|
Türkiye’nin
eski milletvekillerinden Hasene Ilgaz, o yıllarda
gayrımüslimlerden oluşan komşularının yılbaşı
kutlamalarının kendi evlerine nasıl yansıdığını,
Berna Tuna’nın Hürriyet’te yayınlanan bir dizi
yazısında şöyle anlatıyor: “Bizim neşelendiğimiz,
sevindiğimiz günler, dinî bayramlardı. Bizim
için yılbaşı diye bir olay yoktu. Yalnız, yılbaşının
yaklaştığını, bizden olmayan dostlarımızın,
ekalliyetlerin, yılbaşı için yaptığı hazırlıklardan
ve evimize gönderilen hediyelerden anlardık.
Kabukları renk renk boyanmış yumurtalar, yılbaşı
çörekleri, kokular, lavanta çiçekleri, bu gönderilen
hediyeler arasındaydı. Bu hediyeleri, ‘bizim
bayramımız’ diyerek getirirlerdi. Biz de onlara
lokum, yılbaşı tatlısı, gelincik şerbeti gibi
ikramlarda bulunurduk.” Gelelim yılbaşının nasıl
milli bir mesele haline geldiğine... Konu, 1926
yılında miladi takvimi resmen kabul edilişimizle
açılır. O dönemde daha yılbaşını izleyen gün,
yani 1 Ocak tatil değildi. Ama 1926 yılını 1927’ye
bağlayan gün bir tesadüf eseri olarak, haftasonu
tatiline, yani Cuma’ya denk gelmişti.
|