|
İnsanlığın
en temel gereksinimlerinden birinin "sanat"
olduğu, "ben buradaydım" deme ihtiyacı
olduğu, müzedeki daha ilk adımlarınızda göze
çarpar: MÖ 6000'e tarihlenen kaya resimleri
karşılar sizi.
Çatalhöyük'te
bulunan, sıva üzerine kırmızı boya ile yapılmış
boğa avı, geyik avı, akbaba freskleri sizi bin
yıllar öncesinin bir usta ressamı ile tanıştırır.
Bu ilkçağ ressamının gözünden, boğanın heybetini,
geyiğin ince uzun bacaklı zarafetini, akbabanın
göksel hâkimiyetini seyredersiniz. Aynı salonda,
az ileride, Anadolu'nun Ana Tanrıçası (pişmiş
toprak, Çatalhöyük, MÖ 5750) sizi bekler. Kaya
tahtında, elleri iki leoparın boynunda onlara
ve bütün dünyaya hükmederek oturmaktadır. Göğüsleri
süt doludur, kolları güçlü. Bacakları arasında
yeni doğan bir çocuk taşır. Binlerce yıldır
hiç konuşmadan, kadının doğurgan, üretken, bereketli
gücünü haykırır ziyaretçilerine. Müzenin Ana
Tanrıça'sıyla sadece bu küçük ama müthiş heykelcikte
değil, pek çok duvar resminde, başka heykellerde,
farklı eserlerde de karşılaşırsınız.
|