YÜKLENİYOR ...

























BİR FİLM ŞERİDİ GİBİ...TÜRK SİNEMASI
2001 / KASIM

Türk sineması, hep eski filmlerle canlanıyor insanın gözünde nedense. Yabancı film sevdalılarının burun kıvırıp geçtiği, ama gerçek hayatta yaşanan bazı olayları "Türk filmi gibi" benzetmesiyle açıklamaya çalışarak farkında olmadan hakkını teslim ettikleri bir fenomen aslında o. Kurtuluş Savaşı ve sonrasında yaşananların hikâye edildiği filmler, Batı'dan yapılan uyarlamalara bırakmış yerini sonraları. Köy romanları önemli bir kaynak olmuş bir zamanlar. Sonra zengin delikanlı, yoksul genç kız aşkları işlenmiş bol bol. Köyden kente göç olgusunu işleyen filmlerle, toplumsal gelişmeler de yansıtılmış beyazperdeye. Bir dönem politik sinema kendini gösterirken, pervasız bir seks furyasının yükseldiği günler de olmuş. Sonra yeniden toparlanıp kabuğunu çatlatmayı başaran Türk sineması, uluslararası arenada birçok ödüle adını yazdırmış. Bütün bunlar, Türkiye'de ilk kez Türvak (Türker İnanoğlu Vakfı) tarafından kurulan Sinema ve Televizyon Müzesi'ne girer girmez "bir film şeridi gibi" geçip gidiyor zihinlerden.

Sayfa 1/5


























BİR FİLM ŞERİDİ GİBİ...TÜRK SİNEMASI
2001 / KASIM

Duvardaki ekranda canlanan siyah-beyaz filmlerin fragmanları ve kulaklara çok aşina repliklerse 'sine-terapi' yoluyla sanki bir garip rehavete sürükleyip götürüyor insanı. 'Amerikan Century projeksiyon makinesi, 1940' yazıyor, kocaman kömürle çalışan makinenin üzerinde. Yanındaki Bosch marka kamera, 1970'ler TRT'sinden kalma. İlk yılların kollu ve üç objektifli kamerası, atölyede kullanılan 1936 model Pickard fotoğraf makinesi ve 1927 tarihli büyük stüdyo pikabı da girişte yer alanlar arasında. Duvarlardaki siyah-beyaz film kareleri dondurulmuş halde, sanki yönetmenin az sonra duyulacak "Motor!" sesini bekler gibiler. 1914'de Yeşilköy'deki Rus anıtı Ayastefanos'un yıkım görüntüleri, yabancıların başlattığı Türk sinemasının ilk filmi sayılıyor. Film, Polonya Musevisi Weinberg'in yetiştirdiği Fuat Uzkınay tarafından çekilmiş. Belgesel ağırlıklı 'ilk dönem'i izleyen 1923-1939 yılları arasına, 'tiyatrocular dönemi' deniyor. Arkadaki salonda Şehir Tiyatroları'na ait biletler, duyurular, program broşürleri ve özel koleksiyon fotoğrafları var.

Sayfa 2/5


























BİR FİLM ŞERİDİ GİBİ...TÜRK SİNEMASI
2001 / KASIM

Türk sinemasını tiyatro kalıpları içine sıkıştırmakla eleştirilen, ama katkıları da yadsınamayan Muhsin Ertuğrul için de bir köşe ayrılmış. Onun ilk filmlerinden 'Ateşten Gömlek'te, Türk kadınlarının (Bedia Muvahhit ve Neyyire Ertuğrul) ilk kez rol aldığı biliniyor. Ama dönemin asıl özelliği, ses ve görüntünün aynı anda saptanıyor olması. Yaşamlarını yitirmiş tiyatrocuların portreleri gülümseyerek uğurluyor ziyaretçilerini bu salondan. Siz hangisinin sesini anımsıyorsunuz? Behzat Butak, Şükriye May, Cahide Sonku, İsmail Dümbüllü, Cahit Irgat... Biliyorsunuz, sonuncusu üstelik şair. Müze kurulurken filmciler, sinemacılar, özel koleksiyoncular, sinemacı aileleri ve ilgililere çağrı yapılıp, yardımları istenmiş. Buradaki kütüphane de böyle oluşturulmuş; 22 bin materyal ve 10 bin civarında yerli ve yabancı sinema ile televizyon filmi, yüzlerce dokümanter görüntüye sahip. Sinema Makineleri Salonu'nda; Moviolo 16 mm senkron ve montaj masası, 35 mm ilk portatif ev tipi film oynatma makinesi, Türkiye'ye ilk gelenlerden 17.5'luk manyetik ses kayıt cihazı 1938'lerden Pathe kollu aktüel kamera ve Muhsin

Sayfa 3/5


























BİR FİLM ŞERİDİ GİBİ...TÜRK SİNEMASI
2001 / KASIM

Ertuğrul'un ilk sesli film kamerası yer alıyor. 1939-1950 arası, 'geçiş dönemi' ve savaş yıllarıdır. Amerikan ve Mısır filmlerinin peydahlandığı piyasada, Faruk Kenç, Baha Gelenbevi, Turgut Demirağ, Orhon M. Arıburnu gibi yönetmenler de iş yapmaya çalışır. 1950'lerde başlayan 'sinemacılar dönemi' ise 1970'lere dek sürer. Lütfi Akad, tiyatrocuların sinema üzerindeki ipoteğini kaldırma gayretindedir. 1960'lar Metin Erksan, Atıf Yılmaz, Osman Seden, Memduh Ün ve Halit Refiğ'le 'yeni dönem'in kapısını aralamaktadır. Sinemanın 'renk'lenmeye başladığı yıllardaki toplumsal altüst oluşla sorunlar artar; ama, uluslararası ilişkiler ve yarışmalar da... 1963'de, Berlin'den Altın Ayı, Metin Erksan'ın 'Susuz Yaz'ı ile gelir. 1971, Yılmaz Güney yılı olur. 1975'de patlayan film sayısına rağmen, televizyon ve seks furyası seyirci sorunu yaratır. Sonrası ise artık yakın tarihin bilinenleridir: Zeki Ökten, Feyzi Tuna, Bilge Olgaç, Ertem Eğilmez, Ali Özgentürk, Şerif Gören, Ömer Kavur, Yavuz Özkan, Yavuz Turgul ve diğerleri...

Sayfa 4/5


























BİR FİLM ŞERİDİ GİBİ...TÜRK SİNEMASI
2001 / KASIM

Afiş salonu, Türk sinemasının siyah-beyazdan renkli günlere akıp gelen serüvenini özetliyor gibi: 'Silah ve Namus', 'Son Mektup', 'Hop Dedik Kazım', 'Kolejli Kızın Aşkı', 'Ölüm Çemberi'... Belki de hiç akıllarda yer etmemiş Yeşilçam filmlerinin afişleri bile olsa bunlar, bu salonun duvarlarını yıllar sonra da süslemeye devam edecek gibi görünüyor.

* Can Kızıltan, yazar.



Sayfa 5/5


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı