırdığı bahçenin güzelliğini anlata anlata bitiremez: "Geniş bir orman içindeki bu bahçe çitle çevrilmişti ve içinde av hayvanları saklanıyordu. Bu bahçede bir köşk, büyük bir havuz ve suları kubbede asılı altın bir tasa kadar fışkıran bir şadırvan ve de bir hamam vardı."

Sayfa 2/7


































ORMANIN İÇİNDE BİR SEMT:BEYKOZ
2001 / MART
Yüz tane bostancı tarafından bakımı yapılan bu bahçeyi IV. Murad da çok sever ve çimenliğinde cirit oynarmış. Tarihçi İnciciyan, "Bizans Sahifeleri" adlı yapıtında Hünkâr İskelesi'nden Tokat Bahçesi'ne kadar olan sahanın yeryüzünde cenneti andıran güzelliğini överek, onun Süleyman Han'ın dehasının bir mahsulü olduğunu, suların dört kat havuzdan aktığını, fakat sonradan yüzüstü bırakılarak harap olduğunu belirtir. Harap haldeki bu yer ancak I. Mahmud döneminde 1746 yılında restore ettirilir.
Beykoz, İstanbul'a içme suyu sağlayan hayati önemde bir pınarlar cennetidir de. Osmanlı döneminde buradan çatanalarla İstanbul'a su taşınırmış. Su olur da çeşme olmaz mı! Yüzlerce çeşme var, Beykoz'da. İshak Ağa Çeşmesi, Anadolu Kavağı İskele Çeşmesi ve Karakulak suyunun aktığı II. Mahmud Çeşmesi ünlü çeşmelerden yalnızca birkaçı.


Sayfa 3/7


































ORMANIN İÇİNDE BİR SEMT:BEYKOZ
2001 / MART
Beykoz'un köyleri de yeşillikler denizi içinde yüzer. Eskiden Rumların oturduğu Mahmutşevket Paşa köyü, eski adı Çavuşlu Çiftliği olan Cumhuriyet köyü, Yusuf İzzettin Paşa'nın av yeri olarak yaptırdığı Çavuşbaşı köyü, kuruluşu Timur dönemine uzanan Kılıçlı köyü, Bozhane köyü ve 1842'de Polonyalı Adam Çartoriski tarafından kurulan Polonezköy... Günümüzde Polonezköy'ün sakinleri pansiyonculuk yaparak, kiraz yetiştirip domuzdan mamül şarküteri ürünleri üreterek geçimlerini sağlıyor.
Bir ağaç denizidir, Beykoz. Aslında ilçe, on binlerce ağacı barındıran dev bir koruluktur. 1994 yılında Beykoz'da tarihî değer taşıyan ağaçları saptamak için yapılan bir araştırmada bazı anıt ağaçlar belirlendi.


Sayfa 4/7


































ORMANIN İÇİNDE BİR SEMT:BEYKOZ
2001 / MART
Çevresi 6.30 metre gelen 197 santimetre çap ve 19.5 metre boyundaki bir kestane ağacı, Kaymakdonduran piknik yerinde bulunuyor ve 200 yaşında. Beykoz Çayırı'nda bulunan Doğu çınarının çevresi ise 6.40 metre, çapı 204 santimetre, boyu 25 metre ve o da 200 yaşında. 200 yaşındaki bir başka Doğu çınarı, Çocuk Hastanesi'nin bahçesinde yaşıyor. Ancak onun boyu tam 33.5 metreye yükseliyor. Paşabahçe'deki fıstık çamı 170, eski mezarlık içindeki dişbudak ise 150 yaşında. Anadolu Kavağı'ndaki Doğu çınarı ise 6.80 metrelik çevresi ve 34 metrelik yüksekliğiyle yaşayan bir dev. Bu ağaçların da içinde bulunduğu korular, betimlemesi zor güzellikler sunuyor izleyenlere. Dal ve yaprakların kapattığı gökyüzünden bazen ışık bile zor sızıyor.


Sayfa 5/7


































ORMANIN İÇİNDE BİR SEMT:BEYKOZ
2001 / MART
Abraham Paşa Korusu, Hıdiv Kasrı'nın bulunduğu Saip Molla Korusu ve 200 dönüme yayılan Beykoz Kasrı'nın bulunduğu koru günümüzde de önemli ölçüde büyüklüklerini koruyor. Akbaba köyü de aslında tamamiyle bir koru görünümünde. Beykoz'un en şanslı yanlarından biri de bu güzelliklerin üzerine titreyen bir vakfa, Beykoz Vakfı'na sahip olması.

Beykoz doğal güzelliklerinin yanı sıra sakinleriyle de ünlü bir yer. Ahmed Midhat Efendi Beykoz'a kiraz ve vişne fidanlarını, kuluçka makinesini, fenni arı kovanlarını getiren kişi. Arazisinden çıkan Sırmakeş suyunun çatanalarla İstanbul'a götürülerek halkın kullanımına sunulduğu da biliniyor. Ali Suavi, Mareşal Fevzi Çakmak, Divan Şiiri'nin ünlü ismi Fıtnat Hanım ve bugün evi hâlâ korunan şair Orhan Veli Kanık da Beykoz'u ünlendiren isimlerden.



Sayfa 6/7


































ORMANIN İÇİNDE BİR SEMT:BEYKOZ
2001 / MART

Beykoz'u anlatan en güzel anekdotlardan biri de şudur: Ahmed Midhat Efendi'ye sorarlar, "Dünyanın en güzel şehri neresidir?" diye. Ünlü yazar "Tabii ki İstanbul'dur" der. Bunun üzerine "Peki, İstanbul'un en güzel yeri neresidir?" derler. Yanıt Beykoz'dur. Herkes birbirine bakarken muzip edebiyatçı ekler, "Beykoz'un en güzel yeri de benim yalımın olduğu yerdir."

 

 

Metin Gülbay, gazeteci.



Sayfa 7/7


































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı