"T"
şeklindeki iki dev taş blok karşılıklı iki metre
mesafeden birbirlerine bakıyor ve çapı beş altı
metre olan dairesel bir odanın, ya da bir salonun
ortasında dikili duruyorlardı. Taşların ağırlıkları
20 ton olabilirdi. Yere saplı bölümleri de hesap
edildiğinde dört metre uzunluğunda oldukları sanılıyordu.
Sonunda Prof. Dr. Klaus Schmidt'ten izin alarak
açmanın içine girdim. Taşlardan birinin yanına
gidip inanılmaz derecede kusursuz ve düz görünen
yüzeyine baktım. Hele tam ortasındaki hayvan figürü
harika bir el işçiliği örneğiydi. İçinde bulunduğum
odanın benzerlerinden bitişikte birkaç tane daha
bulunmuştu. Urfa merkezden 25 dakika uzaklıktaki
Göbeklitepe'nin üzerindeydik. Çevredeki kazılmamış
yerlerde bunun gibi daha onlarca oda ya da bambaşka
yapılar olabilirdi. Profesöre sorulabilecek ilk
ve en temel soruyu sordum: "Bu yapıyı hangi
zamana tarihliyorsunuz?" Yanıt, "Tarihleyemiyoruz!"
oldu. Ama, sesinde arkeolojide bir devrime tanık
olan insanların keyfi vardı. Ardından devam etti:
"Bu oda yapıldıktan bir süre sonra toprakla
doldurulmuş.
Sayfa
1/5
BİR
KAZI GÜNCESİ:GÖBEKLİTEPE
2001 / MART
Toprağın
içinde kalan bazı odun kömürü parçalarından karbon-14
metoduyla tarih alabildik," Nefesimi tutmuş
cümlenin gerisini bekliyordum. "MÖ 9000'i
bulduk." İçimden, "Aman Allah'ım!"
dediğimi hatırlıyorum. Birileri burayı yapmış,
başkaları da daha sonra yıkıp, içini toprak ve
taşla doldurup kapatmıştı. MÖ 9000 bu yıkımın
tarihiydi. Yapım tarihi ise çok daha eski olabilirdi.
"Hiç iskelet çıktı mı?" diye sorunca
Profesör Schmidt gülümseyerek "Hayır"
dedi. Zemin toprağına henüz varılamamıştı.
Yapının tüm iç çevresinde kerevet gibi duran bölümün
kazılmasına eylül ayında başlanacaktı. Buradan
gömüler çıkabilirdi. Eğer gömülü herhangi biri
bulunsa hemen bir tarihleme yapılabilecekti, hem
de sadece birkaç yüz yıllık bir hata payıyla.
Belki de bu bizi MÖ 11 bin yıllarına götürecekti.
Eğer öyle bir olay gerçek olursa, taş devri (Neolitik
çağ) tarihi yeniden yazılacaktı. Profesör daha
da ilginç şeyler söylüyordu. Etrafa bakıldığında
çevredeki tüm yükseltiler kireçtaşı bloklardan
oluşurken üzerinde durduğumuz 300 metre çapındaki
tepede yığma bir toprak kütlesi mevcuttu.
Sayfa
2/5
BİR
KAZI GÜNCESİ:GÖBEKLİTEPE
2001 / MART
Tepenin
toprağı buraya insanlar tarafından aşağıdaki vadiden
taşınarak getirilmişti. Henüz çanak çömleği bile
kullanmayı bilmeyen bu insanların hangi taşıma
aletleriyle milyonlarca metreküp toprağı buraya
getirdiği sorusu kafamızı kurcalıyordu. İkinci
merak edilen nokta, bu insanların ne tip bir üretim
süreci içinde olduklarıydı. Daha doğrusu ben tarım
toplumu olduklarına emindim; gene de işi bilene
sormadan edemiyordum. O ise sakin bir şekilde
"avcı ve toplayıcı" olduklarını, çanak
çömlek yapmayı bilmediklerini anlatıyordu. Çanak
çömlek konusuna katılıyordum, çünkü çevrede en
ufak bir pişmiş toprak parçası bile yoktu. Ancak
avcı ve toplayıcı oldukları konusunda derin şüphelerim
vardı. Örneğin Mısır'ın piramitlerini düşünün.
İşçiler taş taşırken birileri de onların yiyeceklerini
üretmelidir. Sonra bunların taşınması, dağıtılması,
düzenin sağlanması için askerler, idari personel
derken, bir piramit yapmak için koskoca bir devlet
düzeninin ve ekonomik bir yapının gereği ortaya
çıkar.
Sayfa
3/5
BİR
KAZI GÜNCESİ:GÖBEKLİTEPE
2001 / MART
Çok
daha küçük ölçekte de olsa Göbeklitepe'deki "T"
şeklindeki menhirler için de benzer bir akıl yürütme
gerekiyordu. Menhirlerin üzerinde bulunan hayvan
kabartmaları inanılmaz güzellikteydi. Bunu yapan
ustanın hayatı boyunca sadece bu işi yapacak kadar
uzmanlaşmış biri olduğunu hayal etmek hiç de yanlış
olmazdı. Göbeklitepe'de gördüklerimiz uzmanları
ve işçileri rahatça besleyecek kadar ileri yiyecek
üretim seviyesine gelmiş, gelişmiş bir uygarlığa
aitti.
Kazıların yapıldığı alandan biraz uzaklaşıp yerde
yüzlercesi bulunan işlenmiş ve yarı işlenmiş çakmaktaşlarına
baktık. Burası belli ki döneminde alet yapım atölyesiydi
ve bulunanlar da kesici aletler, balta ve bıçaklardı.
Taş alet yapımının her aşamasını gösteren parçaları
kısa sürede bir araya getirmiştik.
Kazı alanının biraz aşağısındaki alet edevat parkını
da ziyaret etmek isteyince, kazının Türk uzmanlarından
Çiğdem Köksal karşıladı bizi.
Sayfa
4/5
BİR
KAZI GÜNCESİ:GÖBEKLİTEPE
2001 / MART
Bir
basketbol sahası büyüklüğündeki alana özenle yayılan
çeşitli büyüklüklerdeki taş kapları incelerken
Göbeklitepe'de yaşayanların sadece taştan eşyalar
kullanan insanlar oldukları düşünülebilirdi. Oysa,
bazalt taştan yapılma bir kap, deri eşyadan ya
da ağaç bardaktan çok daha dayanıklı olduğu için
10-12 bin yıl bozulmadan günümüze gelebilmişti.
Arkeoloji son yirmi otuz yılda akıl almaz ilerlemeler
gösterdi ve Göbeklitepe gibi yerleri gördükçe
geçmişimizin aslında sandığımızdan çok daha renkli,
çok daha karmaşık olduğu ve çok daha eskilere
dayandığı anlaşılıyor. Önümüzdeki yüz yıl içinde
yapılacak bilimsel kazılar, insanlık tarihinin
bu dönemini akıl almaz bir şekilde aydınlatacak
ve kim bilir ne ilginç kültürler ortaya çıkacak.
Urfa'dan Gaziantep'e dönerken yolun sağına soluna
atılıvermiş gibi duran sıra sıra höyüklere bakarken
her birinin binlerce yıl önce insanların yaşadığı
merkezler olduğunu ve bize neler neler anlatabileceklerini
düşünüyordum.