YÜKLENİYOR ...

























DÜNYANIN ZİRVELERİNDE
2001 / KASIM

Siz hiç, imkânsız sandığınız bir hayalinizin gerçek olabileceğini düşündünüz mü? Ben hep düşünürdüm. Dünyanın en yüksek dağının tepesinde olmaktı bu hayalim.Uzun süren maddi destek arayışlarımdan sonra, Meteksan Sistem şirketinin 'Türkiye, Avrupa ve Dünya'nın En Yüksek Zirveleri' adını verdiğim projeye sponsor olacağını duyduğumda çok sevindim. Maceram böyle başladı. Amacım 5137 metrelik Ağrı Dağı'nın, Avrupa Alpleri'ndeki 4807 metrelik Mont Blanc tepesinin ve Nepal-Himalaya Dağları'ndaki 8850 metrelik Everest Dağı'nın doruğuna çıkmaktı. Ocak'da hazırlıklara başladım. İlk etap, Şubat ayının buz gibi havasında Ağrı Dağı'na çıkışla başladı. Bu tırmanışta bana arkadaşım Efecan Aytemiz eşlik edecekti. Tırmanışa başlayacağımız Doğubeyazıt'a varınca Ağrı Dağı her zamanki mağrur duruşuyla karşıladı bizi. Çok güzel ve açık bir havada, ilk günkü kamp yerimiz olan 2800 metre yüksekliğinde bir yaylaya yürüdük. Ağır sırt çantalarımız yormuş olmalı ki, deliksiz ve rüyasız uyuduk o gece... Ertesi sabah, 4200 metredeki ikinci kampımıza taşındık, ama hava bozmaya başlamıştı.

Sayfa 1/5


























DÜNYANIN ZİRVELERİNDE
2001 / KASIM

Sabah zirveye gitmeyi umarken aşırı rüzgârlı bir güne uyandık. Böylesi bir rüzgâr zaten soğuk olan havanın ısısını daha da düşürür ve dağcı için donma tehlikesi artar. O günü kampta geçirip ertesi sabah tırmanmaya karar verdik. Ertesi sabah üç saatlik bir tırmanışla, Ağrı'nın zirve sırtlarını kaplayan 'Takke Buzulu'nu da aşarak artık amansız bir tipiye dönüşen kar yağışı altında zirveye ulaştık. Kirpiklerimiz ve ceket yakalarımız eksi kırklardaki soğuk ile buz tutmuş halde, çıktığımız rotadan kampımıza indik ve hak edilmiş sıcak bir yemeğin yanı sıra bol çay içtik! Ertesi gün, dağı terk ederken hava açıktı, ama rüzgâr şiddetinden bir nebze olsun yitirmemişti. Ankara'ya giderken, uçaktan Ağrı Dağı'nın beyaz kütlesini bir kez daha seyrettim. Zaman hızla aktı ve Mart ayının ortasında kendimi Nepal'in başkenti Katmandu'da buluverdim. 'Dünyanın Damı'na tırmanacağım ekip İngiliz, Amerikalı, Kanadalı ve Nepallilerden oluşuyordu ve tırmanışımızın en önemli özelliği 'rehbersiz' olmasıydı. Yürüyüşün başladığı 2600 metredeki Lukla kasabasından 5350 metredeki Everest ana kampına

Sayfa 2/5


























DÜNYANIN ZİRVELERİNDE
2001 / KASIM

63 kilometre ve neredeyse 10 günlük bir yol var. Toplam beş tonluk yükümüzü birçok hamal ve Tibet öküzleri (Yak) taşıyordu. Böylece Nisan ayı başında Everest ana kampına vardık. Everest tırmanışı, ana kamptan zirveye 3500 metre kadar yükseklik alınmasını gerektiriyor. Devasa bir dağ olan Everest'te dört ara kamp kurduk. Bu kampların kurulması için inip çıkılırken hem yüksekliğe uyum sağlanıyor, hem de olası zirve gününde, 8000 metredeki en yüksek kampın tırmanış için hazır olması amaçlanıyor. Yükseklerde, düşük oksijen ve azalan basınç, insan yaşamını tehdit eden hastalıklara yol açıyor. Düşünün bir, havadaki oksijen deniz seviyesindekinin yüzde 30'u kadar, ısı devamlı sıfırın çok altında ve yükseklik bir 'yolcu uçağının uçtuğu yükseklik'! Devasa buzullar, buz duvarları, binlerce metrelik kayalıklar ve zaman zaman yeri göğü titreterek düşen çığlar tabloyu tamamlıyor. Bu bakımdan Everest tırmanışı büyük riskler taşıyor. Normalde kışın kuzeyden esen kuvvetli rüzgârlar, mayıs ayında 2-3 günlüğüne kesiliyor ve birkaç günlük bir 'iyi hava penceresi' açılıyor. Amacımız da bunu

Sayfa 3/5


























DÜNYANIN ZİRVELERİNDE
2001 / KASIM

yakalamaktı. Ve 22 Mayıs gecesi, en yüksek kampımız olan 8000 metreden tırmanışa oksijen tüpleriyle geçtik. Kafa lambalarıyla dik buz üzerinde tırmanıyorduk. Gün doğduktan sonra Everest'in güney zirvesine vardık, burada oksijen tüplerini yeniledik. Saat 9.15'te, tırmanışa başladıktan 11 saat sonra 8850 metrede, dünyanın en yüksek noktasındaydım. İnanılmaz bir olaydı bu - sanki uzaydaydım! Oksijeni çıkartıp, orada kaldığım 45 dakika boyunca o sihirli havayı soludum. Dağdan iniş, ana kamp, Katmandu, Türkiye'ye dönüş, hepsi art arda ve hızla geldiler.Ağustos ayı başında kendimi Fransa Alpleri'nde, 'Dağcılığın Mekkesi' olarak bilinen Chamonix kasabasında buluverdim. Alp dağları, her uzunlukta, zorluk derecesinde kaya ve buz tırmanışlarıyla ünlü. Tırmanışlar, son derece büyük teknik zorluklar içerdiğinden gerçek anlamda dağcı§lık tekniğine hâkimiyet gerektiriyor.Arkadaşım Doğan Palut ile Mont Blanc Dağı'nın zirvesine zor bir rotadan çıkmayı planlamıştık. Tırmanışa ayırdığımız bir ay içerisinde Mont Blanc Massif'te altı tane 'İlk Türk Tırmanışı'na imza atarken 22 Ağustos'da Mont Blanc'a,

Sayfa 4/5


























DÜNYANIN ZİRVELERİNDE
2001 / KASIM

800 metre yükseklikte teknik bir kaya-buz sırtını aşarak, Mont Maudit Dağı üzerinden tırmandık. Alpler'in en yüksek noktası olan 4807 metrelik bu buzul dağının zirvesinde bayrağımızı dalgalandırdık. İkimiz de tırmanışa gönül vermiş insanlar olduğumuz için, Alpler'deki hayatı bırakıp Türkiye'ye dönmek kolay olmadı. Buz gibi soğuk dağlarda yaşadığım sıcacık anılar, hayallerimin gerçeğe dönmesini betimliyordu.

* Tunç Fındık, dağcı.



Sayfa 5/5


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı