|
Artık
iyice uzaklaşmış olan yelkenlilere bakmak için
sahile indiğimizde, birkaç kişinin su kayağı
yapmaya hazırlandıklarını gördük. İskeleye oturup
hevesle "gösterinin" başlamasını bekliyordum,
çünkü su kayakları ve yelkenlilerle süslenmiş
gölleri pek görmemiştim. Bize göre yaz olması
gereken mevsimin keyfini çıkarırken gözüm ufukta
yükselen karlı zirvelere takıldı. Toroslar diye
bilinen bu dağları aslında çok iyi tanıdığımı
şaşırarak fark ettim. Orası benim için Aladağlar'dı,
yani her yıl zirvelerine tırmanmak için gittiğim
dağ yöresi. İşte 3500 metreyi aşan yüksekliğiyle
Alaca zirvesi tam karşımdaydı; sağa doğru ilerleyince
önce Avcı Beli'ni, ardından da Kaldı zirvesini
görebiliyordum.
Sahilden eski barajın yakınlarındaki parka giderek
Gençlik Köprüsü'ne yöneldim. Sadece yayalara
hizmet eden upuzun bir asma köprüydü. Tam ortasında
durmuş balık tutan genç, bisikletiyle gelmişti.Tuttuğu
balıklara mı, yoksa bisikletine mi daha çok
imrendim bilemiyorum. Etrafımı çevreleyen yeşillik
ve binalar estetik ve çağdaş bir uyum içindeydi.
|