YÜKLENİYOR ...

























ŞİİRİN VE GİZEMİN ÖRDÜĞÜ KENT MARDİN
2000 / ŞUBAT
Yukarı Mezopotamya’nın efsane kenti Mardin... MÖ 8000’lere değin uzanan geçmişinde birçok uygarlığın yeşerip solduğu, farklı kültürleri ve dinleri içinde harmanlamış, yoğurmuş şiirsel kent Mardin... Romalılar döneminde Maride, Persler zamanında Marde, Bizanslılar döneminde Mardia, Süryanilerin Merdo ya da Merdi, Arapların da Maridin adını yakıştırdıkları gizemli kent Mardin... Daha nice isimler takılıp tanımlamalar yapılabilir Mardin üzerine; türküler yakılabilir, şiirler ve efsaneler söylenebilir. Yazılanların, söylenenlerin hepsi de az gelir bu kente. Bu duyguyu tatmak için günler, hatta haftalar boyu Mardin’de yaşamak, Yukarı Mezopotamya’nın ılık havasını solumak, labirenti andıran sokaklarını arşınlamak, bazı zaman da kaybolmak gerekir. Eşi benzeri olmayan kesme taş işçiliğini sergileyen yapılarıyla tüm kentsel kesimi SİT alanı ilan edilen dünyadaki ikinci kenttir.

Kent yapılarını incelerken Süryani ustaların bir kilim veya dantel dokurcasına işledikleri kesme taşlar karşısında şaşar kalırsınız Mardin’de.
Sayfa 1/6


























ŞİİRİN VE GİZEMİN ÖRDÜĞÜ KENT MARDİN
2000 / ŞUBAT
Süryani kiliseleriyle camilerin, medreselerin iç içe geçtiği kent dokusu içinde, değişik zamanlarda bir kilise çanının sesiyle ezanın sesi birbirine karışır. Süryani papazla cami imamı bir sokak başında Güneydoğu lehçesiyle derin sohbetlere dalar.

Gümüş ve altın işlemeciliğinde ülke çapında ün yapmış ve hâlâ varlığını sürdüren süryani ustalarla Müslüman bakırcı ustaların yan yanalığına, iç içeliğine ne demeli? Tüm yapılarının SİT alanı içinde korumaya alındığı Mardin’de bu kültürler de korunmalıdır.

Diyarbakır’dan yola çıkıp 96 kilometrelik yolu tüketip Mardin’e girdiğimde hemen sokaklarına dalmış, önce kaleye yakın yükseklikte kenti tanımaya çalışmış, zaman zaman kayboldum sanarak o daracık sokakları arşınlamıştım. Tesadüf de olsa bir sokak beni müzeye çıkarınca, araştırma görevlisi Hasan Karabulut’un çay ikramını kabul edip doyumsuz söyleşiye dalmıştık Mardin üzerine.
Sayfa 2/6


























ŞİİRİN VE GİZEMİN ÖRDÜĞÜ KENT MARDİN
2000 / ŞUBAT

“Mardin’i tanımak için üç-beş gün değil, haftalar, aylar yetmez. Burada her yapı ayrı bir dünyadır; bu farklı dünyaların sırrını çözmek için Mardin’i doya doya solumak gerekir,” demişti. İlerleyen günlerde bu sözlerin doğruluğunu daha iyi kavradım.

1895 yılında Antakya Patriği İgnatios Benham Banni tarafından Meryem Ana Kilisesi’ne bağlı olarak yaptırılan patrikhanenin bulunduğu yapı, aslına uygun restore edilmiş; günümüzde müze olarak işlevini sürdürüyor. Müzede, MÖ 4000’den günümüze değin gelmiş geçmiş uygarlıklardan, Asur, Urartu, Helenistik dönem, Pers, Roma, Bizans, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlılardan kalma keramikler, damga ve silindirik mühürler, sikkeler, kandiller, figürinler, gözyaşı şişeleri, takılar sergileniyor.

Mardin’in içinden geçen tek karayolu, kenti ‘U’ biçiminde dolaşır. Bu karayolu aynı zamanda kentin ana caddesidir. Bu ana caddeden yan yollara, sokaklara araçlarla çıkılamaz.

Sayfa 3/6


























ŞİİRİN VE GİZEMİN ÖRDÜĞÜ KENT MARDİN
2000 / ŞUBAT

Labirenti andıran bu ara sokaklarda her şey insan gücü veya eşek-katır türü hayvanlarla yapılır. Çarşıda pazarda yapılan alışverişten eve sipariş edilen likitgaz tüpüne kadar yükler, eşek ve katırlarla ya da insan gücüyle taşınır; belediye, Mardin sokaklarından doğal yapısı gereği çöpleri hayvanlarla toplatır.

Mardin, adeta bir açık hava müzesi görünümündedir. Kapıların üzerindeki taşlara çizilmiş resimler (eğer sahibi hacca gitmişse çoğu kez Kâbe resmi vardır), işlemeler, kuş gagasını andıran kapı tokmakları, bir evin altından geçen, sokağın devamı kemerli tüneller... Yapılardaki taşlara işlenmiş çeşitli hayvan ve meyve kabartmaları sizi günümüzden geçmiş yıllara düş yolculuğuna çıkarır. Kalenin eteklerinden 1385 yılında yaptırılmış Zinciriye Medresesi’nin kubbesiyle, Şehidiye Camisi minaresi ve Ulu Cami’nin ovayla iç içe görünümü eşsiz bir panoramadır; bu panoramaya genelde hakim olan renk sarıdır; Mardin’e damgasını vurmuştur sarı ve tonları... Zinciriye Medresesi ve camisinin giriş kapısındaki detaylardan sıyrılıp Şehidiye

Sayfa 4/6


























ŞİİRİN VE GİZEMİN ÖRDÜĞÜ KENT MARDİN
2000 / ŞUBAT

Camisi’ne nazır çay bahçesindeki küçük bir moladan sonra, 12. yüzyılda Artuklular döneminde yapıldığı sanılan, Akkoyunlu ve Osmanlılar döneminde onarım görmüş Ulu Cami’de soluklanmak ayrı bir keyiftir. Bir de başka bir Mardin panoraması içinde Mar Petrus ve Pavlus Kilisesi’nin avlusunda papazın ikram ettiği kahveyi yudumlamak, ardından Akkoyunlular dönemi eseri Kasımiye Medresesi’nin avlusuna uzanmak; çeşmesinden akan suyu doya doya yudumlamak...
Topkapı Sarayı’nın Avrupa Camları bölümünde ve Giritli Bohemya Kristalleri koleksiyonunda bu tür örnekler yer almaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’na ve İran’a ihraç edilen cam eşya içinde, camgöbeği ya da açık yeşil Oryantal tarzındaki opelin parçalarının, Bohemya, Fransa veya Venedik kökenli mi olduğu, halen bir tartışma konusudur. Bohemya kristallerinin ünü günümüze kadar gelmiş, son yüzyılda Moser Lobmeyer gibi birçok yeni fabrika tüm dünyada ün kazanmıştır.Bohemya ayrıca kristal avizelerin yapımında da yeni bir çığır açmıştır.

Sayfa 5/6


























ŞİİRİN VE GİZEMİN ÖRDÜĞÜ KENT MARDİN
2000 / ŞUBAT

Tüm Avrupa saraylarına, şatolara ve konaklara yapılan renkli veya beyaz kristal avizeler genelde Bohemya imalatıdır. 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında camın oldukça yaygın bir madde olarak kullanıldığı “Art Nouveau” sanat akımında Bohemya, Avrupa dekoratif cam imalatında üçüncü sıraya yerleşmeyi başarmıştır. İtina ile tasarlanıp yaratılan ve Türkiye’ye ihraç edilen bu güzel eşyanın bir bölümü halen ülkemizin birçok müzesinde ve özel koleksiyonlarda, bazen de antikacılarda ve müzayedelerde görülebiliyor. Antika eşyalar üzerine yazdığım diğer metinlerdeki gibi, konuyu şu satırlarla bitirmek istiyorum: Ülkemizin bir kültür mirası olan antika eşyanın bizler için bir emanet olduğunu hatırlayarak, onları korumalı ve değerlerini çocuklarımıza anlatmalıyız. Bunların gelecek nesillere kırılmadan ulaşmalarını sağlamak ulusal bir görevimizdir.

* İzzet Keribar, fotoğraf sanatçısı.

Sayfa 6/6


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı