YÜKLENİYOR ...

























VİYANA'NIN TÜRK YÜZÜ
2000 / OCAK

Viyana’da çok sayıda Türk yaşıyor. Bunlar, sadece “misafir işçiler” değil; üniversite eğitimi için bu kente gelip yaşamını burada kuranların yanısıra Türkiye’ye ait üç elçilikte ve Birleşmiş Milletler merkezinde görev yapan Türkler de var.
Bugün Viyana’da sebze-meyve pazarlarından dönercilere kadar birçok yerde Türk kültürünün izlerine rastlamak mümkün. Şarkiyatçı KERSTIN TOMENENDAL bu kültürel etkileşimin tarihsel arkaplanını Skylife için yazdı. Viyana, nüfusu bir buçuk milyon olmasına rağmen bir dünya metropolü olarak kabul edilebilir. Tarihin akışı içinde bu güzel şehir, daima çeşitli milletlerin erime potası olagelmiştir. Gerçek Viyanalı, Slav olduğu kadar Macar, İtalyan, Alman, Yahudi, hatta Türk kanı taşır; çünkü Osmanlı İmparatorluğu’yla yapılan savaşlarda esir alınanlar genellikle Katolikliğe geçmiş ve bir Avusturyalı gibi yaşamaya başlamışlardır. Tuna Nehri üzerindeki bu metropolde azımsanamayacak sayıda Türk yaşar. Bunlar yalnızca “misafir işçilerden” (Avusturya’da yabancı işçilere böyle hitap edilir) ibaret de değil.

Sayfa 1/8
ı


























VİYANA'NIN TÜRK YÜZÜ
2000 / OCAK

Viyana’daki Türklerin arasında üniversite eğitimi için buraya gelip de kalmayı tercih eden, daha sonra kendi işini kuran bankacılardan işadamlarına, mimarlardan doktorlara ve diğerlerine kadar eğitimli bir zümre de bulunuyor. Son olarak, Türkiye’yi üç elçilikte temsil eden, hiç de küçümsenmeyecek sayıda diplomatı bu rakamlara eklememiz gerekir. Bu diplomatlardan bazıları Birleşmiş Milletler’in merkezinde çalışıyor. Günümüzde, Viyana’nın sebze-meyve pazarlarına, özellikle de Nasch Pazarına gittiğinizde, Akdeniz ruhundan derin izler taşıyan öylesine canlı bir atmosferle karşılaşırsınız ki, insan kendisini “soğuk” Viyana’da değil de, “Doğu”da bir yerlerde sanabilir. Öte yandan Avusturyalılar, dünyanın en lezzetlisini yaptıklarına inandıkları ve artık Avusturya’nın en popüler “fast food”u haline gelmiş olan “döner”lerini yemeyi vazgeçilmez bir alışkanlık haline getirmişlerdir. Aslında Viyana Türklerden ve Türk tarzı yaşamdan bugün etkilenmiş de değil. Osmanlı İmparatorluğu zamanında başlayan bu etkileşim yüzlerce yıl devam etmiş.

Sayfa 2/8


























VİYANA'NIN TÜRK YÜZÜ
2000 / OCAK
1683 yılındaki ikinci Viyana kuşatmasından sonraki yıllarda Osmanlılar, Avusturyalılar açısından İmparatorluğun tehlikeli düşmanı olarak algılanmaktan çıkarak, egzotik, hoş bir kültürün sahipleri olarak görülmeye başlandılar. Besteciler Türk müziğinden etkilendiler, ressamlar Türk giysileri içinde kadın ve erkek figürleri çizmeye başladılar. Bu akımın belki de en ilginç örneği, 1740-1780 yıllarında tahtta kalan Avusturya İmparatoriçesi Maria Terasa’ya ait ve onu Türk giysileri içinde tasvir eden, özel bir yöntemle yapılmış baskı resimlerdir. Bu resimler halen Avusturya Ulusal Müzesi arşivlerinde saklanıyor. Yazarlar, şairler öykülerinde, şiirlerinde, tiyatro eserlerinde “Türk öğesini” kullanmaya başladılar. Başlarda bu eserlerde “Türk” pek konuşkan olmayan bir karakter olarak resmedilirken, zamanla Avusturyalı/Avrupalı karakterlerle karşılaştırıldığında bilge, zarif ve nüktedan bir karaktere evrildi. Bu konuda en tanınmış örnek Mozart tarafından 1781 yılında bestelenen “Saraydan Kız Kaçırma” adlı operadır.
Sayfa 3/8


























VİYANA'NIN TÜRK YÜZÜ
2000 / OCAK
Mozart Alman dilinde bestelenen ilk opera olma özelliğini de taşıyan bu eseri bestelediğinde Viyana’da “Milchgasse 11 Petersplatz 1” adresinde yaşıyordu. Ayrıca, ünlü Gmundener seramiklerinde de Türk motifleri bulabilirsiniz. 19. yüzyılda, 1867 yılında Osmanlı ve Avusturya-Macaristan imparatorluklarının ortak ilişkilerinin tarihinde ilk kez olmak üzere, 32. Osmanlı Padişahı Abdülaziz Han Avusturya’ya dostane bir ziyarette bulundu. Abdülaziz Han bu ziyareti esnasında, İmparator Franz Joseph tarafından ağırlandı ve Viyanalılar sultanın bu ziyaretiyle çok yakından ilgilendiler. Birinci Dünya Savaşı esnasında Avusturya-Macaristan, Osmanlı, Almanya ve Bulgaristan müttefik olarak aynı safta yer aldı. Bu yıllarda Atatürk iki kere Viyana’yı ziyaret etti. İlkinde daha sonra VI. Mehmet adıyla tahta geçecek olan veliaht prens Vahideddin ile geldiği Viyana’yı, ikincisinde sağlık nedeniyle ziyaret edecekti.
Sonradan modern Türkiye’nin kurucusu olacak bu genç subay, 1918 yılındaki ikinci ziyaretinde Viyana’daki Cottage
Sayfa 4/8


























VİYANA'NIN TÜRK YÜZÜ
2000 / OCAK
Sanatoryumu’nda tedavi görecek, ardından Karlsbad’a geçerek tedavisine orada devam edecekti. Bu sanatoryum İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra varlığını sürdüremedi. Bugün okul binası olarak hizmet veriyor. Bu iki ülkenin çok geniş bir sürece yayılan kapsamlı ilişkileri Viyana’nın her köşesinde öylesine çok iz bırakmıştır ki, eğer “Viyana’nın Türk yüzünü” keşfe çıkalım derseniz, en azından bir haftanızı gözden çıkarmalısınız. Tüm bunların içinde hiç şüphesiz en çok iki kuşatmanın bıraktığı izler öne çıkar. Kuşatmanın izlerine en güzel örnek olarak belki de Heidenschuss’taki, hançerli Türk atlısı anıtını verebiliriz. Viyana’daki bu anıtın öyküsü olarak çeşitli efsaneler anlatılır ve esas olarak iki ayrı hikaye göze çarpar.
Türk kahramana ait Türklerin anlattığı hikaye, 1665 yılında Viyana’yı ziyaret eden Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi tarafından anlatılır. Evliya Çelebi’nin aktardıklarına göre bu anıtta tasvir edilen kişi Birinci Viyana Kuşatması esnasında Avusturyalılara karşı dövüşen ve burada şehit düşen “Çerkez Dayı” isminde bir Osmanlı savaşçısıdır.
Sayfa 5/8
 


























VİYANA'NIN TÜRK YÜZÜ
2000 / OCAK

Bu Türk askerin kahramanlığı İmparator Ferdinand’ın kulağına kadar gitmiş, o da bu kahraman askerle atını mumyalatarak daha önce bahsedilen yerde korumaya almıştır. Daha sonra bu yere Çerkez Dayı’nın hatırasını yaşatmak amacıyla Türkler tarafından çizilen Viyana haritalarında “Çerkez Meydanı” denmeye başlanmıştır. Avusturyalılarsa sözkonusu anıtın, Heidenschuss’a yönelik bir Osmanlı saldırısını başarı ile püskürtmelerinin anısına dikildiğini anlatırlar.

Viyana’nın en bilinen sembollerinden St. Stephan Katedrali’nin kubbesinde de Türk varlığını hatırlatan izler bulmak mümkündür. 17. yüzyılın sonlarına kadar katedralin sivri kulesinin ucunda, oraya 1529 yılında konan ay-yıldız figürü duruyordu. Bu sebeple insanlar -sadece Avusturyalılar değil fakat aynı zamanda Türkler de- bu duruma bir açıklama getirmeye çalıştılar. Evliya Çelebi’ye bakılırsa Sultan Süleyman şehri kuşatma altına almak için 1529 yılında buraya geldiğinde, surların ardında azametle yükselen St. Stephan’ın 137 metrelik güzel kulesini görür.

Sayfa 6/8
 


























VİYANA'NIN TÜRK YÜZÜ
2000 / OCAK

Şehri aldığında, kolayca minareye dönüştürülebileceği için İslamî geleneklere uygun olarak bu kuleyi bombalamamaya karar verir.
İslam kaynakları Sultan Süleyman’ın kulenin tepesine konması için bu altın ay-yıldızı (muhtemelen kuşatmayı kaldırma şartı olarak) İmparator Ferdinand’a göndermiş o da buna uyarak altın ay-yıldızı kulenin tepesine taktırmıştı. Avusturyalılara göre ise bu ay-yıldız, Sultan Süleyman’ın Viyana’yı alamayışını hep hatırlatmak ve Türkleri iğnelemek için kuleye takılmıştı. 1680’lerin sonunda bu ay-yıldızın yerine haç takıldı. Yerinden sökülen bu nadide parça Karlsplatz’daki Viyana Şehir Tarih Müzesi’nde hâlâ görülebilir. Viyana’daki Türk varlığının belki de en güzel, ama en az bilinen izleri 14. bölgedeki Hadersdorfer Türkensteine adlı işlemeli taşlardır. Adreslerini işaret eden bir levha konulmadığı için onları bulmak pek kolay değil. Dünyaca ünlü General Gideon Loudon, Belgrad’ı 1789 yılında Osmanlılardan geri aldığında, bu zaferinin nişanesi olarak çeşitli Osmanlı eserlerini sökerek Viyana’ya getirmiş.

Sayfa 7/8
 


























VİYANA'NIN TÜRK YÜZÜ
2000 / OCAK

Bu “savaş ganimetleri” Hadersdorf’ta 14. bölgede daha önceden Loudon’a ait olan, şimdi ise Viyana Belediyesi’nin mülkiyetine geçmiş bir alandaki generalin mezarında ziyaret edilebilir. “Türk Viyana’nın” en yeni izlerinden biri, Türkiye Büyükelçisi Ayhan Kamel tarafından Avusturyalılara 1991 yılında hediye edilen çeşmedir. Bu çeşme 18. Bölge’de Türklerin hem birinci, hem de ikinci kuşatma esnasında Avusturyalıların olası baskınlarından korunabilmek amacıyla kazdıkları siperlerin bulunduğu tarihî bir alanda yaptırılan Türkenschanzpark’da yer alır. Çeşmenin adı Yunus Emre-Brunnen’dir.

“Türk Viyana”ya dair son haber ise Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşunun 700. Yıl dönümüne dair Kasım ayının son haftasında ortak anma haftası düzenlenmiş olması. Ayrıca, bu satırların yazarı tarafından hazırlanan “Viyana’nın Türk Yüzü” adlı bir kitap, Ocak 2000’den itibaren Viyana kitapçılarında satışa sunulacak.

Sayfa 8/8
 


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı