YÜKLENİYOR ...

























GÖKKUŞAĞININ ÜZERİNDEKİ ANADOLU
2001 / KASIM

Bilirsiniz, güneş her sabah gökyüzünden akan turuncu bir çağlayan gibi yeryüzüne ışığını döker. O doğduğunda karanlığın pelerininden kurtulan kuşlar, ağaçlar, insanlar ve coğrafya, renklerini ışığın yumuşak ellerine bırakır. Işığın ülkesi olan Anadolu'da 'rengârenk' bir yaşama sevincidir başlar. Beyşehir Gölü'nün kıyısındaki tahta çitlerin üzeri parlak mavi kanatlarını güne hazırlayan yalıçapkınlarıyla dolar. Aynı anda, Hakkari'ye bakan tepelerden birinde gökkuşağı tüylü arı kuşları tellere konmuş, hemen altlarındaki kovanlardan çıkacak arıları iştahla beklemektedir. Güneş yükselirken Azdavaylı kadınlar 'rengârenk' giysilerinin kuşaklarını bellerine sarıp pazara doğru yola çıkar. Tokat'ın köylerindeki kızlarsa, kına gecesi hazırlığı içinde, yedi renkli giysilerini, yırtığı söküğü olmasın diye elden geçirir. Tarih hepimizden iyi bilir ki, Anadolu insanı ilkbaharda tarlalarda gördüğü çiçek kümelerini önce gözüne gönlüne, sonra da giysilerine taşımıştır. Gökkuşağı da yağmur sonraları bu şenliğe imzasını atar. Antakya'da ya da Olympos'da iki gökkuşağını yan yana görmeniz hiç de sürpriz olmaz.

Sayfa 1/5


























GÖKKUŞAĞININ ÜZERİNDEKİ ANADOLU
2001 / KASIM

Akdeniz kıyılarını yağmur ıslatırken, Nazilli'de birer gelin gibi süslenmiş develer, ağızları köpükler içinde güreş sıralarını bekler. O sırada, Konya'nın Karapınar ilçesinde, halı tezgâhlarına 'rengârenk' ipler yerleştirilmiş, iplikten gökkuşakları dokunmaya başlanmıştır bile. Sonbaharda Yedigöller'deki yedi göl, yedi renge bürünür. Ağaçların yapraklarından başlayan dönüşüm, göl üzerinde maviden sarıya geçen yansımalar yaratır. Benzer görüntüler Kaçkarlar'dan Küre Dağları'na kadar bütün ormanlık alanlarda yinelenir. Kış doğayı beyaza bularken, Ardahan'daki evlerde genç kızlar sobaların başına toplaşıp geleneksel giysili Damal bebekleri yapar. Kastamonu'da, Göreme'de, Safranbolu'da kış gecelerinden sabaha çıkan bebekler de el sanatlarının bütün renklerini taşır. Bayramlar kışa denk gelirse, karlı köy yollarında 'rengârenk' bayramlıklarını giymiş çocukların ayak izleri belirir. Baharsa, büyüklerin elleri öpüldükten sonra tepelere çıkılır ve 'rengârenk' uçurtmalar göğe salınır.

Sayfa 2/5


























GÖKKUŞAĞININ ÜZERİNDEKİ ANADOLU
2001 / KASIM

Edirne'de at arabaları 'rengârenk' desenlerle süslenir; keklikler, gelincikler, camiler resmedilir üzerlerine. Gökçeada'da eski bir Rum geleneği olarak eşeklerin semerlerinin üzerine eski kumaş parçalarından yapılmış 'kurelalar' atılır. Trabzon yaylalarındaki şenliklerde ineklerin boyunları renkli boncuk ve püsküllerle süslenirken; Soma'da camilerin tavanlarına yüzyıllar önce yapılmış 'rengârenk' bezemeler, hayatta olmayan ressamlarını anıp, biraz daha solar hüzünle. Mevsim yazsa, Kekova'da halı satıcıları mallarını erkenden duvarlara asar; Akdeniz'in turkuvaz mavisi de onları gökkuşağına tamamlar. Kapadokya'da ay gökyüzünden silinmeden havalanan 'rengârenk' bir balon güvercinleri uyandırır. Amasra'da kale içinde oturan Zülfiye Hanım, 'rengârenk' saksılarındaki çiçekleri sular. Onun saksıları, üzerine renk renk çoraplar geçirilmiş çizmeler, eski ayakkabılar, delik çaydanlıklar ve düş gücünün elverdiği her şeydir! Bütün bunlar olurken, bense soluklanmak için oturduğum bir köy kahvesinde, hem çayımı yudumlar hem de cebimden çıkarttığım kâğıdı okurum.

Sayfa 3/5


























GÖKKUŞAĞININ ÜZERİNDEKİ ANADOLU
2001 / KASIM

O kâğıtta Ferit Edgü'nün insan yüreğinin renklerini yeryüzünün renkleriyle harman eden sözcükleri vardır:
"Benim de bir fotoğrafımı çek abi, dedi pazar yerinde gördüğüm küçük çocuk. / Şöyle fiyakalı bir resim olsun. / Çektim. / Benim de fotoğrafımı çek, dedi yaşlı bir adam. / Şöyle arkamdaki cami ile birlikte. / Çektim. / Benim de fotoğrafımı çek, demedi yorgun yük beygiri. / Ama ben çektim. / Çayırda kadınlar kendi aralarında eğleniyorlardı. / Beni görünce gülüşmeye başladılar. / Fotoğraf çektiğimi görünce, hep bir ağızdan, / Çek abi, çek, ama bize göndermeyi unutma, diye seslendiler. / Çektim ve gönderdim. / Bir balıkçı, motoru kıyıya yanaşırken seslendi; / Bugün kısmette balık yokmuş, hiç değilse bir fotoğrafımızı çek. / Çektim. / Bir pehlivan, Beni böyle sivil olarak çekip nideceksin ki, dedi. / Sen beni ayağımda kispet, er meydanında çekmelisin. / Birini çektim, öbürünü başkalarına bıraktım. / Teyze fotoğrafını çekiyorlar, diye bağırdı bir çocuk.

Sayfa 4/5


























GÖKKUŞAĞININ ÜZERİNDEKİ ANADOLU
2001 / KASIM

/ 'Teyze' bana dönüp, A oğul benim fotoğrafımı çekip nideceksin? / Şu koca çınarınkini çeksene, deyip ardındaki çınarı gösterdi. / Çektim. / Hem yaşlı kadını, hem koca çınarı. / Kadının boşluğa bakan gözlerini. / Çınarın düşen yapraklarını. / Sonra dağda, bayırda; çayırda, ormanda topladığı otları, çiçekleri, pazar yerinde sergileyip satan bir başka kadının 'eseriyle' birlikte fotoğrafını çekmekteydim ki, / farkına varıp eline bir demet kır çiçeği alıp poz verirken şöyle dedi; / Çekesin yavrum, ama renkli olsun. Çünküm dünya çok renklidir."

* Akgün Akova, yazar.


Sayfa 5/5


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı