YÜKLENİYOR ...

























BİR KAZI GÜNCESİ:GÖBEKLİTEPE
2001 / MART
"T" şeklindeki iki dev taş blok karşılıklı iki metre mesafeden birbirlerine bakıyor ve çapı beş altı metre olan dairesel bir odanın, ya da bir salonun ortasında dikili duruyorlardı. Taşların ağırlıkları 20 ton olabilirdi. Yere saplı bölümleri de hesap edildiğinde dört metre uzunluğunda oldukları sanılıyordu.
Sonunda Prof. Dr. Klaus Schmidt'ten izin alarak açmanın içine girdim. Taşlardan birinin yanına gidip inanılmaz derecede kusursuz ve düz görünen yüzeyine baktım. Hele tam ortasındaki hayvan figürü harika bir el işçiliği örneğiydi. İçinde bulunduğum odanın benzerlerinden bitişikte birkaç tane daha bulunmuştu. Urfa merkezden 25 dakika uzaklıktaki Göbeklitepe'nin üzerindeydik. Çevredeki kazılmamış yerlerde bunun gibi daha onlarca oda ya da bambaşka yapılar olabilirdi. Profesöre sorulabilecek ilk ve en temel soruyu sordum: "Bu yapıyı hangi zamana tarihliyorsunuz?" Yanıt, "Tarihleyemiyoruz!" oldu. Ama, sesinde arkeolojide bir devrime tanık olan insanların keyfi vardı. Ardından devam etti: "Bu oda yapıldıktan bir süre sonra toprakla doldurulmuş.
Sayfa 1/5


























BİR KAZI GÜNCESİ:GÖBEKLİTEPE
2001 / MART
Toprağın içinde kalan bazı odun kömürü parçalarından karbon-14 metoduyla tarih alabildik," Nefesimi tutmuş cümlenin gerisini bekliyordum. "MÖ 9000'i bulduk." İçimden, "Aman Allah'ım!" dediğimi hatırlıyorum. Birileri burayı yapmış, başkaları da daha sonra yıkıp, içini toprak ve taşla doldurup kapatmıştı. MÖ 9000 bu yıkımın tarihiydi. Yapım tarihi ise çok daha eski olabilirdi. "Hiç iskelet çıktı mı?" diye sorunca Profesör Schmidt gülümseyerek "Hayır" dedi. Zemin toprağına henüz varılamamıştı.
Yapının tüm iç çevresinde kerevet gibi duran bölümün kazılmasına eylül ayında başlanacaktı. Buradan gömüler çıkabilirdi. Eğer gömülü herhangi biri bulunsa hemen bir tarihleme yapılabilecekti, hem de sadece birkaç yüz yıllık bir hata payıyla. Belki de bu bizi MÖ 11 bin yıllarına götürecekti. Eğer öyle bir olay gerçek olursa, taş devri (Neolitik çağ) tarihi yeniden yazılacaktı. Profesör daha da ilginç şeyler söylüyordu. Etrafa bakıldığında çevredeki tüm yükseltiler kireçtaşı bloklardan oluşurken üzerinde durduğumuz 300 metre çapındaki tepede yığma bir toprak kütlesi mevcuttu.
Sayfa 2/5


























BİR KAZI GÜNCESİ:GÖBEKLİTEPE
2001 / MART
Tepenin toprağı buraya insanlar tarafından aşağıdaki vadiden taşınarak getirilmişti. Henüz çanak çömleği bile kullanmayı bilmeyen bu insanların hangi taşıma aletleriyle milyonlarca metreküp toprağı buraya getirdiği sorusu kafamızı kurcalıyordu. İkinci merak edilen nokta, bu insanların ne tip bir üretim süreci içinde olduklarıydı. Daha doğrusu ben tarım toplumu olduklarına emindim; gene de işi bilene sormadan edemiyordum. O ise sakin bir şekilde "avcı ve toplayıcı" olduklarını, çanak çömlek yapmayı bilmediklerini anlatıyordu. Çanak çömlek konusuna katılıyordum, çünkü çevrede en ufak bir pişmiş toprak parçası bile yoktu. Ancak avcı ve toplayıcı oldukları konusunda derin şüphelerim vardı. Örneğin Mısır'ın piramitlerini düşünün.
İşçiler taş taşırken birileri de onların yiyeceklerini üretmelidir. Sonra bunların taşınması, dağıtılması, düzenin sağlanması için askerler, idari personel derken, bir piramit yapmak için koskoca bir devlet düzeninin ve ekonomik bir yapının gereği ortaya çıkar.
Sayfa 3/5


























BİR KAZI GÜNCESİ:GÖBEKLİTEPE
2001 / MART
Çok daha küçük ölçekte de olsa Göbeklitepe'deki "T" şeklindeki menhirler için de benzer bir akıl yürütme gerekiyordu. Menhirlerin üzerinde bulunan hayvan kabartmaları inanılmaz güzellikteydi. Bunu yapan ustanın hayatı boyunca sadece bu işi yapacak kadar uzmanlaşmış biri olduğunu hayal etmek hiç de yanlış olmazdı. Göbeklitepe'de gördüklerimiz uzmanları ve işçileri rahatça besleyecek kadar ileri yiyecek üretim seviyesine gelmiş, gelişmiş bir uygarlığa aitti.

Kazıların yapıldığı alandan biraz uzaklaşıp yerde yüzlercesi bulunan işlenmiş ve yarı işlenmiş çakmaktaşlarına baktık. Burası belli ki döneminde alet yapım atölyesiydi ve bulunanlar da kesici aletler, balta ve bıçaklardı. Taş alet yapımının her aşamasını gösteren parçaları kısa sürede bir araya getirmiştik.
Kazı alanının biraz aşağısındaki alet edevat parkını da ziyaret etmek isteyince, kazının Türk uzmanlarından Çiğdem Köksal karşıladı bizi.
Sayfa 4/5


























BİR KAZI GÜNCESİ:GÖBEKLİTEPE
2001 / MART
Bir basketbol sahası büyüklüğündeki alana özenle yayılan çeşitli büyüklüklerdeki taş kapları incelerken Göbeklitepe'de yaşayanların sadece taştan eşyalar kullanan insanlar oldukları düşünülebilirdi. Oysa, bazalt taştan yapılma bir kap, deri eşyadan ya da ağaç bardaktan çok daha dayanıklı olduğu için 10-12 bin yıl bozulmadan günümüze gelebilmişti.
Arkeoloji son yirmi otuz yılda akıl almaz ilerlemeler gösterdi ve Göbeklitepe gibi yerleri gördükçe geçmişimizin aslında sandığımızdan çok daha renkli, çok daha karmaşık olduğu ve çok daha eskilere dayandığı anlaşılıyor. Önümüzdeki yüz yıl içinde yapılacak bilimsel kazılar, insanlık tarihinin bu dönemini akıl almaz bir şekilde aydınlatacak ve kim bilir ne ilginç kültürler ortaya çıkacak. Urfa'dan Gaziantep'e dönerken yolun sağına soluna atılıvermiş gibi duran sıra sıra höyüklere bakarken her birinin binlerce yıl önce insanların yaşadığı merkezler olduğunu ve bize neler neler anlatabileceklerini düşünüyordum.

Şengül Aydıngün, arkeolog.
Sayfa 5/5
Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı






























Bir sonraki konu başlığı