Navigasyonu atlayıp içerik bölümüne geç
  • Türkiye (Change)
  •  

SkyLife - Aralık 2006

YAZI: EMEL ALTAN EGE FOTO: AKGÜN AKOVA

Saklı cennet

Muscat

Muscat, palmiyeleri, küçük gizli plajları, bakımlı caddeleri ve Akdeniz renklerine bürünmüş cumbalı evleri ile çölde bir vaha sanki...

Muscat

Muscat

Muscat

Muscat

Muscat

Muscat

Muscat

Muscat

Muscat

Muscat

Muscat

Muscat

Muscat
Fotoğraf : Ali Servet Ege

Muscat
Fotoğraf : Ali Servet Ege

Muscat
Fotoğraf : Ali Servet Ege

Muscat
Fotoğraf : Ali Servet Ege

Muscat

Türk Hava Yolları’nın yeni uçuş noktalarına direkt seferler başlatacağını öğrenip de listede yer alan isimler arasında Muscat’ı görünce dünyalar benim oldu... Şimdi, TK 1158 sefer sayılı THY uçağında, “Sinbad’ın gizemli ülkesi Umman’ın Akdeniz renklerine bürünmüş başkenti Muscat’a” gidiyorum. Kaptanımız, uçuşla ilgili anonsa başlıyor; her şey yolunda. Heyecanımı bastırmak için, yol boyunca notlarımı tekrar tekrar okuyorum... Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadan Muscat’a varıyoruz.

ORTADOĞU’NUN EN BÜYÜK İKİNCİ CAMİİ
Seeb Havaalanı’nın kapısından çıkar çıkmaz yüzüme tütsü ve baharat kokulu ağır ve sıcak hava çarpıyor. Alandan merkeze doğru ilerlerken, sanki bir ışık seli içinde yol alıyoruz.
1970’de babası Sultan Said bin Taimur’u devirerek tahta geçen Sultan Qaboos bin Said’in annesi için yaptırdığı devasa, ama bir o kadar da zarif caminin altın mozaikli camekan kubbesinden yansıyan ışık tüm kenti kucaklar gibi. 933 bin metrekarelik alana kurulu Sultan Qaboos Büyük Camii, beş minaresi, altı bin altı yüz kişilik ana binası, sekiz bin kişilik dış avlusu, İslam kültürü üzerine yirmi bin eserin bulunduğu kütüphanesi, 300 kişilik seminer salonu ile Ortadoğu’nun ikinci büyük camii... 2001 yılında büyük törenlerle ibadete açılan caminin yerden elli metre yüksekte asılı duran kristal avizesi 1122 ampulle aydınlanıyor.
Sultan Qaboos Caddesi’nin her iki kenarı da yemyeşil; begonviller rengârenk. Az ötede yükselen muhteşem volkanik kaya tepeleriyle bu renk cümbüşü arasında müthiş bir tezat var. Muscat, çöldeki vaha, hatta daha da fazlası; cennet gibi. Yol boyunca, her kavşağa ülkenin sembollerinin dev boyutlu örnekleri yerleştirilmiş; bir hançer, bir ibrik, hisar formunda bir tütsü kabı...

DOĞA SPORU TUTKUNLARININ YENİ GÖZDESİ
Umman bayrağında da yer alan hançer, geleneksel erkek giysilerinin en dikkat çeken özelliği... İşlemeli kumaştan gösterişli bir kemerle bele takılan hançerin ucu sağa doğru kıvrık. Ülkenin bir diğer sembolü ise her biri canlı renklerden elişi motiflerle süslenmiş, kırmızı toprak tütsü kapları. Çok keskin kokulu reçine topakları bu kapların içinde küçük kömür parçacıklarının korunda yakılıyor. Umman’ın asırlardır en önemli gelir kaynaklarından biri olan bu reçine topakları, ‘frankincense’ adlı buhur ağacından elde ediliyor ve tütsünün yanı sıra parfüm yapımında da kullanılıyor. Öyle ki dünyanın en değerli parfümünün sırrı bile onda gizli.
Merkeze yaklaşırken, denizle yol arasında önce bakanlıkları, sahil şeridinde de tüm ülkelerin büyükelçiliklerini görüyorum. Her şey son derece düzenli ve özenli. Bir kentin kimliğini yitirmeden de modernleşebileceğinin göstergesi gibi duran binalar dört ya da beş katlı, ama hep bembeyaz badanalı. Balkonları begonviller sarmış.
Umman, özellikle de son yıllarda, ısının 25 derecenin altına düşmediği ılıman kış ayları boyunca yüzme, dalış, balık avcılığı, çöl kayağı, jip-safari, trekking, golf ve yelken başta olmak üzere çeşitli doğa sporları tutkunu yabancıların gözde tatil mekânı olmuş. Ekim ayının ikinci yarısından itibaren ideal mevsim başlıyor. Bu, hem turizm sezonunun açılması hem de festivaller mevsiminin başlaması anlamına geliyor. 20 Ekim’de başlayan Muscat Festivali, 18 Kasım Umman Milli Günü kutlamalarıyla sona eriyor. Havaalanı yakınlarındaki Oman International Exhibitions Centre’da çeşitli uluslararası sergi ve fuarlar düzenleniyor.

SİNBAD’IN ÜLKESİ
Büyük bir volkanik patlama sonrasında okyanusun içinden yükselerek oluştuğuna inanılan ve adı ‘Ateşin Anası’ anlamında ‘Umm An Nar’dan gelen Umman Sultanlığı’nda yaşayanlar, Arap Yarımadası’nın en eski - ve belki de tek - denizci Arap halkı. Balıkçılık ve tarım binlerce yıl boyunca Umman halkının en önemli geçim kaynağı olmuş. 1970’de İtalyan arkeologlar, uzunluğu 1700 kilometreyi bulan Umman sahillerinde yaklaşık 400 kişinin yaşamış olduğu ve 7000 yıl öncesine tarihlenen bir balıkçı köyü bulmuşlar. Bu da, bu topraklarda yaşayan halkın atalarının denizcilik ve balıkçılıkla ne denli iç içe olduğunun bir göstergesi. Sohar doğumlu olduğuna inanılan masal kahramanı Sinbad’ın efsanevi yolculuklarında kullandığı söylenen teknenin bir modelini Al Bustan yakınlarındaki bir meydanda görebilirsiniz. ‘Dhow’ adı verilen bu tekne, günümüzde kullanılan Umman teknelerinden pek de farklı değil. Sadece, Sinbad’ın kürekçileriyle yelkencilerinin yerini şimdi güçlü motorlar almış.
Barbunya, tekir, kefal, mercan, ton, barakuda ve daha pek çok çeşitten okyanus balığını bir arada görmek isterseniz Mutrah’a gitmelisiniz. Kocaman bir balık ve sebze halinin bulunduğu Mutrah’da, tarihi kapalı çarşı Mutrah Souk’u da gezebilirsiniz. Bölgenin en ünlü ve en uzun Arap çarşılarından biri olan Mutrah Souk’ta çeşitli gümüş takılar, boy boy telkari hançerler, bol miktarda tütsü kabı, tütsülük reçine topakları, ibrik görünümlü özel kahve cezveleri, hurma, ipekliler, değerli taşlar, inciler, yerel giysiler, geleneksel Umman helvası ve daha pek çok şey satılıyor.

OKYANUSTA YÜZMEK
Muscat’ta bulunan onlarca müze içinde şimdilik sadece Milli Müze’yi ziyaret edebiliyorum. Sultan’ın geleneksel Osmanlı mimarisinden esinlenerek inşa edilen görkemli ama son derece zarif sarayı ise eski Muscat’ta, denizin hemen kıyısında...
Pırıl pırıl gökyüzünde bembeyaz pamuk yığınlarını andıran bulutlar var, hava tertemiz. Masmavi, uçsuz bucaksız okyanusun yanında, rengârenk çiçeklerle yemyeşil çimenlerin armonisini anlatmaya kelimeler bulamıyorum. Tek sorun, alışık olmadığım derecede yüksek hava sıcaklığı. Hemen yüzmek için can atıyorum. Ama güneş battıktan sonra, ay ışığında, Sidap yakınlarındaki yat kulübüne gidip hayatımda ilk kez okyanusta yüzmenin keyfine varıyorum.
Her güzel şey gibi, Muscat macerasının da sonu geldi bile. Elimde, tütsü kaplarım, minyatür hançerlerim, işlemeli tuniklerim, yasemin kokulu sabunlarım ve parfümlerim, ‘frankincense’ topaklarım ve daha birçok Umman hatırası ile dolu poşetlerle yeniden o ‘ışık seli’ yoldan havaalanına dönüyorum. Yaşadıklarım bir rüya gibiydi, buradan ayrılmak çok zor geliyor. Özellikle, her cuma günü geniş bir meydanda kurulan halk pazarına ve o çok renkli festivallere katılmanın hayaliyle Muscat’a bir kez daha gelebilmeyi dileyerek THY uçağının merdivenlerini tırmanmaya başlıyorum. Uykuya dalmadan önce, notlarıma son bir paragraf daha ekliyorum: “Muscat, palmiyeleri, çöl ile okyanus arasında bir set gibi duran kayalık dağların eteklerine gizlenmiş küçücük plajları, lezzetli balıkları, bakımlı caddeleri ve Akdeniz renklerine bürünmüş cumbalı evleri ile çölde vaha gibi... Bir yanda ezan seslerinin yükseldiği nakışlı camiler, diğer yanda pürüzsüz beton asfaltta yol alan air-condition’lı lüks arabalar, bir yanda denizin mis gibi kokusu, öte yanda geleneklerini sürdüren balıkçılar... Burada herkes için bir şeyler var.”



1996 - 2010 Türk Hava Yolları A. O. Her hakkı saklıdır.  A Star Alliance Member