YÜKLENİYOR ...

























TÜRKIYEDE KIŞ SPORLARININ İLK YILLARI
2000 / MART

Türkiye'de kayak sporunun başlangıcı, birçok diğer alanda da karşımıza çıktığı gibi aserî nedenlere dayanmaktadır. Kayak çalışmaları, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'nin doğu cephesinde başladı. Karlı bölgelerde yapılan savaşlarda ordunun kayağa gereksinimi olduğu anlaşılınca, 1914 yılı sonunda Haliç'deki bir marangozhanede yaptırılan ilk kayaklar Erzurum'a gönderilmiş, oradan da dağ birliklerimize katır sırtında yollanmıştı. 1915 yılı şubat ayı başında Avusturya'dan konunun uzmanı Avusturyalı subaylar getirildi. Başlarında binbaşı Victor Pitschmann olmak üzere üç yüzbaşının başlattığı kurslarda, Türkiye'nin ilk kayakçıları yetiştirildi. Bunlar Kemal, Ahmet, Hasib, Cevat (Dursunoğlu) ve yüksek mimar Arif Hikmet (Koyunoğlu) beylerdi. Cem Atabeyoğlu'nun "Türk Spor Tarihi Ansiklopedisi"nde belirttiği gibi, bu beş genç yedeksubay, Palandöken dağlarında kayakçı bir tabur asker yetiştirmiş, bu "avcı taburu" da Kafkas cephesine gönderilmişti. Ahmet Bahtiyar Esben ise "Aylık Ansiklopedi"de,

Sayfa 1/10


























TÜRKIYEDE KIŞ SPORLARININ İLK YILLARI
2000 / MART

Kafkasya cephesinde Galatasaray Kulübü sporcularından yedeksubay Ahmet ve Abdurrahman Robenson kardeşlerin yetiştirip kumanda ettikleri başka bir kayak müfrezesinden de söz eder. Savaş bitip cumhuriyet kurulduktan sonra kayak sporu uzun zaman ele alınmadı. Yeniden gündeme gelmesinin tarihçesi Uludağ'ın keşfi ile paralel olacaktır. Latince adıyla Olympos, Osmanlı'da Keşişdağ olan bu dağımızın yeni adı 1925 yılında ıstanbul ve Bursa Coğrafya Encümenlerinden kurulu bir heyetin önerisi ile verilmişti. 1904 yılında başlanıp, ancak üçte ikisi tamamlanan dağ yolu, yine Cumhuriyet'ten sonra dağın tepesine kadar uzatılarak bitirildi. Uludağ'a ilk oteli ise, henüz kış sporlarının adının bile anılmadığı bir dönemde, Bursa eski valilerinden (sonra aynı kentin milletvekili) Fatin Güvendiren yaptırmıştı. Uludağ ve Bursa'nın kayak sporu açısından öne çıkış yılları ise 1930'ların başlarındadır. 1933 yılında Bursa Dağcılık Kulübü kuruldu. Kulüp, CHP Bursa örgütünün de yardımıyla Uludağ'da denizden 2000 metre yükseklikte ve 110 yataklı bir kayakevi yaptırdı ve işletmeye başladı.

Sayfa 2/10


























TÜRKIYEDE KIŞ SPORLARININ İLK YILLARI
2000 / MART
İstanbul'daki Tenis Eskrim Dağcılık Kulübü'nün kuruluşu da Uludağ ile ilişkilidir. Sedat Taylan, "Aylık Ansiklopedi"de bu olayı şöyle anlatır: "1933 başlangıcında ıstanbul'dan içlerinde Galatasaray'lı bir-iki Fransız hoca da bulunan birkaç genç, ilk defa Uludağ'a giderek kayak sporu yaptılar. Dönüşlerinde anlattıkları heyecanlı ve çok zevkli intibalarına kapılan bir grup, aralarına Muhittin Üstündağ'ı da alıp tekrar Uludağ'ı boyladılar ve Vedat Abud, Ekrem Karay ve arkadaşları, Uludağ otelinde bir kulüp kurmayı tasarlayarak, ıstanbul'a dönüşlerinde Dağcılık Kulübünü tesis ettiler."

Uludağ'ın basında tanıtımı da aynı yıllara rastlar. Bu konuda Yedigün dergisinin Bursa muhabiri Musa Ataş'ın öncülüğünü unutmamak gerekir. Ataş'ın 1934 yılı Mart ayında Yedigün dergisinde çıkan Uludağ röportajları büyük ilgi toplamıştır. Musa Ataş bu yazılarda Bursa Dağ Sporları Kulübü üyeleriyle birlikte yaptıkları zirve çıkışını anlatır.
Sayfa 3/10


























TÜRKIYEDE KIŞ SPORLARININ İLK YILLARI
2000 / MART
Konunun gördüğü ilgiden memnun kalan Yedigün dergisi, dönemin ünlü röportaj yazarı Naci Sadullah'ı Uludağ'a gönderir. 1934 yılının Nisan ayında yayınlanan "ıstanbul'dan Uludağ'a" başlıklı bol fotoğraflı röportaj dizisi büyük yankı uyandırır. Röportajın öyküsü Naci Sadullah ve Yedigün dergisi foto muhabiri Herr Kravze'nin köprünün Ada iskelesinde buluşmalarıyla başlar. Burada onları Bursa Belediyesi tarafından özel olarak görevlendirilen Bursa Seyyahin (Turing) şubesi Müdürü Tevfik Halis bey beklemektedir (Tevfik Halis bey, 1931 yılında dünya güzeli seçilen Keriman Halis'in babasıdır ve bu ilişki Keriman hanımın niçin Uludağ'da kayakçı kıyafetiyle çekilmiş fotoğraflarının basında boy boy yayınlandığını da anlamamızı sağlar). Yalova vapurunu beklemektedirler. Aynı vapuru bekleyenler arasında "omuzlarında skileri, bastonları, sırtlarında çantaları, ayaklarında golfleri, kalın çorapları, yol pabuçlarıyla" dikkat çeken bir grup bulunmaktadır.
Sayfa 4/10


























TÜRKIYEDE KIŞ SPORLARININ İLK YILLARI
2000 / MART
Bu grup içinde tanıdık yüzlere rastlar Naci Sadullah. Bunların en önemlisi ailesiyle birlikte artık kapı komşusu yaptığı Uludağ'a gidecek olan ıstanbul Valisi Muhittin Üstündağ'dır.
Vapur Yalova iskelesine yanaşır yanaşmaz bir otobüs curcunası başlar. Herkes sayısı sınırlı bu otobüslerde bir yer kapmaya çalışır. Otobüste yer bulanları da bozuk yolun çilesi beklemektedir.

Bu yorucu seyahatten sonra günü dinlenerek geçiren röportajcımız, ertesi sabah sekizde CHP binası önünden kalkan "kaptıkaçtı" ile Uludağ'a gitmek için yol çıkar. Yine bir heyet halindedirler: Fotoğrafçı, kayak öğretmeni Herr Riedel ve Bursa Seyyahin Kulübü'nden başta başkan Tevfik Halis bey olmak üzere görevliler.
Uludağ'a çıkan bu güzide heyet "çağlayan dereciklerin, gürgenlerin, gelinciklerin, ince meşe koruluklarının, yemyeşil çamların aralarından kıvrılarak uzanan yolda" iki saat kadar gittikten sonra kalın bir kar tabakasının içine girerler. Artık Karabelen ımdat Evi'ne ulaşmışlardır.
Sayfa 5/10
 


























TÜRKIYEDE KIŞ SPORLARININ İLK YILLARI
2000 / MART

Bir süre sonra skiler ayaklara takılır, yüzlere güneş kremleri sürülür ve antrenörün denetiminde yola çıkılır. On iki buçuk kilometre boyunca ve üç buçuk saat süren bu tırmanıştan sonra kayma vakti gelmiştir. Sonunda oldukça yorgun, otele (yani ımdat Evi'ne) geri dönülür. "Çorbadan, taze yumurtadan, nefis bir kompostodan sonra sigaraları dumanladık" diye anlatmayı sürdürür Naci Sadullah. Buz gibi Uludağ suyunu şifa niyetine içerler hepsinin üstüne... Röportaj, dağı, kayak kayan insanları anlatarak sürer: "Hepsinin vücutları, aylarca kızgın güneş altında banyo yapmış gibi yanık... Parafinli kayakları üzerinde, saçları dalgalanarak aşağılara doğru süzülen genç kızlar, bu kılıkları, bu halleri, bu tabii edalarıyla balolarda dekolte gece elbiseleriyle vals oynadıkları zamanlardan çok daha sempatik..." Bu röportajdan öğrendiğimiz bir olgu da, tüm kayakçıların birbirlerini "Kayak aydın" diye selamlamayı gelenek edindikleri oldu.

* Garo Miloşyan, fotoğraf sanatçısı.

Sayfa 6/10
 


























TÜRKIYEDE KIŞ SPORLARININ İLK YILLARI
2000 / MART

1930'lu yılların ikinci yarısında Uludağ modası tüm basında karşımıza çıkar. Yine bir haftalık dergi, Büyük Gazete bir yıl kadar sonra (25 şubat 1935) kapak konusunu "Uludağ'da Kayakçılar"a ayırır. Yazar ise "Alman Lisesi Dokuzuncu Sınıfından Jale Taylan"dır. Gidiş zamanlarının yılbaşına denk gelmesi dışında maceraları Naci Sadullah'tan pek bir farklılık taşımaz.

Bu arada Yedigün dergisinin Bursa muhabiri Musa Ataş'ın haberleri de yayınlanmaya devam etmektedir: "(Bayram günlerinde) oteller ve Uludağ, bir milletler halitasına veya milletler cemiyetine benziyor. Gündüzleri dağ, tepe dolaştıkları için otelleri, suyu çekilmiş dere gibi kupkuru ve bomboş bırakan sporcular, akşamdan sonra buralarda toplanır toplanmaz birbirlerine gündüz atlattıkları tehlikeleri, düştükleri zaman acıyan yerlerini anlata anlata bitiremiyorlar. Aynı dili bilmeyenlerin binbir çeşit bir lisan halitasıyla veya komik işaretlerle konuşmaları ise görülecek şey..."

Sayfa 7/10
 


























TÜRKIYEDE KIŞ SPORLARININ İLK YILLARI
2000 / MART

1939 yılında, aylık Foto Magazin dergisi konumuzla ilgili gelişmeleri şöyle özetler: "Memleketimizde de kayak sporlarına karşı günden güne artan bir alâka uyanmaktadır. Bundan beş altı sene evvel Uludağ'da beş on heveskârın mevzii şekilde başladığı bu iş, bugün bütün memlekete şamil bir spor faaliyeti haline gelmiş bulunmaktadır. Kayak sporu, spor teşkilatımızda en ehemmiyetli yerini almış, kış sporlarını tanzim ve tamim için bir federasyon kurulmuştur. Kayak sporları Uludağ'dan başlayarak memleketin muhtelif bölgelerinde ve bu spora elverişli her yerinde, gittikçe artan bir hızla ilerlemektedir. Uludağ, bu sporun en mühim bir merkezi haline gelmiştir. Kış mevsiminin bayram, yılbaşı ve diğer tatillerine rastlıyan günlerinde Uludağ, en zevkli ve neş'eli anlarını yaşamaktadır." Bu arada Türk kayakçılarının 1936 Kış Olimpiyatları'na katıldıklarını belirtmeden geçmeyelim. Yüksek Ziraat Enstitüsü öğrencilerinden kurulu takımımızı (eğer sadece bir isim benzerliği değilse, Naci Sadullah'ı Uludağ'a çıkaran) kayak öğretmeni Herr Riedel yetiştirmiştir.

Sayfa 8/10
 


























TÜRKIYEDE KIŞ SPORLARININ İLK YILLARI
2000 / MART

Münih'e vardıkları gün gazetecilere, "biz kazanmaya değil, öğrenmeye geldik" diye demeç veren ekibimiz sonuncu olmasına karşın "Olimpiyat idealine en layık ekip" olarak gösterilmişti!


Kayak sporu geliştikçe, Uludağ dışındaki kayak merkezleri de yavaş yavaş gündeme gelmeye başladı. Özellikle Ankara Dağcılık Kulübü'nün çalışmalarını sürdürdükleri Dikmen sırtları, Elmadağ ve Ayaşbeli bunlar arasında en çok bilinenlerdir. ıngilizlerin Mısır'da Türkçe yayınladıkları "Cephe" ve Fransızca yayınlanan "Vanguard" adlı savaş dergileri bu konuya özel ilgi göstermekte ve değişik merkezleri haber konusu yapmaktadırlar.

Dergi 1946 yılının Ocak sayısında ıskenderun'daki Çağsak Tepe, Nisan sayısında ise Erciyes'i ele alır. Buradaki kayak çalışmalarını fotoğraflı röportajlarla aktarır.

Sayfa 9/10
 


























TÜRKIYEDE KIŞ SPORLARININ İLK YILLARI
2000 / MART

Kayak sporumuzun bu ilk dönemi, başta Bursa olmak üzere kayak merkezlerimizin yurt düzeyinde tanınmasıyla yeni bir boyut kazanmaya başladı. Artık kış sporlarının yanısıra kış turizminden söz edebileceğimiz bir döneme doğru adımlar atılmaya başlanır. l

 

 

 


* Gökhan Akçura, yazar.

Sayfa 10/10
 


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı