YÜKLENİYOR ...

























BİR AVUÇ DENİZKÖPÜĞÜ: LÜLETAŞI
2001 / MART
Lületaşı, halk dilindeki adıyla denizköpüğü... Bu söylemin nedeni de bünyesinin ince delikli oluşu ve suyla doluncaya kadar su üstünde bir süre yüzebilmesi. Eskişehir'in lületaşı ustaları, insanın elinden kayıp gidiveren denizköpüğünü, bir yumruk büyüklüğündeki taşta dondurup şekillendiriyorlar.
Toprağın metrelerce derininde başlayan bir öykü bu. Dar kuyulardan inilen madende, toprağa karışmış ham lületaşı binbir emekle gün ışığına çıkarılır. Madenden yeni çıkarılmış lületaşı, içindeki denizköpüğünün uyandırılmasını bekleyen, toprağa bulanmış şekilsiz bir taş parçası. Ondaki fazlalıkları atıp içindeki hikâyeyi ortaya çıkaracak insanların emeğiyle beyaz düşlerin heykelciklerine dönüşecek.
Lületaşı, Eskişehir'in merkezine 40-50 kilometre mesafedeki Sepetçi, Margı, Çelikli, Söğütçük, Kozlubel, İmişehir, Gündüzler, Gökçeoğlu, Türkmentokat, Başören köylerinden çıkarılıyor. Burası, dünyada en kaliteli lületaşının çıkarıldığı yer olma özelliğini taşıyor.
Sayfa 1/5


































BİR AVUÇ DENİZKÖPÜĞÜ: LÜLETAŞI
2001 / MART
Lületaşı yüzeyle 300 metreyi aşan derinlikler arasında dağınık yumrular halinde bulunur. Lületaşına ulaşmak için bir buçuk, iki metre çapında dik kuyular kazılıp maden tabakasına rastlandığında yatay tünellerle aranmaya başlanır. Lületaşı toprağın içinde, bildiğimiz taş parçaları gibi dağınık halde bulunur. Dağınık olması, insanların onu toprağın metrelerce altında araması anlamına gelir; karpit lambalarının ışığında, daracık tünellerde, rahatlıkla kazma sallayacak genişliği bile bulamadan verilen zorlu bir mücadeleyle çıkarılır.
Lületaşının 300 yıllık bir tarihi olduğu söyleniyor. Ama ondan daha eski bir efsanesi var. Çobanın biri yaz günü ağacın gölgesinde oturmuş elindeki dalı yontarken, önündeki bir delikten beyaz bir taşı iterek çıkaran bir köstebek görmüş. Köstebek deliğin önünde, çıkardığı taşı oraya buraya sürüklemeye başlamış. Çoban bu yuvarlak taşı almak için uzanınca da çıktığı delikten gerisin geriye kaçmış. Delikanlı taşı ellerinde bir süre inceledikten sonra çakısıyla yontmaya başlamış. Daha ilk bıçak darbesinde, insanı derinden etkileyen bir ses duymuş:
Sayfa 2/5


































BİR AVUÇ DENİZKÖPÜĞÜ: LÜLETAŞI
2001 / MART
"Ah insanoğlu, bana kıymasaydın!" Çoban şaşırıp taşı elinden atmış. Taş yere düşünce ayın ondördü gibi bir kız olmuş. Sonra tekrar yusyuvarlak bir hale gelmiş. Çobanın şaşkın bakışları arasında yuvarlana yuvarlana, geldiği deliğe girip kaybolmuş. Çoban, şaşkınlığı geçer geçmez deliği eşelemeye başlamış.
Günler geçmiş ondan bir haber alınamamış. Onu arayan köylüler, yedi kat yerin altına giden daracık bir kuyuda ölüsünü bulmuşlar. Avuçlarında sımsıkı tuttuğu bir parça lületaşı varmış. O günden beri her lületaşı parçasında, çobanın ölümüne sürüklendiği sevdanın izlerini görmüş köylüler.
Lületaşı işleyenler için bu efsanenin anlamı büyük. Lületaşını yedi kat yerin dibinden çıkaran köstebeği sanatlarının öncüsü ve pirleri olarak kabul ediyorlar. Sarıya çalan beyaz renkteki lületaşı suyla temas ettiğinde sabun gibi yumuşuyor.
Sayfa 3/5


































BİR AVUÇ DENİZKÖPÜĞÜ: LÜLETAŞI
2001 / MART

Nikotini emme özelliğinden ötürü pipo ve sigara ağızlığı yapımında, yumuşak ve kolay işlenebilir oluşu yüzünden de kemer, tespih, kolye, küpe vb. süs eşyalarının yapımında kullanılıyor. Eskişehirli lületaşı ustalarının vazgeçemedikleri figürlerden biri de heybetli sarıkları ve kıvırcık sakallarıyla padişah başları.
Lületaşı, Cumhuriyet'in ilk yıllarından 1970'lere değin hammadde halinde ihraç ediliyordu. Özellikle Avusturya'ya gönderilen ham lületaşı, Viyana'da işlendikten sonra Avrupa'ya dağılıyordu. 1978 yılında lületaşının ham olarak yurtdışına satılması yasaklanınca lületaşı işçiliğinin Eskişehir'de daha gelişmesi ve canlanması sağlandı. Burada Eskişehir valilerinden Bahaeddin Güney'in 1989-1993 yılları arasında bu konuda yaptığı güzel çalışmaları da hatırlatmak yerinde olur. Vali, lületaşı kongrelerinin yapıldığı, bilimsel bildirilerin sunulduğu Uluslararası Lületaşı Beyaz Altın Festivali'nin de öncüsü.

 

Sayfa 4/5


































BİR AVUÇ DENİZKÖPÜĞÜ: LÜLETAŞI
2001 / MART

İşlendikten sonra nemini kaybettikçe sertleşen lületaşının bir adı da beyaz altın. Ustalar, lületaşını işledikleri araçları da kendileri yapıyorlar. Beyaz, taş sertliğinde yumuşak figürler avuçlarında şekillendikçe, belki de efsanedeki çobanın aradığı o güzelliğe biraz daha yaklaşıyorlar. Bizeyse o beyazlığın yumuşak gölgelerine dalmak düşüyor.

 

Ahmet Korkmaz, fotoğrafçı

 

Sayfa 5/5


































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı