YÜKLENİYOR ...

























"SAYFIYEDEKİ PAYİTAHT"IN CAMİLERİ
2000 / ŞUBAT

Sonsuzluğa çakılı bir yıldız olarak nitelendirilen Boğaziçi’ne hayran olmayanımız yoktur. Bu yazıda, çağlar boyunca birçok kavmin iç geçirdikleri Boğaziçi’nin bir başka yüzüne dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

Her zaman oralarda olan, ama göze batmayan, her Boğaz köyünün adeta bekçisi gibi yılmadan ayakta durmaya çalışan Boğaz’ın mütevazı camilerini gezeceğiz hep birlikte. Yahya Kemal’in deyimiyle “sayfiyedeki payitaht”, fethinden itibaren her geçen gün daha da güzelleşerek sultanlardan reayaya herkesin dünyadaki cenneti olmuştur. Ama bu cennetin mabetleri, tarihî yarımadadakiler gibi göze çarpan yapılar olmamışlardır. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın anlatımıyla bunlar; “Beyazıd, Süleymaniye, Sultanahmet gibi kendi nizamını kabul ettiren bir saltanat değildi. Bunlar şehrin mahremiyetinde adeta eriyip ona karışmış hissini veren küçük camilerdir.” Zaman içinde damla damla oluşmuş camileri minareleri olmasa civarlarındaki evlerden ayırdetmeniz neredeyse olanaksızdır.

Sayfa 1/10


























"SAYFIYEDEKİ PAYİTAHT"IN CAMİLERİ
2000 / ŞUBAT

Büyük çoğunluğu o yöreye Müslüman yerleşimini başlatmak amacıyla kurulmuş onlarca cami, bugün birkaçı hariç belleri bükülmüş, yaşlı ama bilge dedeler gibi ilgi bekliyor. Üsküdar’dan Beykoz’a, Kuruçeşme’den Sarıyer’e kadar olan turumuza başlayalım isterseniz. Kuzguncuk’a giden Paşalimanı Caddesi’nin sağ tarafındaki ağaçların arasında adeta saklanmış olan Paşalimanı Camii olarak da bilinen Silahtar Abdurrahman Ağa Camii, 1766’da III. Mustafa’nın silahtarı tarafından yaptırılmış. İçi, tavan ve döşemesi ahşap olan fevkani (iki katlı) caminin minare kaidesinin güneybatı yüzünde Hicrî 1180 (1766) tarihli bir güneş saati yer almaktadır.
Kuzguncuk’a doğru ilerlediğimizde, Cemil Molla Köşkü’nün yanındaki şirin mi şirin Üryanizade Mescidi, adeta minyatür bir yalı gibidir. II. Abdülhamit dönemi şeyhülislamlarından Üryanizade Ahmet Esat Efendi tarafından yaptırılmıştır. Altı kayıkhane olan bu lebiderya mescid de fevkani olup ahşaptandır. Mescidin en ilginç yanı, bodur gövdesi ve köşk biçimindeki şerefesi ile minaresidir.

Sayfa 2/10


























"SAYFIYEDEKİ PAYİTAHT"IN CAMİLERİ
2000 / ŞUBAT
Boğaziçi’nin eski görünümünü hiç değilse belli bölümlerinde koruyabilen nadir köşelerinden biri olan Çengelköy’ü geride bırakıp Kuleli’nin yolunu tutuyoruz. Thomas Allom’un gravürlerindeki görünümünden hiçbir şey kaybetmemiş Kuleli Askeri Lisesi’nin hemen yanıbaşında, belki de Boğaz’ın en güzel camilerinden biri olan Kaymak Mustafa Paşa Camii yer alır. 1720 yılında Nevşehirli İbrahim Paşa’nın damadı Kaymak Mustafa Paşa tarafından yaptırılan cami dikdörtgen planlı olup kagirdir. Ahşap çatılı yapıya son cemaat yeri ve hünkar mahvili sonradan (1837) eklenmiştir. Yakın zamanlarda esaslı bir onarımdan geçen camiyi geride bırakıp Vaniköy’e doğru ilerliyoruz.

İskelenin hemen arkasında, deniz kenarındaki mütevazı yapı Vaniköy Camii’dir. 1665 yılında Vani Mehmet Efendi tarafından yaptırılan, I. Mahmut’un hünkar mahfili ilave ettirdiği cami, dikdörtgen planlı, kagir duvarlı, kırma çatılı bir yapıdır. Bir zamanların gözde eğlence mekanlarından Göksu’dayız.
Sayfa 3/10


























"SAYFIYEDEKİ PAYİTAHT"IN CAMİLERİ
2000 / ŞUBAT
Hüseyin Ayvansarayî’nin “Hadikatül Cevami”de Fatih Sultan Mehmet tarafından, hünkar mahviline sahip fevkani bir cami olarak inşa edildiği kayıtlı olan Anadolu Hisarı Camii ya da diğer adıyla Fatih Camii vaktiyle deniz kenarındayken, Hisar-Kanlıca yolu açılınca bugünkü yerinde yeniden inşa edilmiş.

Kanlıca iskelesine ulaştığınızda, rengarenk kayıkların sıralandığı iskelenin yanından İskender Paşa Camii’nin görünümü bir başkadır. Ne de olsa bir Mimar Sinan yapıtıyla karşı karşıyayız. Enine dikdörtgen planlı, kagir duvarlı bir harim ile ahşap duvarlarla çevrili son cemaat yerinden meydana gelen caminin türbesi ve bir de muvakkithanesi var. Mehtaplı gecelerinin güzelliğiyle meşhur semti geride bırakıp Anadolu yakasındaki son durağımız Beykoz’a geliyoruz.

Meydandaki İshak Ağa Çeşmesi, camiden daha çok dikkat çekiyor.
Sayfa 4/10


























"SAYFIYEDEKİ PAYİTAHT"IN CAMİLERİ
2000 / ŞUBAT
“On çeşmeler” de denen çeşmelerden sular gürül gürül akarken, namaz vaktini bekleyen ihtiyarlar çınarın dibinde koyu bir sohbete dalmışlar. Birçok benzeri gibi 1809’da temelinden itibaren yeniden inşa edilen Beykoz Camii’ni Bostancıbaşı Mustafa Ağa yaptırmıştır.

Cami fevkani olup, duvarları kagir, çatısı ve son cemaat yeri ahşap. Beykoz Camii’nin de bir muvakkithanesi var. Şimdi Boğaz’ın karşı kıyısındayız ve Ortaköy’ün çılgın kalabalığını geçip kendimizi Kuruçeşme’ye atıyoruz. Suyu kaçan çeşmeyi Köprülüzade Fazıl Ahmet Paşa’nın kızkardeşi onartmışsa da semt “Kuruçeşme” adından bir türlü kurtulamamış. Sahilde yolun üstünde yer alan Tezkirecibaşı Osman Camii, Fatih dönemi eserlerinden olup kesme kufeki taşıyla yapılmış. Minberi, tavanı ve tabanı ahşap olan caminin, selçuk yıldızı ve servi motifleriyle bezeli bir de çeşmesi var.

Bir zamanlar zatı şahanelerinin özel izniyle oturulabilinen Kuruçeşme’den Arnavutköy’e geçiyoruz.
Sayfa 5/10


























"SAYFIYEDEKİ PAYİTAHT"IN CAMİLERİ
2000 / ŞUBAT

Çileğiyle meşhur semtin tarihî karakolunun hemen yanında yer alan Tevfikiye Camii, 1832’de Sultan II. Mahmut tarafından yaptırılmış. Boğaz’daki akıntının en şiddetli mevkiinde bulunmasından dolayı Akıntı Burnu Camii de denen mabet, bodrum üzerine inşa edilmiş olup, duvarları kagir, çatısı ise ahşaptır. Son cemaat yeri, hünkar mahvili ve muvakkithanesi de bulunmaktadır. Boğaziçi’nin en kalabalık ve en lüks semti Bebek’teyiz. 1725 tarihli Bebek Camii, Damat İbrahim Paşa tarafından III. Ahmet adına yaptırılmış, zamanla bakımsızlıktan eskiyince Evkaf Nazırı Mustafa Hayri Efendi tarafından yıktırılıp, zamanın başmimarı Kemalettin Bey’e aynı yerde bugünkü cami yaptırılmıştır.

Kesme kufeki taşından inşa edilen cami I. Ulusal Mimarlık üslubunun bütün özelliklerini yansıtmaktadır. Yapı genel hatlarıyla kare planlı ve tek kubbeli olup, üç gözlü son cemaat yerine sahiptir.

Sayfa 6/10


























"SAYFIYEDEKİ PAYİTAHT"IN CAMİLERİ
2000 / ŞUBAT

Bir sonraki durağımız Kulle-i Cedide ya da daha bilinen adıyla Rumelihisarı. Görmemiz gereken iki mabet var ki; ilki Çarşı Camii olarak da bilinen Hacı Kemalettin Camii. Önce mescit olarak yapılan; 1743’te I. Mahmut tarafından cami haline getirilen yapı, 1940’ta bir onarım geçirmiş. Altında lokantalar bulunan yapı fevkani, duvarları kagir, çatısı ahşap olup, önünde 1777 tarihli bir de çeşme bulunuyor. İkinci cami, eski iskelenin tam karşısında yokuşun başındaki Ali Pertek Camii. Hamam Camii de denen yapının banisi “Pertek” lakaplı Türk denizcilerinden Ali Bey’dir. Moloz, taş ve tuğla ile inşa edilmiş caminin mihrap duvarı köşesindeki çeşme, Rakım Paşa Çeşmesi olarak bilinir. 1960 öncesi tamiri sırasında özgün karakterini tümüyle kaybeden Baltalimanı Camii’ni ardımızda bırakıp korusuyla ve içindeki renkli köşkleriyle ünlü Emirgan’a geçiyoruz. Adını IV. Murat’ın 1635’te Revan Kalesi’ni hiç çarpışmadan Osmanlılara teslim eden ve sultan tarafından İstanbul’a getirilip Yusuf Paşa olarak ismi değiştirilen Emirguneoğlu’ndan almaktadır.

Sayfa 7/10
 


























"SAYFIYEDEKİ PAYİTAHT"IN CAMİLERİ
2000 / ŞUBAT

19. yüzyıl ve 20. yüzyılın başlarında tanınmış edebiyatçıların ve aydınların sohbet toplantılarını yaptıkları Çınaraltı’na bakan Emirgan Camii, 1781’de I. Abdülhamit tarafından erken yaşta ölen Şehzadesi Mehmet ve onun annesi Hümaşah Kadın anısına yaptırılmış.
Cami bir külliye olarak, vaktiyle Emirguneoğlu Yusuf Paşa’nın görkemli sahilsarayının yerine inşa edilmiş. Bugünkü yapı II. Mahmut döneminden kalma. Kesme taştan, kare planlı, ahşap çatılı caminin doğu cephesine bitişik 2 katlı ahşap bir hünkar kasrı bulunmakta. Meydan çeşmesinin yanındaki muvakkithane ise bugün büfe olarak kullanılmakta. Zamanında “Küçük Haliç” olarak tanımlanmış, Osmanlıların tersane yeri olarak kullandığı İstinye’de bugün, modern tekne ve yatların dizildiği sahile bakan Mahmut Çavuş Camii’ne şöyle bir bakıp, 18. yüzyıldan beri hep zengin ve güzel bir köy olmuş Yeniköy’e varıyoruz. Adını Kanunî Sultan Süleyman’ın koyduğu köyün güzel camilerinden biri, iskelenin yakınında, cadde üzerinde yer alan Osman Reis Camii’dir.

Sayfa 8/10
 


























"SAYFIYEDEKİ PAYİTAHT"IN CAMİLERİ
2000 / ŞUBAT

Derya reislerinden Osman Ağa tarafından yaptırılan cami, geçirdiği pek çok onarımdan sonra 1903’de Ahmet Arif Paşa tarafından bugünkü görünümüyle tekrar inşa ettirilmiş. Kare planlı, kagir, ahşap örtülü cami, I. Ulusal Mimarlık döneminin başarılı örneklerinden sayılmakta. Yapının içine girildiğinde bütün duvarların kalem işleriyle kaplı olduğu görülüyor.
Bir zamanlar, haçlı ordusu karargahının gölgesi altına kurduğu söylenen dev çınarların bulunduğu Büyükdere’de, çınarlardan eser kalmasa da görmemiz gereken iki yapı var. Birincisi, Çayırbaşı Caddesi’nde bulunan 16. yüzyıldan kalma Cerrah Mahmut Efendi Camii. Kagir duvarlı, ahşap çatılı mabedin hazinesine bitişik 1783’de Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa tarafından yaptırılmış çeşme bulunmakta. İkinci camimiz, sahil tarafından ancak minaresiyle çatısının bir kısmının ağaçlar arasından görüldüğü Kara Kethüda Camii. III. Mustafa döneminde yaptırılan cami fevkani olup, duvarları kagir, çatısı ise ahşap. Sonradan birçok değişiklik yaşamış caminin mihrabı Kütahya çinileri ile bezeli.

Sayfa 9/10
 


























"SAYFIYEDEKİ PAYİTAHT"IN CAMİLERİ
2000 / ŞUBAT

Böreği, muhallebicileri ve dondurmasıyla ünlü Sarıyer’e, yani turumuzun son durağına geliyoruz. Yeşilliği, havasının temizliği ve şifalı suları ile her dönem ilgi görmüş Sarıyer’deki Ali Kethüda Camii 1720’de yine bir kethüda olan Maktul Mehmet Ağa tarafından tamir edilmiş. Cami ilk zamanlarda deniz kenarındayken, denizin doldurulmasıyla bugün içerde kalmıştır. Cami dikdörtgen yapılı, kagir duvarlı ve ahşap çatılıdır. Sarıyer iskelesindeki güzel manzaraya son bir kez bakıp geri dönmeye hazırlanırken, Boğaziçi için Hüseyin Cahit’in temennisiyle yazımızı tamamlayalım:
“Burası kendi mazisinin, hayatının dekorları ve ananeleri içinde bir şiir ve hayal ülkesi olarak yaşamalı...”

 


* Murat Kurtuluş, gazeteci.

Sayfa 10/10
 


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı