YÜKLENİYOR ...

























ESİRGEYEN NEHRİN KOLLARINDA BANGOK
2001 / OCAK
Kudretli Chao Phraya... Tayland'ın nehirler kralı. Geçtiği topraklarda çağlar boyu uygarlıklar yeşerten, mucizevi bir su yolu. Asya'nın en büyük nehirlerinden olduğu doğru. Ama, onu mucizevi yapan neden çok farklı. Güneydoğu Asya'nın en uzun nehri değil; Tibet yaylalarından doğan Mekong ve Birmanya kültürüne beşiklik eden Irrawaddy nehirleri ondan daha uzun. Adı, kutsallığı çok eski tarihlere dayanan Ganj'la da yarışamaz elbet. Chao Phraya'yı özel kılan, gece gündüz havasından, suyundan eksik olmayan o benzersiz canlılık... Gizemli Doğu'da hiçbir nehir bu derece ilginç olaylarla yüklü değil. Nehir, aynı zamanda Tayland'ın da hayat kaynağı, hatta ruhu.

Tayland kültürü ile ekonomisinin en büyük şekillendiricisi, zengin tarım ürünlerinin yaratıcısı yine o. Ticaret yolları oluşturan, zenginleştirdiği kentleri birbirine bağlayıp esirgerken, rakiplerin yolunu kesen yine Chao Phraya. Ama nedendir bilinmez, kıyılarında kurulu büyük bir kente, Bangkok'a gelenler onun hakkında pek bir şey bilmez.
Sayfa 1/6


























ESİRGEYEN NEHRİN KOLLARINDA BANGOK
2001 / OCAK
Aslında bunun nedeni açık; reklamı yapılmıyor ki! Seyahat kitapları tapınak ve kanal turlarından, müzelerden, restoranlardan, alışverişten ve gece yaşamından bahsediyor. Ama, nehri anlatan yok! Pek çok Taylandlı, hatta Bangkok'ta yaşayanlar bile onun farkında değil. Hava gibi, su gibi kentle iç içe oysa... Tabii kimse benim bu konuda üstüme düşeni yapmadığımı söyleyemez.

Buraya gelip de kenti gezmek isteyen dostların reçetesi hazır: Chao Phraya'da bir tur. Her keseye uygun bir nehir gezisi mutlaka var ve inanın yüzümü hiç kara çıkartmıyor. Herkes memnun kalıyor. İtiraf edeyim; Chao Phraya'ya özel bir bağlılığım var.
Sayfa 2/6


























ESİRGEYEN NEHRİN KOLLARINDA BANGOK
2001 / OCAK
Ona olan sevgim Tayland'a gelmeden çok uzun zaman önce başladı. Çocukluğu Amerika'daki bir çiftlikte geçen biri olarak benim için tek kaçış yolu kitaplardı. Joseph Conrad, dünyanın kapılarını açan yazarlardan biri oldu benim için. Romanı "Falk"ın ilk satırları hâlâ aklımda... Bir zamanlar gemisine yük aldığı Doğu'nun o gizemli liman kentini şöyle anlatır, Conrad:"...aynı zamanda bir Doğu krallığının başkentiydi.

Bizim Thames'ın yukarısındaki Londra gibi bir nehrin yukarısındaydı yeri." Bu satırları okuyan küçük bir çocuk olarak neler hissettiğimi varın siz düşünün. O nehri ve yukarısındaki kenti bulabilmek için dünya haritasını karış karış taramam gerekmişti. Doğu'da bu tarife uyan yalnızca bir kent vardı. O da Bangkok'tu. Yıllar sonra Bangkok'a geldiğimde gördüklerim düşlerimle benzeşiyordu. Ama, öyle sıradan bir turist olamazdım ben. Hemen yelkenli bir tekne edindim. Nehrin ağzına yakın bir yerde demirleyerek günlerimi burada geçirmeye başladım.
Sayfa 3/6


























ESİRGEYEN NEHRİN KOLLARINDA BANGOK
2001 / OCAK
Artık, nehri yaşıyordum! Akıntılarını, sularının kabarma zamanını, huyunu suyunu iyice belledim. Bir sandala atlayıp bütün kanallarını gezdim. Her sabah güneşin nehirden doğuşunu gördüm; gün batımını da. Ve nehir insanlarını tanıdım; kayıkçıları, balıkçıları, römorkör kaptanlarını, yük iskelesinde çalışanları... Sabah akşam okula gidip dönen çocukları taşıyan feribotun yolunu gözledim heyecanla. Teknemin bütün donanımı tamamlanınca ünlü Oriental Otel'in önünde demirledim. Aynı Conrad gibi.

Yüz yıl önce Otega adlı gemiye tayin edilince o da aynı şeyi yapmıştı.Ne kadar gururluydum. Bir rüya gerçekleşmişti. Ama, ne yazık ki her güzel şey gibi o da bitti. Artık teknem yok. Şiddetli bir kasırgada kaybettim onu. Tabii, bu Chao Phraya'ya duyduğum sevginin bittiği anlamına gelmiyor. Asla terk etmedim onu.
Sayfa 4/6


























ESİRGEYEN NEHRİN KOLLARINDA BANGOK
2001 / OCAK

Her fırsatta nehirdeki gemilerden birine binip geziyorum; ya da bir gezi teknesine atlayıp nehrin yukarısındaki Ayutthaya'ya uzanıyorum. Bu yolculuklarda yüzyıllar boyunca, krallıklar birbiri ardına değişirken giderek güneye doğru genişleyen Tayland'ın tarihine de tanık olmak mümkün: Kuzeydeki Yom Irmağı civarında kurulan Sukhothai (1238-1350), sonra Ayutthaya krallıkları (1350-1767), Thonburi (1767-82) ve Bangkok kentleri (1782-...) hepsi Chao Phraya üstünde kurulmuş.

Ben bunları düşünürken, yolcular nehrin sunduklarına ilgisizdi. İçimden haykırmak geldi: "Bakın, işte kale! Ayutthaya'nın düşüşünden sonra, Kral Taksin'in yeni başkentini kurduğu yer." O zamanlarda, yani iki yüz yıl kadar önce, nehir üstünde küçük bir kontrol noktası olan Bangkok, bir kale ve ona adını veren zeytinliklerden ibaretmiş.

Sayfa 5/6
 


























ESİRGEYEN NEHRİN KOLLARINDA BANGOK
2001 / OCAK

Günümüzde burada yaklaşık on milyon insan yaşıyor. Bu Londra ya da Paris gibi iki metropolün nüfusundan bile fazla. Su festivalleri, tekne yarışları ve Saltanat Kayıklarının Geçidi gibi renkli etkinliklere kucak açan nehirden kentte gezilmesi gereken yerleri de görmek mümkün: Büyük Saray, Wat Arun Manastırı, Ulusal Müze, Avrupalıların inşa ettiği ilk kiliseler ve Müslümanların yaptığı ilk camilerin akisleri suda kayıp gidiyor... Conrad, Bangkok'a ilk geldiğinde şunları yazmıştı: "Nehrin her iki kıyısına da alabildiğine yayılmış bu Şark başkenti, hiçbir zaman beyazların hâkimiyeti altında olmadı. Uzakta, alçak, kahverengi çatı sırtları güruhunun üstünde, taştan yapılma devasa kral sarayları ve tapınaklar görünüyordu. Muhteşem ve bakımsızdılar. Dik ve acımasız güneşin altında adeta eriyorlardı."
Bangkok bugün de hemen hemen aynı. Ne dersiniz, onun için daha iyi bir tanımlama bulunabilir mi?

*Harold Stephens, yazar. Çeviren: Emel Çelebi

Sayfa 6/6
 































Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı