Navigasyonu atlayıp içerik bölümüne geç

SkyLife - Kasım 2009

Belgin Demirsar Arlı - Ahmet Bilal Arslan

19. Yüzyılın Hezarfeni

Osman Hamdi Bey

Türk müzeciliğinin ve arkeolojisinin kurucusu, Batılılaşma Dönemi Türk Resminin önde gelen temsilcisi olan Osman Hamdi Bey, Türk sanatının en önemli isimlerindendir.

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Paris’e 1860 yılında hukuk öğrenimi için gönderilen Osman Hamdi resme olan ilgisinin ağır basmasıyla hukuk ve resim eğitimini bir arada yürütmeye çalıştı. Fakat bir süre sonra tüm zamanını sanata ayırmaya karar vererek Paris Güzel Sanatlar Akademisi’ne ve özel atölyelere devam etmeye başladı. Dönemin tanınmış ressamlarından Jean Léon Gérôme (1824–1904) ve Gustave Boulanger (1824–1888) ‘nin atölyelerini tercih etti. Osman Hamdi 1869’da İstanbul’a döndü. 1878’te resme daha fazla zaman ayırabilmek için, kendi tercihiyle ayrılıncaya dek devlet memurluğu ve yöneticilik yaptı. Çalıştığı süre içinde dönemin üst düzey yöneticilerinin takdirlerini kazanan Osman Hamdi Bey’in üstün başarıları onun tekrar yöneticiliğe getirilmesini sağladı. 1881 yılında Müze-i Hümayun’a (İstanbul Arkeoloji Müzeleri), 1882’de de Sanayi-i Nefise Mektebi’ne (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) müdür olan Osman Hamdi Bey, görevlerini 1910’daki ölümüne dek sürdürdü.

Osman Hamdi, müzede sadece idareci olmak yerine aktif olmayı tercih ederek; Türkler tarafından yapılan ilk kazıyı gerçekleştirdi. Nemrut Dağı, Sayda ve Lagina Kazıları’nı bizzat yönetti. Resmi olarak müze müdürlüğüne getirilmesinden önce, ilk resmi görevi olarak gittiği Bağdat’ta bölgenin tarihi ve arkeolojisi ile ilgili çalışmalar yaptığı ve bazı eserleri İstanbul’a gönderdiği biliniyor.

KAZILARI
İlk olarak 1881 yılında Almanlar tarafından keşfedilen Nemrut Tümülüsü Osmanlı İmparatorluğu’nun üst düzey yöneticilerini de etkiledi. Osman Hamdi Bey ile Sanayi-i Nefise Mektebi öğretim üyelerinden heykeltıraş Osgan Efendi 1883 yılında burada inceleme yapmak üzere görevlendirildi. Osman Hamdi ve Osgan Efendi burada yaptıkları kazının verileriyle daha önceki araştırma sonuçlarını değerlendirerek bir kitap yayınladılar. 1883 yılı için çok önemli olan bu Fransızca yayın kitabeler yanında, ölçekli rölöve ve o yıla ait fotoğrafları da kapsıyor.

Osman Hamdi Bey’in 1887 yılında gerçekleştirdiği Sayda-Sidon (Lübnan sınırları içinde) Kazısı’nda 20’ye yakın çok değerli lahdi açığa çıkardığı biliniyor. En ünlüleri İskender, Ağlayan Kadınlar, Satrap ve Likya Lahitleri olup bunlar günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzeleri koleksiyonunda yer alıyorlar.

Günümüzde Selçuk Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ahmet Tırpan tarafından sürdürülen Lagina Kazılarını 1891-1892 yıllarında Osman Hamdi Bey gerçekleştirdi. Osman Hamdi Bey 1892 yılında o güne kadar toplanan ve iki yıl içerisinde kendisinin bulduğu heykel ve kabartmaları İstanbul Arkeoloji Müzesi koleksiyonuna dâhil etti. Kendisi ve yakın çevresindeki kişilerin gerçekleştirdiği kazılarla eser sayısı ciddi şekilde artan müzenin daha modern bir binaya kavuşması için destek bulan Osman Hamdi, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin ilk kısmını 1899’da, ikinci kısmını 1903’de ve üçüncü kısmını 1907’de ziyarete açtı. 1840 yılından itibaren Osmanlı topraklarında yabancılara kazı yapma izni verilmeye başlandı. Fakat düzgün bir eski eser yönetmeliği olmadığı için kazılarda ele geçen eserlerin yurt dışına çıkışları hızlandı. Osman Hamdi Bey’in müze müdürlüğüne getirildikten sonraki en önemli çalışması yürürlükte bulunan ‘1874 Asar-ı Atika Nizamnamesi’ni 1883 yılında yeni baştan düzenleyerek eserlerin yurt dışına çıkarılmasını yasaklayan maddeler koydurması oldu.

Osman Hamdi Bey 1881’de Müze-i Hümayun’un başına getirildikten bir yıl sonra, 1882’de Sanayi-i Nefise Mektebi’nin Müdürlüğüne de atandı. Kazı ve müze işleriyle uğraşırken diğer yandan ‘Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi’ni kurdu. Burada hocaları seçti. Bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin Eski Şark Eserleri Binası olarak hizmet veren binayı Sanayi-i Nefise’nin hocalarından Mimar Vallaury ile birlikte tasarlayarak 1883 yılında öğretime açtı.

RESSAM OSMAN HAMDİ
Osman Hamdi Bey, devlet işlerini yaparken de arkeoloji ve müzecilik çalışmalarını sürdürürken de ressamlığını hiç ihmal etmedi ve her fırsatta sürdürdü. Türk resim sanatının o dönem koşulları düşünüldüğünde, en başarılı ressamlardan biri kabul edilen Osman Hamdi’nin, günümüzde bilinen yaklaşık 200 tablosu var. Tablolarından bazıları şunlar: Kahve Ocağı, Sultan II. Selim Türbesi, Cami Kapısında Feraceli Kadınlar, Yeşil Türbe’de Dua, İftardan Sonra, Camiden Çıkan Sultan, Gezintide Kadınlar, Bursa Yeşil Cami’de, Mihrap, Ab-ı Hayat Çeşmesi, Rüstem Paşa Camii Önünde, Kaplumbağa Terbiyecisi, Mimozalı Kadın.

Şeker Ahmed Paşa ve Süleyman Seyyid gibi çağdaşlarıyla birlikte Paris’te eğitim gören Osman Hamdi, Türk Resim Sanatının ‘Klasikler’ olarak anılan grubuna dâhil oluyor. Osman Hamdi’nin çalışma tekniği ve üslubu çağdaşlarından farklı. Onun sanatında, Oryantalist üslupta eserler veren hocalarının, özelikle de Gérôme’un etkileri açıkça görülüyor. Türk resminde, içinde insan figürü bulunan konulu kompozisyonlar, büyük boyda figür ilk kez Osman Hamdi Bey’de görülüyor. Resmettiği mimarinin önünde veya içinde bir ya da birkaç insan figürü mutlaka mevcut. Osman Hamdi Bey’in, Türk sanatının başarılı eserlerini sergileyen, bugün için belgesel nitelik kazanmış olan tabloları, zaman zaman figür kullanımı açısından eleştirilse dahi, Türk resim sanatının gelişim çizgisinde çok önemli bir yere sahip.




Bookmark and Share

1996 - 2009 Türk Hava Yolları A. O. Her hakkı saklıdır.   A Star Alliance Member