YÜKLENİYOR ...

























AHŞAPTAKİ PARILTI
2001 / OCAK
Onu ilk kez nerede görmüştüm? Tüm su perilerinin işbaşı yaptığı ilkbaharda, coşkun akan bir nehrin üzerinde sürükleniyordu. Işıl ışıl parıldayan bir kutuydu. Kıyıda bir grup çocuk imrenerek baktık ona. Kimin olduğu ya da suyla nasıl buluştuğu umrumuzda bile değildi; sadece içinde ne taşıdığını merak ediyorduk. Nehre dalmamız, onu ele geçirmemiz imkânsızdı. Belki de bu yüzden çocuk dünyamda neyim eksikse onu hayal ettim içinde. Diğer çocukların da böyle yaptığına emindim. Işıltılı kutu, bizimle arasına asırlar koyarak gözlerimizin önünden uzaklaşıp gitti.

Yıllar sonra Küçük Prens'te yeniden rastladım ona. Öyküyü bilirsiniz: Çocuk adamdan kendisine bir koyun resmi çizmesini ister. Adam ne kadar denese de, çocuk çizilen resimlerde hep bir kusur bulur, beğenmez. Sabrı taşan adam sonunda bir kutu çizer. Resme anlam veremeyen çocuğa da, "Koyun kutunun içinde," der. Çocuk koyunu dilediği gibi hayal edebilir artık.
Sayfa 1/6


























AHŞAPTAKİ PARILTI
2001 / OCAK
Gaziantep'in masal kokulu arka sokaklarında, güneşten teni kavrulmuş yaşlı bir ustanın elinde son cilası atılırken de, Küçük Prens dahil herkesin düşlerini içine almaya hazırlanıyordu. Biraz sonra bir sedefçi dükkânında yerini alacak ve kendisine en çok yakışan süsleme malzemesiyle gelenin geçenin gözünü kamaştıracaktı. Yaşlı usta beni, kutular başta olmak üzere elbise askısından aynalara, mobilyadan dekorasyon işlerine kadar her şeyin sedefle kaplandığı dükkânına götürünce sedefkârlığın midye kabuklarında başlayan öyküsünü dinlemeye karar verdim. Gaziantep'te yapılan sedef işi aklınıza gelebilecek her türlü ağaç eşyaya uygulanıyor. Sedefin sevdiği ağaç ise, Antep çevresinde yetişen ceviz ağacıdır. Bu arada, ceviz ağacının fotoğrafçı olduğunu biliyor muydunuz?!
Sayfa 2/6


























AHŞAPTAKİ PARILTI
2001 / OCAK
Ustanın anlattığına göre 100 yaşından sonra bulunduğu yerin fotoğrafını çekip gövdesine yansıtan ağaç, sigara kâğıdı inceliğinde kesilince çizim her katta kendini gösteriyor.
Bu fotoğrafçı ağaçtan iskeleti çıkarılan eşya, iyice zımparalanıp temizlenince, sıra kalem tutan usta ellerin sanatına geliyor.

Desenler, motifler hiç yolunu şaşırmadan dalga dalga ağacın üzerine yayılınca, işyerinde bir telaştır başlıyor.


Kakma ustası, çoğu zaman motifleri çizerken bunları kendisinin yarattığını, bu yüzden üretilen malların birbirine benzemediğini söylüyor. Çizgilerin üzerine keskilerle yol açarak sarı pirinç ya da siparişe göre altın ve gümüş tel yerleştiriliyor.
Sayfa 3/6


























AHŞAPTAKİ PARILTI
2001 / OCAK
Sonra sıra, tellerin içinde kalan alanın oyularak boşaltılmasına geliyor. Denizlerin ağzı sıkı çocuklarının kabuklarına yer açılacak çünkü. Böylece eşya, sedef odasına girmeye hazır hale geliyor. Antepli, dostluğunu anlatmak için karşısındakine "Tuz ekmek olalım," dese de, sedef ustası tuzdan, midyede olduğu zaman pek hoşlanmıyor. Denizin tuzu midye kabuklarını çürütünce, ustanın elinde kabuk kırılıp dağılıveriyor. O yüzden sedef işinde sert ve dayanıklı, işlenince süt beyaz rengini alan tatlısu midyesi tercih ediliyor. Ancak yine de makbul olan, sıcak denizlerin, özellikle Kızıldeniz'in kabukluları...

Sedef odasında midye kabukları kerpetenlerle minik parçalara ayrılıyor. Elmasla taşlanarak, yanlarına ahşaptaki oyuklara göre şekil veriliyor.
Sayfa 4/6


























AHŞAPTAKİ PARILTI
2001 / OCAK

Ceviz ağacının tozu ve tutkalla hazırlanan macun, şekil verilen sedefleri oyulan yere yapıştırmakta kullanılıyor.Eh, ağaç da Osmanlıdan miras hayli ağır bir süs aldı, en az iki gün dinlenmesi gerek. Sedef işinin son aşamasında, zımparayla sedefin ahşap seviyesine indirilmesi ve eşyaya kezzap vurularak bir gün güneşte bekletilmesi var. Ahşabın siyah ya da kestane rengini alması isteniyorsa kezzap vurulduktan sonra ateşe tutulması gerektiğini de hatırlatalım. Kayganlık için zeytinyağıyla son zımparası vurulunca Sümerlerden bu yana süren geleneksel bir el sanatının yapıtlarından biri daha ortaya çıkmış oluyor.
Birçok evde anıları canlandıran sedefli eşyalar toplumsal geçmişimizde de yer aldılar. Osmanlılarda büyük ilgi gören sedef kakma sanatı, Kuran mahfazalarından masa saatlerine, tütün kutularından nalınlara kadar her şeyde izini bıraktı. Bugün Topkapı Sarayı'na gidenler, orada, iktidarın simgesi olan tahtlardan birindeki güzelim sedef işçiliklerine hayran kalıyorlar.

Sayfa 5/6
 


























AHŞAPTAKİ PARILTI
2001 / OCAK

İster abanoz ağacı üzerine yazılmış bir ayette, ister suretime baktığım bir el aynasının kenarında, ister bir ahşap sandalyenin ince ayaklarında olsun; sedeflerin pırıltıları, insanların içini ısıtan düşleri anımsatır bana.
Yaşlı ustanın sedefçi dükkânından kucağımda sedef işlemeli bir kutu ile ayrılırken, yüzüme yayılan gülümsemeyi hiç gizlemedim. Uzun yıllar önce asla onların olmayacak bir kutuya düşlerini atıp eve küskün küskün dönen bir grup çocuğun, nihayet sevinçle bana doğru koştuklarını gördüm. Ne de olsa kutular, saklanacak anıları, fotoğrafları, ya da düşleri olanlar içindi...

 

 

* Nezahat Turkan is a freelance writer

Sayfa 6/6
 































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı