YÜKLENİYOR ...

























ARKEOLOJİ MÜZESİ
2001 / EKİM

MÖ 4. yüzyılın sonları, Fenike bölgesindeki Sayda kentinde bir atölye... Heykeltıraş önemli bir siparişi yetiştirmek üzere çıraklarıyla birlikte gece gündüz çalışmaktadır. Bu kez yaratması gereken bir kral lahtidir. Kendisinden, lahtin üzerine, Büyük İskender'in Persler ile 333'te yaptığı ünlü İssos Savaşı, bir aslan avı partisi ve öldürüldüğü Gaza Savaşı gibi, kralın kaderini belirleyen en önemli tarihsel olayların işlenmesi istenmiştir. Kral soyundan gelme bu Fenikeli, İssos Savaşı'na katılmamıştır, ama bu olay onun, Sayda'nın kralı olmasına neden olmuştur. İskender'in tarafını tutmuş ve ödülünü almıştır. Heykeltıraş, savaş ve av sahnelerini ustaca yontar. İskender'i de unutmaz. Onu, yarı tanrı Herakles'in aslan başlığı ile betimler. Figürlere verdiği hareket mermerin soğukluğunu yıkar, seyirci savaşın ve avın şiddetiyle baş başa kalır. Ancak lahtin sahibini yeniden doğuşa hazırlamak ve onu korumak da gereklidir. Bunun için de lahtin çatısına grifonlar, saldırıya hazır aslanlar, ruhu gökyüzüne taşıyan kartallar ve doğa tanrıçası Atargatis motifleri yerleştirir.

Sayfa 1/6


























ARKEOLOJİ MÜZESİ
2001 / EKİM

Asma yaprakları ve Atargatis doğanın ölümünü ve yeniden dirilmesini simgeler. Heykeltıraş, yontu işlemini tamamladıktan sonra tüm motifleri boyar. Adı bilinmeyen heykeltıraş, Kral Abdalonymos için yaptığı, arkeoloji dünyasının da en ünlü buluntuları arasına girecek olan lahtin yüzlerce yıl sonra, üstelik İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin en gözde eseri olarak sergileneceğini bilseydi ne düşünürdü bilinmez, ama onu 1887'de gün ışığına çıkaran Osman Hamdi Bey'in mutluluğunu tahmin etmek hiç de zor olmamalı. Literatüre 'İskender Lahti' olarak geçen bu benzersiz eser, Osman Hamdi'nin 1881'de başına getirildiği Çinili Köşk'teki Müze-i Hümayun'u (İmparatorluk Müzesi) bilimsel ve kültürel anlamda kurumsallaşmış gerçek bir müzeye dönüştürme yönündeki çabalarının karşılığı gibidir. Bugün Suriye topraklarında kalan Sayda'da yaptığı Krallar Nekropolü kazısı, yalnızca İskender Lahti'ni vermez Osman Hamdi'ye. Yine birer sanat harikası niteliğindeki 'Ağlayan Kadınlar', 'Likya Lahti' ve 'Satrap Lahti' gibi toprağın derinliğinden çıkardığı 20'ye yakın lahit, müzenin adını dünyaya duyuracaktır.

Sayfa 2/6


























ARKEOLOJİ MÜZESİ
2001 / EKİM

Osman Hamdi Bey yeni bir müzenin inşaasını gündeme getirir. Mimar Alexandre Vallaury'nin planlarını 'Ağlayan Kadınlar' lahtinden esinlenerek çizdiği Batı Neo-Klasiği özelliğindeki müzenin yeni binasının ilk bölümü 1891'de açılır. Binanın üçüncü bölümü de 1908'de tamamlanır. Dönemin olanaksızları içinde Osman Hamdi, bir yıllık maaşını binanın yapımı için bağışlamaktan çekinmez. 1884'de eski eserler yasasına getirdiği yeni uygulama ile arkeolojik eserlerin yurtdışına çıkışını da yasaklar. Osman Hamdi Bey, arkeolojik eser açısından dünyanın en zengin müzelerinden birini yaratır. Bir kompleks niteliğinde, Arkeoloji Müzesi (ana bina), Çinili Köşk Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi, Tablet Arşivi, Sikke Kabineleri, Kütüphane, Ek Bina ve laboratuvarlardan oluşan İstanbul Arkeoloji Müzeleri'deki lahitler ile Antikçağ Heykelciliği salonlarındaki eserler, 1991'den bu yana yeni bir düzenleme ile sergileniyor. Müzenin en değerli koleksiyonlarından birini oluşturan Sayda lahitleri, ilk konulduğu şekilde, ancak daha modern bir atmosferde sergileniyor.

Sayfa 3/6


























ARKEOLOJİ MÜZESİ
2001 / EKİM

Müzenin en değerli koleksiyonlarından birini oluşturan Sayda lahitleri, ilk konulduğu şekilde, ancak daha modern bir atmosferde sergileniyor. Müzenin Antikçağ Heykelciliği'ne ayrılan bölümü ise bambaşka bir çekim alanı. Antik dünyanın ilk çağlarını temsil eden Arkaik bölümündeki, MÖ 6. yüzyıla ait bir mermer baş, yüzündeki tipik 'arkaik gülüş' ve boncuk örgü biçiminde stilize edilmiş saçları ile, Batı Anadolu'da doğan İon sanatını simgeler. Doğu'dan, özellikle Mısır'dan alınan heykel anlayışında önceleri bir katılık ve geleneksel tutuculuk vardır. Arkaik dönemden sonra gelen salon, önemli bir değişimi yansıtır. MÖ 546'dan itibaren Pers egemenliğine giren Anadolu'da doğu ve batının harmanlandığı bir Greko-Pers kültürü belirir. Bu karışımı en iyi veren Dorylaion (Eskişehir) stelindeki Anadolu tanrıçası Kybele, doğunun pek sevdiği kanat motifi ile betimlenir. Greko-Pers sergisinin diğer gözde eserleri ise, Ergili-Manyas Gölü kıyısındaki Daskylaion'da bulunan kabartmalı stellerdir. Antik Mezar Stelleri arasında bulunan veda sahneli halk sanatını yansıtan eserlerde hüzün yüklü duygular belirgindir.

Sayfa 4/6
 


























ARKEOLOJİ MÜZESİ
2001 / EKİM

Klasik Çağ, etin mermere dönüştüğü bir gelişmeyi gösterir. Helenistik Çağ'ın Bergama heykel ekolü, coşkulu ve hareketli eserleri ile yeni çağa adını koyar. Yüzlerdeki sevinç, acı ya da kaygı ifadeleri ile antikçağ sanatı doruğa erişir. Bu bölümdeki Bergama ekolünü temsil eden Büyük İskender Başı, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin ünik eserleri arasındadır. Ağaca asılı Marsyas heykeli ise yüzündeki dinmeyen acı ile mitolojiden fırlamış gibidir. Tanrı Apollon'dan daha iyi flüt çaldığı için cezalandırılan Marsyas ağaca asılı olarak betimlenmiştir. Menderes Manisası (Magnesia Ad Meandrum) ile Aydın (Tralles) gruplarının sergilendiği salonda ise yine çok ünlü bir heykel bulunmaktadır. Ephebos (genç atlet) heykelinin duruşunda, idmandan sonraki gevşemişlik, tatlı yorgunluk vardır.

Sayfa 5/6


























ARKEOLOJİ MÜZESİ
2001 / EKİM

Kişilerin karakteristik özelliğini vurgulayan Roma imparatorlarına ait büstler, sarhoş betimlenen bilge Silenos (cin) ve Tykhe'nin anıtsallığı ise Roma İmparatorluğu'nun görkemini yansıtır.

* Nermin Bayçın, arkeolog.

Sayfa 6/6


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı