YÜKLENİYOR ...

























SARAÇLAR
2000 / OCAK

Asırlık ‘Singer’ marka dikiş makinesinin tıkırtılarını kesip radyosunu açtı: Heyecanlı bir futbol maçı vardı radyoda. Kadir usta futbol maçını dinlerken, yanında çalışan işçisi de seccadesini serip ikindi namazına durdu. Maçın ve namazın başlamasıyla tezgah üzerindeki kayışlar, boncuklar, aletler yerli yerinde kaldılar. Dikilecek perçinlenecek kayışlar, dizilecek boncuklar bir kenara itildi. Günlerden Cumartesi... Haftasonu tatili rehaveti çoktan üzerlerine çökmüştü bile... Kadir Baldan saraçlığa 12 yaşında başlamış. Konya’da bir ustanın yanında “bu zanaatı kapmak için” yıllarca çıraklık ve kalfalık yapmış; ve ustanın saraçlık zanaatını kapmış. Konya’da yıllar yılı çalıştıktan sonra İstanbul’u mekan tutmuş. Yerli ya da yabancı kim olursa olsun, Kadir usta’nın Küçükpazar’da bulunan atölyesinin önüne dizdiği koşum araçlarına bakmadan geçemez. Koşum araçlarıyla ilgilenenlerin atı, eşeği ve at arabası mı var dersiniz? Ne gezer... Usta, bazı yerli ve yabancı turistlerin ‘koşum araçları’nı (dizgin, yular, hamut, boncuklar...)

Sayfa 1/6


























SARAÇLAR
2000 / OCAK

evlerine veya işyerlerine dekor olarak aldıklarını söylüyor: “Zevk bu ya ne dersin; koşum malzemelerini, kimisi ihtiyaçtan, kimisi de evini ve işyerini süslemek için alır...” Koşum araçları yapılan saraç atölyelerine girildiğinde ağır bir koku burnunuza çarpar; bu koku dabakhanelerden gelen sığır ve manda derisinden yapılma ‘yağlı kösele’nin kokusudur. Kadir usta, “Hiçbir saraç, bu deriler ve yağlı köselelerin kokusunu duymaz; bu koku onlara gül kokusu gibi gelir...” diyor. Kendine has kokusu ve dünyası olan saraç atölyelerinde yapılan koşum araç-gereçlerinin sayısını ustaları da bilmiyor: “Yuvarlak hesap yüzlerce... Atın sırtını soğuk ve yağmurdan koruyan belmeme, hamut, başlık, dizgin, oklara bağlanan, boyundaki yükü azaltan sadanga, araba oklarını düzgün tutan eğri ağaç, yular, yem torbası, boncuklar, nazarlıklar...” Kadir usta, “hepsini yazarsanız kağıdınız, kaleminiz tükenir” diyor. Ya aletler?..

Sayfa 2/6


























SARAÇLAR
2000 / OCAK
Delmek, kesmek, dikmek ve perçinlemek için kullanılan baba-dede yadigârı aletler... “Kullandığımız aletler
en azından elli yıllık; hatta asırlık aletlerimiz de var...
Singer marka dikiş makinemiz bunlardan sadece bir tanesi. Manda ve sığır köselelerini kesmede kullandığımız teber ve çark bıçkısı en azından elli yıllık aletlerimizdendir. Atölyemizdeki aletlerin kendine has yöresel isimleri vardır: Kayışların kenarlarını düzeltmek için ‘yan alacağı’, dikiş için ‘çengelli biz’, bunlardan bazıları...” İstanbul dışındaki saraçlar hangi durumdalar acaba? Kırklareli’den Erdek’e, Muğla’ya, Sivas ve Safranbolu’ya kadar Anadolu’nun birçok yöresinde hâlâ varlıklarını sürdürüyor saraçlar.

Kırsal kesime yönelik koşum araçları yapmaya devam ediyorlar. Sadettin Günü, Marmara’nın güney sahillerinde bulunan şirin tatil yöresi Erdek’te saraç.
Sayfa 3/6


























SARAÇLAR
2000 / OCAK
Atölyesine girdiğimde birçok koşum aracıyla karşılaşıyorum: Usta adeta sergi açmış; vitrinini boncuklu, nazarlıklı koşum aletleriyle süslemiş. Derinin bu denli güzel işlenişi karşısında şaşırıyorum. Sadettin usta şu sıralar işini, yanında çalıştırdığı oğlu Mehmet’le birlikte yürütüyor.

Orta Anadolu’da, Sivas’ta ise birkaç saraç atölyesi az da olsa üretimlerini sürdürüyor. ‘Karagöz Saraç’ın sahibi Veysel Karagöz en genç ustalardan birisi. Atölyenin duvarlarını en çok sevdiği hayvan olan at posterleriyle süslemiş. Veysel usta kendine has bir dünya kurmuş atölyesinde: “Müşterilerimin dışında birçok insan sadece bu fotoğrafları seyretmek için geliyor buraya... şimi çok seviyorum; ama son yıllarda talep iyice azaldı. At arabası sahiplerinin çoğu artık motorsiklet kullanıyorlar yük taşımak için; bir de büyük kentlere göç var ya; işimizi iyice bitirdi...
Sayfa 4/6
 


























SARAÇLAR
2000 / OCAK
İ” Yeni teknoloji harikası otomotiv ürünlerinin çok çeşitliliği ve toplumun her kesimine hızla yaygınlaşmasıyla yük ve yolcu taşımacılığında artık geleneksel yöntemler hızla terk ediliyor; at, eşek, katır türü hayvanlarla ve onların çektiği at arabalarıyla yük ve yolcu taşımacılığı da artık tarihe karışıyor. 60-70 yıl öncesinin günler ve aylar boyu -karda, yağmurda, patika yollarda- süren yolculukları artık küçük saat dilimleri içinde yapılıyor.

Kaldırım taşlarından yapılma yolların yerini asfalt aldığından bu yana, artık at arabalarının izleri de silindi gitti. Anadolu’nun birçok yöresinde, sayıları gün geçtikçe azalan saraçlar, tüm bu gelişmelere karşın, teknolojiye kafa tutuyorlar adeta. Artık yanlarında çırak ve kalfa da yetişmiyor; kendilerinden başka saraçlık zanaatını yürütecek kimse yok; onlar bu işin son temsilcileri.
Sayfa 5/6
 


























SARAÇLAR
2000 / OCAK

“Atın eşeğin yaptığını artık motosikletler yapıyor; köylü bile artık bu motorları kullanıyor; bu talep karşısında yaptığımız işle birlikte müzelik oluruz(!); kırk yaşından sonra saz çalınır mı; bu yaştan sonra iş mi değiştirelim...” diyen Elazığ’da tanıştığım ustanın sözlerini unutamam. Yine bir ustanın mizah yüklü deyimiyle; “bugünlerde saraçları en çok ziyaret edenler, dekoratif amaçlı mal satın alanlar ve amatör fotoğrafçılar...”

 

 


* Erdal Yazıcı, fotoğraf sanatçısı.

Sayfa 6/6
 


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı