YÜKLENİYOR ...

























ANADOLU' DA DUVAR RESMİ
2001 / ARALIK

Fotoğrafın olmadığı bir dönemde sanatçının ya görenlerin anlatımına ya da kendi izlenimine, o da olmadı kendi hayal gücüne dayanarak bir şehrin ya da bir nesnenin resmini yapmasıyla oluşurdu duvar resimleri. 18. yüzyılda Anadolu'nun çeşitli yerlerinde eserler veren halk sanatçıları evlerin, cami ve şadırvanların duvarlarına en çok İstanbul'u ve gemileri resmetti. İstanbul'un, günümüzde olduğu gibi o dönemde de bir fenomen oluşu ve görsel güzelliği, sanatçıların resimlerinde bu konuyu işlemelerinin başlıca nedeniydi. Deniz ve dolayısıyla gemi, bu kavramlara pek de alışık olmayan Anadolu'nun denizden uzak yerleşimlerinde yaşayan insanlar için her zaman ilgi duyulan konuların başında gelirdi. Ancak, sanatçıların hayalgücü ve coşkuları bu iki konuyla sınırlı kalmadı. Cami duvarlarına bile ağaçlar arasında bir yeldeğirmeni, şırıl şırıl akan bir dere, antik kent kalıntıları resmedecek kadar cesaretli ve coşkuluydular.

Sayfa 1/6


























ANADOLU' DA DUVAR RESMİ
2001 / ARALIK

Duvar ressamları bu resimleri, İstanbul'u, Mekke'yi, Medine'yi, denizi ve gemileri ya gören birilerinin anlatımına göre ya da bu mekânları şahsen görüp aklında kalanı çizerek ortaya çıkarırdı. Bu izlenimci tarz nedeniyle özellikle İstanbul tasvirlerinde bariz hatalar görülür. Bazı resimler ise oldukça çocuksudur. Ancak, her şeye rağmen bu naif ve coşkulu resimlerle Anadolu'nun hiç umulmayan yerleşimlerinde karşılaşmak insanı inanılmaz derecede şaşırtıyor ve heyecanlandırıyor. İlk kez Kula'nın Emre köyünde tesadüfen girdiğim küçük köy camisinde karşılaştığım manzara, sonraki dönemlerde yıllarca Anadolu'da bu resimlerin peşinden koşmama neden oldu. Bu koşu sırasında kimi resimleri yakalayamadım.

Sayfa 2/6


























ANADOLU' DA DUVAR RESMİ
2001 / ARALIK

Örneğin, hem iç mekânlarında, hem de cephesinde duvar resmi sanatının seçkin örnekleri bulunan Bahattin Ağa Konağı'nı fotoğraflamak için gittiğim Milas'ta konağın çökmüş olduğunu görmek benim için büyük hayal kırıklığı oldu. Kimi resimleri ise kılpayı yakalayabildim. Karaman'daki Hacı Sami Tartan Evi ve Birgi'deki bir başka ev büyük ölçüde harap olduğu halde, duvarlarındaki resimler ilk günkü renklerini ve canlılıklarını koruyordu. Gelelim çok iyi korunmuş, hatta restore edilmiş örneklerin durumuna. Başarılı bir restorasyon sonrası müzeye dönüştürülen Tokat'taki Latif Ağa Konağı, Yozgat'taki Nizamoğlu Evi ve Birgi'deki Çakırağa Konağı bu örneklerden birkaçı. Ayrıca, Anadolu'nun çeşitli yerleşimlerindeki camilerde bulunan resimler de günümüze iyi durumda ulaşabilmiş.

Sayfa 3/6


























ANADOLU' DA DUVAR RESMİ
2001 / ARALIK

Eldeki kaynaklar bu sanatın tarihçesi hakkında somut bilgiler verirken, sanatçıların kimlikleri, kişilikleri, yaşam tarzları ve duygularıyla ilgili doyurucu bilgiye ulaşamıyoruz. Bu nedenle, sanatçıların dünyası ancak resimlerdeki ipuçları kullanılarak tahmin edilebiliyor. Duvar resmi sanatının, Osmanlı sanatı içindeki yerini alması Batılılaşma dönemine denk düşer. Osmanlı İmparatorluğu'nda siyasetten ekonomiye, günlük yaşamdan modaya kadar her alanda etkili olan Batılılaşma hareketleri 17. yüzyılda başlar. Doğal olarak bu etkiden Osmanlı sanatı ve mimarisi de nasibini alır. Sanat alanındaki en önemli etki ve dönüşüm resim sanatında, yani minyatür geleneğinde yaşanır. Özellikle, minyatürde kullanılmayan perspektif, bu dönemde yapılan minyatürlerde kendini gösterir. 18. yüzyıl sonlarına gelindiğinde güçlü Batı etkisi minyatür geleneğini önemli ölçüde ortadan kaldırır.

Sayfa 4/6


























ANADOLU' DA DUVAR RESMİ
2001 / ARALIK

Benzer etki eşzamanlı olarak mimaride de yaşanır. Önce İstanbul'da, hemen ardından başkentin her hareketini yakından izleyen Anadolu'da, iç mekân süslemelerinde duvar resimleri kullanılmaya başlanır. Ancak, Anadolu'daki halk ve sanatçılar bu resimleri daha çok benimser. Bu nedenle duvar resimleri İstanbul'da Topkapı Sarayı dışında pek görülmez. Oysa, Anadolu'daki bazı köy ve kasaba camileri ise adeta birer resim galerisi görünümünü alır. Özellikle camilerde görülen bu durum Anadolu insanının coşku ve hoşgörüsünü fazlasıyla yansıtır.
Kalemkarî nakış şeklinde işlenen bu resimleri yapan sanatçıların ne yazık ki pek çoğunun adı bilinmiyor. Amasya ve Merzifon civarındaki resimlerde imzasına rastlanan Zileli Emin ve Harput civarındaki birkaç resimde imzası bulunan Ali Miralaygil öğrenebildiğimiz iki isim. Yaşamlarıyla ilgili pek fazla bilgi edinememize karşın bu sanatçıların eserlerindeki naiflik ve espri anlayışı onların hayata olan bakışını fazlasıyla yansıtır.

Sayfa 5/6


























ANADOLU' DA DUVAR RESMİ
2001 / ARALIK

Espri anlayışlarına en iyi örnek, nargile ve gaz lambası konan rafların duvarlarına çizdikleri nargile ve gaz lambası resimleridir. Duvar saati resmi de bu anlayışın ürünü olduğu gibi, aynı zamanda sanatçının evdeki işini bitirdiği saati gösterir.
Bu resimleri yapan halk sanatçıları akademik eğitim almadan, tamamen bireysel yetenekleri ve usta-çırak ilişkisi içinde bu sanatı öğrenirdi. Bazen de rastlantılar bu kişilerin duvar resmine başlamalarına neden olurdu. Dolayısıyla, duvar ressamlığını sanatla zanaat arasında bir yerlere koymak gerekir.

* Ömer Kokal, yazar.


Sayfa 6/6
 


























Bir önceki konu başlığı