Navigasyonu atlayıp içerik bölümüne geç

SkyLife - Kasım 2009

Ahmet Usta

Etkileşimin Degişen Yüzü

İnsanoğlu geliştirdiği ilk mekanik cihazlarda ellerini ve ayaklarını kullanarak makinelere yön verdi. Zamanla makineler otomatlara, otomatlar elektromekaniklere ve nihayetinde dijital cihazlara dönüştü. Düşünce gücü ile kontrolün ise hemen kıyısındayız…

Etkileşimin Degişen Yüzü

Etkileşimin Degişen Yüzü

Etkileşimin Degişen Yüzü

Etkileşimin Degişen Yüzü

Bir dizi komut ile programlanabilen ve aslında bir dokuma tezgâhı olan ilk mekanik sistem 1728 yılında kullanıldı. Mantık çok basitti, üzerinde delikler bulunan bir kart sayesinde dokunma makinesine işlemleri hangi sıra ile yapacağı söylenmişti. Delikli kartlar ile programlanan sistemler, zamanla şekil değiştirip elektronik ortamlarda 1970’li yılların ortalarına kadar kullanılmaya devam ettiler.

Öte yandan insanoğlunun kâğıt ile olan dansında yeni bir dönem başlatan daktiloların atası sayılabilecek yazı cihazları için ilk patentler 1820’nin başlarında alınsa da gerçek anlamda bir yazı makinesi olarak kabul edilebilecek cihazlar 1870’lerde hayatımıza girdi. 1980’li yılların sonuna dek ofis ve akademik hayatın vazgeçilmez bir parçası olan daktiloların mekanik tıkırtıları günümüzde sadece özlemli bir aşkın tozlanmış hatıra defteri olmuş durumda.

KLAVYENİN TARİHİ
Günümüzde büyük veya küçük her türü dijital cihaz ile insan etkileşiminin temel arabirimi olan klavyeler ise 1930’lu yıllarda daktilo sistemlerinin elektrik hatlarına bağlanabilen ve metinlerin elektriksel sinyaller olarak gönderilmesini sağlayan telgraf makineleri ile gerçekleşti. Gerçek anlamda ekranla bize bilgi sunan ve bir klavye ile bilgi girişi yapılan makine ise 1964 yılında MIT, Bell Labratuvarları ve General Electric ortak çalışması ile üretilen Multics isimli sistemdir.

1970’lerin sonunda ivmelenmeye başlayan ve günümüze dek inanılmaz bir hız ile yoluna devam eden bilgisayar-insan etkileşiminde özellikle son on yıl içerisinde yenilikçi yaklaşımlar ile birlikte değişimlere şahit olmaktayız. Henüz mobil telefonların yaygın olmadığı dönemlerde Kişisel Dijital Asistan (PDA) olarak bilinen cihazlara özel bir kalem ile dokunmatik ekranlar sayesinde bilgi girişi yapılabilmekteydi. Palm gibi firmaların ürettiği cihazlarda daha kolay yazı yazabilmek için harf ve rakamlar basitleştirilmiş işaretler ile tanımlanabiliyordu. Mobil telefonların gelişim sürecinde önce PDA cihazlar telefon özelliğini kazanmaya başlarken, daha sonra değişen eğilimler, mobil telefonları birer PDA cihaz haline dönüştürdü.

DOKUNMATİK EKRANLAR SAHNEDE
Mobil cihazların giderek küçülen boyutları ve tüketicilerin daha geniş ekranlara olan talebi, üreticilerin kısıtlı çalışma alanından fiziksel klavyeleri kaldırarak dokunmatik ekranlı ürünleri satışa sunmasını sağladı. Apple 2007 yılının haziran ayında iPhone’u piyasaya sürdüğü ilk hafta içinde 700 bin adet cihaz sattı. Nokia, Samsung, BlackBerry gibi üreticilerin piyasaya sundukları ürünler ile elde ettikleri büyük başarının arkasında yatan sır şüphesiz ki insanoğlunun dokunma duygusu ile elde ettiği hazzı dijital ortam ile buluşturmakta yatıyor.

Teknolojik gelişim sürecinin bize gösterdiği; çok uzak olmayan bir gelecekte, bir zamanlar popüler olan daktiloların yerlerini klavyelere terk ettiği gibi, klavyelerin yerlerini dokunmatik ekranlara bırakacak olması.

BİRAZ DA GELECEK
Bugün cep telefonlarımız artık dokunuşlarımızı algılayabiliyorlar, sadece dokunuşlarımızı değil el ve kol hareketlerimizin oluşturduğu hız ve yönelimleri tespit edip bunlara göre tepkiler üretebiliyorlar. Nintendo Wii gibi oyun konsolları basit bir oyun çubuğu ile eğlence dünyasına yeni bir deneyim ve heyecan getirirken Microsoft, Sony gibi firmaların tanıtımını yaptığı konsept ürünler hiçbir kontrol cihazı kullanılmaksızın insan hareketlerini algılayıp birer komuta dönüştürebilmekteler. Üniversitelerde yapılan araştırmalar ise insanın artık düşünce gücünü birer komuta dönüştürme yolunda adımların atılmasını sağlıyor. Şüphesiz ki insan kendine hedefler koyan, bu hedeflere ulaşmak için çalışan ve onları elde eden eşsiz bir varlık. Hayallerimizi gerçeğe dönüştürme hızımız her geçen gün biraz daha artıyor. Hayal ve düşüncelerimize fiziksel şekiller verip onlara dokunabilmek belki torunlarımızın, belki çocuklarımızın kim bilir, belki de bizlerin kesinlikle yaşadığı bir deneyim olacak. Bir sonraki hedefimizin dokunabildiklerimizi düşüncelere çevirip yıldızların ötesine göndermek olmayacağını kim söyleyebilir?




Bookmark and Share

1996 - 2009 Türk Hava Yolları A. O. Her hakkı saklıdır.   A Star Alliance Member