YÜKLENİYOR ...

























DEDEGÖL DAĞLARI
2000 / OCAK

Türkiye’de çok az dağlık bölgenin dağcıların işine yarayacak şekilde hazırlanmış rehber kitapları var. Bu durum zorlu teknik rotalar tırmananları hiç memnun etmese de, kendini eski zaman kaşifleri gibi hissetmek isteyenlere zaman zaman gerçek hazineler sunuyor. Düşünün bir kez, karşınızda geniş bir dağ kütlesi var ve siz, oralardan bir yerlerden zirveye çıkılmış olduğundan başka hiçbir bilgiye sahip değilsiniz. Herşeye kendiniz karar vereceksiniz.

Tırmanacağınız sırtları, kulvarları siz seçecek, kampınızı kurabileceğiniz en uygun yeri de gene siz arayacaksınız. Kış mevsiminde 2990 metrelik Dedegöl dağı, bu keyfi sonuna kadar yaşayabileceğimiz bir yerdi. Önce Eğirdir’e gelmiş, orada çok deneyimli yerel bir dağcıdan gitmemiz gereken dağ köyünü öğrenmiş ve şimdi de o köyü epeyce arkamızda bırakmıştık. Kuzeyinden yaklaşmakta olduğumuz Dedegöl dağı, öylece karşımızdaydı. Tek bir ağacın ortasını süslediği yamaca tırmanmaya başladık. Şansımıza, hava güzeldi.

Sayfa 1/6


























DEDEGÖL DAĞLARI
2000 / OCAK

Anadolu platosundaki yağış özelliklerine göre zaten kötü olma olasılığı, iyi olmasından daha azdı. Biz de buna güvenip, meteorolojiye bile danışmadan kalkıp gelivermiştik. Kar iyice oturmuş ve sertleşmiş olduğundan kramponlarımızın sivri uçlarıyla ancak tutunabiliyorduk. Bu arada sadece tırmanacağımız rotayı keşfetmekle kalmıyor, çevremizdeki tüm oluşumları da dikkatle inceliyorduk. Sağ yanımızdaki kütlede çok daha zorlu kar kulvarları vardı. Uygun malzeme ve ruh haliyle oraları bir başka sefer deneyebilirdik. Ya da en azından daha zorlu tırmanışları seven genç arkadaşlara önerebilirdik. Kar kulvarlarının hemen arkasında ise dimdik, çok sağlam görünüşlü ama çok uzun olmayan kaya duvarları dikkatimizi çekiyordu. Onlara da daha yakından bakmalıydık. Keşif yapmanın tüm zevkini sonuna kadar hissediyorduk. Nerdeyse her yarım saatte bir yeni bir sırt hattına ulaşıp çevremizi biraz daha farklı görüyor, hem de gelecek yıllar için yeni planlar ve hayaller biriktiriyorduk. Çok sevdiğim ve bu nedenle de çok sık gittiğim.

Sayfa 2/6


























DEDEGÖL DAĞLARI
2000 / OCAK
Aladağlar’la karşılaştırdığımda bu gezideki “sürpriz” duygusunu hiç alışmadığım kadar yoğun yaşıyordum. 2300 metre civarına vardığımızda batı ufkuna iyice yaklaşan güneşin de etkisiyle bir kamp yeri aramamız gerektiğini düşünmeye başlamıştık. Sonunda hem çığ riski içermeyen hem de tamamen düz bir yer bulabildik. Buraya kadar oldukça ağır bir çantayla tüm kamp yükümüzü taşıyıp gelmiştik. Çadırı çok daha aşağılardaki ormana kurmak ve daha az yorulmak mümkündü ancak o zaman da dağı yeterince yaşayamayacaktık. Sanırım, dağlar bizim için sadece fiziksel kütleler olmaktan daha fazlasını ifade ediyorlar. Çadırımızı tam içine kurmadan ve onunla başbaşa kalmadan da rahat edemiyoruz.

Çantalarımızın ağır olmasının başka bir nedeni de her koşulda iştahımıza olan düşkünlüğümüzdü. Günün son ışıkları da kaybolurken gürleyen ocağımızın üzerindeki sucuklar kızarıyor, kaşarlar eriyordu.
Sayfa 3/6


























DEDEGÖL DAĞLARI
2000 / OCAK
Birazdan ilk açlık geçince sakin sakin çayımızı demleyip uzun kış gecesine elimizde sıcak içecekler ve uzun bir sohbetle devam edecektik. Kolumdaki saatin zili çaldığında en ufak bir ışık kırıntısı bile yoktu. Sıcak tulumu terk edip dün akşam keyifle yanan ocağa uzandım. Neye dokunsam soğuktan elime yapışıyordu. Keşke romantikliği bırakıp çadırı aşağıdaki ormana kursaydık diye bir an düşünmeden edemedim. Basıncı iyice düşmüş bütan ocağının kör kandilinde bir şeyler ısıtmaya çalıştım. Ancak ılıtabildim. Allah’tan birer litre suyu akşamdan hazırlayıp, donmasınlar diye uyku tulumlarımızın içine atmıştık.

Kırkbeş dakika sonra dışarı çıktığımızda önce doğu ufkunda yeni başlayan hoş kızıllığı, ardından da dayanılmaz gibi duran sabahın ayazını fark ettik. Düne göre çok hafif sayılacak çantalarla yürümeye başladık. Yarım saat sonra, iyice aydınlanan havada, doğuda bulutların toplandığı görülebiliyordu. İlk kez geldiğimiz ve yüzeyi oldukça karışık duran bu dağda sis içinde kalmak can sıkıcı olabilirdi.
Sayfa 4/6


























DEDEGÖL DAĞLARI
2000 / OCAK
Ancak bulutlar tam aşağımıza kadar gelip daha öteye geçmiyorlardı. Bu arada son derece soğuk ve sert bir rüzgarla karşılaşmıştık.

Sonuç olarak kış mevsiminde 3000 metreye yaklaşıyorduk, çok da fazla bir şey beklememeliydik. Dün gelirken üzerinde zorlu rotalar gördüğümüz yan kütle artık çok aşağılarda kalmıştı. Zirveye yakın olmalıydık, çünkü eğim de iyice yumuşamıştı. Bu arada doğumuzdaki bulut denizi yer yer parçalanmaya ve Beyşehir gölünü bize göstermeye başlamıştı.

Bu gölü göremeden dönsem üzülecektim. Küçük bir kayalığa ulaşınca zirveye geldiğimizi anladık. Aslında dağın kütlesi devam ediyordu ve güneydeki zirve bizim ulaştığımızdan on metre daha da yüksekti. Şükürler olsun ki buradan oraya giden kolay bir yol yoktu!
Sayfa 5/6


























DEDEGÖL DAĞLARI
2000 / OCAK

Zirvenin kayalarından birinin dibine, rüzgarı önleyecek bir şekilde oturduk. Kolumdaki altimetre 3200 metre civarlarında olduğumuzu söylese de, haritalardan 2980 metrede olduğumuzu biliyorduk. Bir süre sessizce oturup ayaklarımızın altındaymış gibi görünen büyük gölü seyrettik.

Dağcılık dağarcığımıza iddiasız ama çok zevkli bir tırmanış daha eklemiştik. Uzun yıllardır bu dağa gelmek benim için bir hayaldi. Şimdi gerçekleşen o tek hayalin yerine bu dağda yapmak istediğim en az üç yenisi eklenmişti. Zaten dağcılık böyle bir şeydir, yapmak istedikleriniz zaman geçtikçe azalacağına artıyor. Dağcılar da galiba bu nedenle uzun yıllar hayata sımsıkı bağlı kalabiliyorlar.


* Haldun Aydıngün, fotoğraf sanatçısı

Sayfa 6/6


























Bir önceki konu başlığı Bir sonraki konu başlığı