|
Çikolatanın,
saat yapımcılarının, bankacıların, altın ve
elmas borsalarının 'başkenti' diye bilinir Zürih.
Ortasından geçip Zürih Gölü'ne karışan Limmat
Nehri'nin üzerindeki kuğular da, Opera Binası'nın
yanına dizilmiş yüzlerce bisiklet de onaylar
bunu. Ama, başka bir şey daha söylerler bize;
"Eski Avrupa'nın genç kentidir burası"
derler fısıltıyla. Fısıltıyla söylerler, yaşlılar
alınmasınlar diye. Çünkü Zürih, sakin ve barış
dolu yaşamını yaşlılarla gençler arasında köprüler
kurarak sürdürür. Hayvanat Bahçesi'nden çocukların
şaşkınlık dolu sesleri yükselirken, yakınındaki
mezarlıkta edebiyatın iki devi, James Joyce'la
Elias Canetti yan yana yatar. Bulutlar, deyim
yerindeyse, 'şapkaları'dır kentin. Zürih de
onları sık sık takar başına. Güneş çıktığında,
kış değilse, herkes güneşlenmek için parklara,
yüzmek için göle atar kendini. Güneş insanların
tenini usulca karartırken, ışınları Fraumünster
Katedrali'nde Chagall'ın yaptığı vitrayın içinden
geçip renk değiştirir. Baharın ve yazın yeşili,
sonbaharda bir gece giysisinin parıldayan kırmızı,
sarı, kahverengi pullarına dönüşür.
|