YÜKLENİYOR ...

























SELÇUKLU RÖNESANSININ YAŞANDIĞI TOPRAKLAR - AHLAT
2000 / MART
Tuşba'yı, Van şehrini ardımızda bırakıyoruz. Muradiye Şelalesi'ni, Akdamar Adası'nı... Efsaneleri, söylenceleri, tarihi kalıntıları, onca güzelliği geride bırakıyoruz. Ama bizi yol boyu bırakmayan Van Gölü, büyüleyen güzelliği ile hep yanı başımızda.
Yolumuz bölge insanının "deniz" dediği gölün kuzeybatısına doğru; Bitlis'e bağlı, Ahlat Ovası'na uzanan, batısında Nemrut, kuzeyinde Süphan Dağı yükselen Ahlat ilçesine. Nemrut Dağı'ndan söz açılınca birkaç hatırlatma yapılmadan geçilmez. Ülkemizin en son sönen yanardağı bir gün patlar. Ve akan lavların oluşturduğu sette toplanan sular Anadolu'nun en büyük gölü Van'ı yaratır. Krater çanağında ise Nemrut'un ateşini söndüren Türkiye'nin en derin gölü Nemrut oluşur.

Tarihçilerin "Selçuklu rönesansının yaşandığı yer" dediği Ahlat, adını daha çok Selçuklu anıtsal gömütleriyle duyurur. Türklerin yüz yıllar içinde oluşturdukları mimarinin de izlerini taşır bağrında.
Sayfa 1/7


























SELÇUKLU RÖNESANSININ YAŞANDIĞI TOPRAKLAR - AHLAT
2000 / MART

Tarihi ise çok eskilere MÖ 15. yüzyıla uzanır. Asurlular, Urartular, Medler, Persler, Makedonyalılar, Selökidler, Partlar ve Alatoslar birbiri ardına hükmetmişler bu topraklara. Bizans, Abbasi, çeşitli beylikler ve niceleri arasında elden ele geçmiş. Nice isyanlar, nice istilalar görmüş.Eski adı "Hilat" olan Ahlat; 1093 ile 1230 yılları arasında epey zaman Selçukluların yönetiminde kalmış. Çaldıran Savaşı'ndan sonra Osmanlı topraklarına katılan ilçe çok düzen geçirmiş, çok insan görmüş. Her el değişikliğinde yeniden gençleşmiş, yıllara meydan okumuş ve gelip dayanmış bugüne.
Van'dan bindiğimiz bir otobüsle 2 saat süren yolculuğumuza Tatvan'da ara veriyoruz. Keşfedilmeyi bekleyen başka bir yerde, başka bir dünyada gibiyiz. Van Gölü'nün yanı başına kurulmuş irili, ufaklı yerleşmeler birbirinin aynı değiller. Her birinin bir başkalığı, bir başka havası var. İçimizde Ahlat'ı görme ateşi derinleşse de Tatvan'da kalma planları yapıyoruz. Ancak evdeki hesap çarşıya uymuyor. Alıştığımız o masmavi, beyaz bulutlarla bezenmiş gökyüzünün griye çalmasını da bahane edip tekrar yola koyuluyoruz.

Sayfa 2/7


























SELÇUKLU RÖNESANSININ YAŞANDIĞI TOPRAKLAR - AHLAT
2000 / MART

5 dakika süren Ahlat yolculuğumuzda, günü de sohbeti de iyice koyulaştırıyoruz. Çok şey duyup henüz yüzünü görmediğimiz Ahlat'ta bizi öğretmenevi müdürü Hasan Uludağ karşılıyor. Konuklarını daha iyi ağırlamak maksadıyla tadilat geçiren Selçuk Oteli'ni saymazsak ilçede konaklanacak tek yer olan öğretmenevinde, o geceden sonra üç gece daha geçiriyoruz.

Köyü ikiye bölen çayın bir tarafı İçel, diğer tarafı Antalya. Bahçelerin ortasından geçen çay, diğer yerlere nazaran sulamada çok büyük kolaylıklar sağlıyor. Köylüler en büyük tehlikenin don olduğunu söylüyorlar. Çünkü sıcaklık 0 °C’nin altına düştüğü zaman muzun işi bitiyor. Nitekim, 1992 yılında dondan önce 800 dönüm arazi muzla kaplıyken, şu sıralar üretim yapılan alan 200 dönüm civarındaymış. Sırada muz konusunda en tanınmış yöremiz var: Anamur. Yöredeki yüksek ölçekli üretimin başlıca nedeni, seralar. Seralarda kaplama malzemesi olarak naylonun kullanılmasıyla maliyetler düştüğünden daha da yaygınlaşmış.

Sayfa 3/7


























SELÇUKLU RÖNESANSININ YAŞANDIĞI TOPRAKLAR - AHLAT
2000 / MART

Don olsa dahi sobaların yakılmasıyla zarar görmeden atlatılabiliyor. Yapraklar ve hevenk, rüzgar ve dolu gibi olumsuz iklim koşullarından etkilenmiyor. Bütün bu olumlu şartlar birleşince verim iki kat artıyor. Eylül ve Ekim aylarında az miktarda başlayan hasat, Kasım ile Şubat ayları arasında yoğunlaşıyor. Bu aylar, Anamur muzunun manav vitrinlerinde en çok boy gösterdiği dönem. Artık bize de kış aylarının bu lezzetli enerji kaynağını afiyetle yemek düşüyor.

Ahlat'ta dillere destan Selçuklu Mezarlığı ise mutlak görmeye değer. Meydanlık mevkiinde boyları 2 metreye ulaşan, halkın "akıt" dediği gömütler muazzam bir işçiliğe sahip. Açık hava müzesinde sayıları yüzleri bulan, her biri farklı akıtlar içinde saatlerce dolaşıyoruz. Çok eskilere tarihlenip, çeşitli kalıntılar taşıyan "Harapşehir"i, Kanuni tarafından başlatılıp II. Selim zamanında yapımı tamamlanan kaleyi, Ahlat Müzesi'ni ve diğer tarihi yapıları büyük bir keyifle geziyoruz.

Sayfa 4/7


























SELÇUKLU RÖNESANSININ YAŞANDIĞI TOPRAKLAR - AHLAT
2000 / MART

Ertesi günün sabahında hiçbir plan yapmadan yollara düşüyoruz. İlçenin dört yanına dağılmış kümbetler ilk uğrak yerlerimiz. Kimi bir yol, bir tarla kenarında, kimi bir evin bahçesinde ya da bir tepeye kurulmuş anıtlar yüzyıllardır ilçeyi bekliyorlar. Selçuklu mimarisinin en gözde eserleri olan ve önemli şahsiyetlere ait bu yapılar genellikle kare planlı bir kaide üzerine oturtulmuş. Çokgen kasnaklarla silindirik bir gövdeye geçilen, üstü içerden kubbe, dışardan konik bir çatıyla örtülü kümbetler 19 adet. Şeyh Necmeddin türbesinde olduğu gibi kare planlı olanları da var. Emir Bayındır Kümbeti ise gövdesindeki kısa sütunlarla diğerlerinden tamamen ayrılan bir özellik taşıyor. En ünlüleri arasında, büyüklüğü ve süslemeleriyle dikkat çeken, 1273 tarihli Usta Şagirt (Ulu Kümbet) kümbeti, aynı döneme denk düşen Hasan Padişah Kümbeti, Çifte Kümbetler, Hüseyin Timur (1279) ve Bugatay Aka (1281)'nın kümbetlerini saymak mümkün. Kümbetler etrafında dolaşırken kendimizi başka bir zaman diliminde buluyoruz.

Sayfa 5/7


























SELÇUKLU RÖNESANSININ YAŞANDIĞI TOPRAKLAR - AHLAT
2000 / MART

Bir çoğunda, özellikle pek süslü taç kapılar (portal) dikkat çekiyor. Taş işçiliğinde görülen ejder kabartmaları, geometrik ve bitkisel motifler, çeşitli yazılar mezar anıtlarına görkemli bir güzellik katıyor.

5 kilometreyi bulan, adına yakışmayan "Sanayi Caddesi" ilçenin bir ucundan diğerine uzanıyor. Nüfusu 10 bini çoktan devirmiş Ahlat'ın kalbi bu caddede atıyor. Kahve ve dükkan önlerine taşmış iki sıralı küçük taburelerde gün boyu süren sohbetlerde demli çaylar içiliyor. Caddenin arkalarında ise iki katı geçmeyen, yöreye özgü "Ahlat taşı"yla örülmüş şirin evler görülüyor. Kayısı, vişne, ceviz, erik ağaçlarının çoklukta olduğu, yeşillikler içinde geniş bir alana dikilmiş evlerin etrafı yine aynı taş duvarlarla çevrili. Bize bahçelerinden meyve ikram eden kadınların yaşamları bu duvarların ardında geçiyor. Geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olan ilçede, Ahlat taşını ve ustalarını da atlamamak gerekiyor.

Sayfa 6/7


























SELÇUKLU RÖNESANSININ YAŞANDIĞI TOPRAKLAR - AHLAT
2000 / MART

Yine yöredeki ocaklardan çıkarılan "ponza" taşını da. Ama Ahlat, kıyıları, doğal güzellikleri, Nemrut'u ve tarihi dokusuyla ilgi ve atılım beklese de turizme gebe... Sıcacık dostluklar yaşadığımız günleri Nazik Gölü'ne yaptığımız geziyle bitiriyoruz. Bir lav seddi olan gölü kaymakamlığın görevlendirdiği yerel gazeteci Mehmet Ali Köprücü ve şoförümüzle geziyoruz. İçimize sığmayan bir heyecanla en güzel manzaralara dönüşen günü batırıp geri dönüyoruz. Bir yanda yeni yerler görmenin, yeni dostluklar kurmanın mutluluğu, bir yanda ayrılık hüznü, diğer yanda ise aklımızda takılı kalan Ahlat...

Sayfa 7/7

























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı